Türkiye Selçuklu Devleti’nin başkentliğini yapmış, tarihî şehri.
Türkiye Selçuklu Devleti’nin başkentliğini yapmış, tarihî şehri.
Konya Anadolu'da doğu-batı, kuzey-güney yönlerinden gelen yolların kavşak noktasındadır. Bu durum, her devirde ona önemli bir konum sağlamıştır. Yakın çevresindeki Karahöyük, Çatalhöyük, Boncukluhöyük gibi yerleşimler, geçmişini milattan önce sekiz binyılına kadar götürür. Şehrin ilk iskân yeri Alaeddin tepesidir.
Konya'nın adının Luvice "koyun yöresi" anlamındaki Kawana kelimesinden geldiği düşünülür. Bu kelime, Bizans devrinde İkonium'a, oradan Selçuklu Türkçesi'nde "gönül hoşluğu" anlamındaki Gunya ile irtibatlı olarak Konya'ya dönüşmüş olmalıdır. Frigler'den Bizans'a değişik devirleri yaşayan şehir, asıl kimliğine Türkiye Selçukluları zamanında kavuşur. Emevî, Abbâsî orduları tarafından defalarca alınsa da kalıcı fetih, 1069 yılından sonra Selçuklular tarafından gerçekleştirilir. I. Haçlı Seferi'nde (1096-1099), İznik'in kaybı üzerine, Türkiye Selçukluları'nın değişmez başşehri/dârülmülkü olur.
Konya'nın, eğitim ve kültür merkezi haline gelmesi, başkent yapılmasından sonradır. Alaeddin tepesini kuşatan kalenin kuzey yarısına yerleşen Selçuklular, büyük ibadethane olarak Alaeddin Camii'ni inşa ederler. Cami yanına; medrese, devletin yönetildiği saray, köşkler, hankah ve hamamlar yapılır.
Haçlı saldırılarıyla kesilen imar hamleleri, Sultan I. İzzeddin Keykâvus (1211-1220) ve I. Alâeddin Keykubad (1220-1237) dönemlerinde hızlanır ve Konya en parlak devrini yaşar. Pek çok görkemli sanat eseri ve eğitim kurumları inşa edilir. Medreseleri, kütüphaneleri, cami-mescit, tekke-zaviye ve hankahları ile Konya; devrinin âlim-bilge şahsiyetlerini, sanatkâr ve edipleri, ticaret erbabını çeken bir cazibe merkezi haline gelir. Bu dönemde kazanılan ivme, 1243 sonrasında gittikçe ağırlaşan Moğol işgali döneminde de devam etti. Endülüs'ten, Türkistan şehirlerine varıncaya kadar gelip yerleşenler çoğaldı. Türkmenler, Rum, Ermeni, Yahudi gibi farklı kültür ve dinden insanlar, Selçuklu yönetiminde birlikte yaşadılar. Milletlerarası ticaret şehri haline gelen Konya'da, XIII. yüzyılda, yaklaşık %10'u gayrimüslim olmak üzere 60.000 nüfus bulunuyordu.
Şehir XIV. yüzyıl başlarında Karamanoğulları'nın yönetimine, 1397'de de Osmanlı hakimiyetine girdi. Ancak Karamanoğulları şehri tekrar almış ve el değiştirmeler, onu geriletmiştir. Nihayet Fâtih Sultan Mehmed'in Konya'yı alarak 1468 yılında oğlu Şehzade Mustafa'yı sancak beyi atamasıyla burası, şehzade şehri oldu. Şehzade Mustafa'dan sonra 1474'te Cem Sultan, sırayla II. Bayezid'in oğlu Abdullah, Şehinşah, Şehinşah'ın oğlu Mehmed, Kanûnî Sultan Süleyman'ın oğulları Bayezid ve Selim sancak beyliği yaptılar. Türk-İslam geleneklerini temsil eden Konya, köklü bir vakıf şehridir. Sadece 1596'da Mevlânâ vakıflarından 200'den fazla ailenin geçimini sağlaması, vakıflar hakkında fikir verebilir.
Eğitime önem veren Türkiye Selçukluları medreselerini, birer sanat eseri olarak inşa etmişler, kurdukları vakıflarla talebeleri, eğitimcileri desteklemişlerdir. Başta sultan ve hanedan üyeleri olmak üzere, devlet adamları, toplum ileri gelenleri, eğitim kurumu inşasını, hayırda yarış olarak algılamışlardır. Sultan I. Gıyâseddin Keyhüsrev'in eşi Ümmühan Hatun, I. Alâeddin Keykubad'ın eşi Mahperi Hatun, Gürcü Hatun, Râziye Devlet Hatun, Gömeç Hatun, Fatma Hatun da bunlar arasındadır.
Böylece XIII. yüzyıldan itibaren binlerce öğrenci, bürokrat, kadı, bilgin yetişti. Medreseler, devleti ayakta tutan, toplum birliğini sağlayan insan tipini oluşturdu. Selçuklular, toplum-devlet bütünlüğünü sağlamanın yolunu; İslam medeniyetini diriltmede, Türk kültürünü canlı tutmada bulmuşlardır. Bunun için eğitim kurumlarında, İslam düşüncesini ve Hanefîliğin Türkler arasında yayılmasını sağlayan Mâtürîdî (ö. 944) anlayışını öne çıkardılar. Altun-aba (İplikçi), Sırçalı, Karatay gibi önemli medreseler, müderrislerinin Hanefî olması istenilen kurumlardı.
Bu anlayış, sufi zümrelerde de kabul gördü. Mevlânâ Celaleddin Rûmî (ö. 1273), görev yaptığı Akıncı, İplikçi gibi medreselerde, Hanefî fıkhının Burhâneddin Mergînânî'ye (ö. 1197) ait, beş ciltlik eseri Hidâye'yi okuttu. Talebeleri arasında, oğlu Sultan Veled de vardı. Medreseler İslamî ilimler, matematik, astronomi, tıp, hikmet (felsefe) gibi aklî ilimleri öğreterek yükselişin temelindeki yararlı ve doğru düşünceyi ürettiler.
Medreselerin birer âbide olması, eğitime/insana verilen değer ile ilişkilendirilmişti. Günümüze ulaşan Karatay, İnce Minare, Sırçalı medreseler; taç kapıları, ferah çini iç mekânlarıyla; talebeyi girişte etkileyen anıt eserlerdi. Selçuklu yazı sanatının mermere işlenmiş örnekleri, çini sanatı ile süslenen medreseler, külliye anlayışıyla inşa edilmişlerdi. Konya medreseleri, ortalama otuz-otuz beş öğrenciyi barındırıyordu. Talebe, uygun bir iş karşılığı, bursla destekleniyordu. Altun-aba Medresesi vakfiyesinde yer alan, çok başarılı üç talebeye ayda 15'er dinar (altın), orta seviyeli on beş talebeye 10'ar dinar, yeni başlayan yirmi öğrenciye de ayda 5'er dinar verilmesi kaydı, örnek bir teşvikti. Medresenin kütüphanesi vardı. Ayrıca her yıl medreseye, 100 dinar değerinde kitap alınması şart koşulmuştu. Türkiye Selçukluları böylece, Anadolu'da bir yandan Bizans'la, diğer yandan batıdan gelen yıkıcı Haçlı seferleriyle ve Moğol saldırılarıyla mücadele edebildiler.
Cami, medrese ve hankah üçlüsü, Selçuklu eğitim hayatının merkezinde bulunuyordu. Sultanlar ve devlet adamları, ulema, sanatkâr ve mutasavvıfları; devletin manevi mimarları, medeniyetin öncüleri görüyorlardı. Bu sebeple ilim ehline medrese, hankah, zaviye yaptırıp himayede bulundular. Bir tarafta medreseler, diğer tarafta Ahîlik başta olmak üzere tekke ve zaviyeler, devletin ve toplumun ihtiyaç duyduğu insanın yetiştiği önemli kurumlar idi.
Bunun için Türkiye Selçukluları'nın, Konya'ya yerleşirken yaptıkları ilk işlerden biri, Alaeddin tepesinde Medrese-yi Sultâniye'yi açmak oldu. Bu medreseyi, diğerleri takip etti. Türk İslam dünyasının âlim ve sanatkârlarının bu şehre gelmesiyle Konya bir medeniyet merkezi hüviyeti kazandı. Gelenler içinde, Necmeddin Râzî, Mecdüddin İshak, Evhadüddin Kirmânî, Ahî Evren, Şeyh Nasreddin Muhammed Hûyî, Sultanülulema Baha Veled, Muhyiddin Arabî, Kadı İzzeddin Râzî gibi bilgelerin bulunması, sıradan bir gelişme değildi. Bunda güven ortamını sağlama; âlimler, zahitler ve halk için bir sığınak olma, ilim ve âlime değer verme etkili olmuştur.
Sultanlar, sefere çıktıkları zaman, ilim sahibi bilge kişileri de yanlarına alırlardı. II. Kılıcarslan, alim ve tabip, Kemâleddin Hubeyş Tiflisî'yi (ö. 1203-1204) sürekli yanında bulundurur, din ve hikmet alanında tartışmalar yaptırırdı. Tiflisî, yazdığı kitapları sultana ithaf etmişti. Şehâbeddin Sühreverdî Maktûl de (ö. 1191) Pertevnâme'sini ona ithaf etmişti. II. Kılıcarslan'ın, Selâhaddin Eyyûbî'ye gönderdiği elçi İhtiyârüddin tanınmış bir âlimdi. Sultan İzzeddin Keykâvus, büyük âlim, sultanlar hocası Mecdüddin İshak'ı (ö. 1221) yanında bulundurur, sözlerine itibar ederdi. Sadreddin Konevî (ö. 1274), eserleri ve görüşleriyle ekol olmuş, Osmanlı devrini de etkilemişti. Aynı şekilde Kadı Sirâceddin Urmevî (ö. 1283) birçok eserini Konya'da yazdı.
Eğitim kurumlarıyla donatılan Konya'da, muallimhane/sıbyan mektepleri dışında, Kur'an öğretip hafız yetiştiren, kıraat ilminin okutulduğu yirminin üzerinde dârülhuffaz ile dârülkurra vardı. Bunların bazıları Ferhûniye, Sâhip Ata, Kadı İmâdüddin, Paşa Hondi Hatun, İlaldı Hatun, Bağdat Hatun, Sitti Nefise Hatun, Şükran, Pîr Esad, Sungur Ağa, Has Yûsuf Ağa, Hoca Mezîd, Pîr Ali, Hoca İbrâhim, Hacı Ali Sayrafî, Sudun Ağa, İshak Bey dârülhuffazlarıdır.
Konya'da Alaeddin tepesi çevresinde, otuz civarında Selçuklu medresesi vardı. Onlardan bazıları: Akıncı, Dârüşşifâ-yı Alâiye, Ali Gâv, Atabekiye, Kemâliye/Küçük Karatay, Celâleddin/Büyük Karatay, Mevlânâ/Emîr Bedreddin Gühertaş, Hatuniye, Sâhip Ata Dârülhadisi/İnce Minare, Emîr Şemseddin Altun-aba, Kadı Hürremşah, Kadı İzzeddin, Kadı Kalemşah, Kutlu Melek Hatun, Lala Emîr Esedüddin Ruzbe, Nizâmiye/Nalıncı, Sadreddin Konevî, Seyfiye, Sırçalı/Muslihiye, Şeref Mesud, Tâcülvezir'dir.
Konya'daki Selçuklu medreselerinde, devrin tanınmış bilginleri müderrislik yaptı. Bunlar arasında Ahî Evren, Muhyiddin Arabî, Sadreddin Konevî, Fahreddin Râzî, Bahâeddin Veled, Mevlânâ, Sirâceddin Urmevî, Mecdüddîn-i Dâye, Beyhekim Ekmeleddin Nahcuvânî, tıpla ilgili Ravzatü'l-Küttâb ve Hadîkatü'l-Elbâb'ın yazarı Ebû Bekir Konevî, Tabip Gazanfer, Tâceddin Bulgarî, Sultan Veled gibi isimler vardı. Osmanlı Devleti, kuruluş devrinde eğitim sistemini, Konya medreselerinde yetişmiş müderris ve bilge şahsiyetlerin eline teslim etti. Konya'dan Bursa'ya geçen Abdüllatîf Kudsî başta olmak üzere, Sadreddin Konevî'nin tesirleri; Abdürrezzâk Kâşânî, Kutbüddin İznikî, Kutbüddinzâde İznikî, Ahmed-i İlâhî, Abdullah-ı İlâhî, Atpazarî Osman Fazlı, Abdullah Bosnevî, Dâvûd-ı Kayserî'den Molla Fenârî'ye talebe ve sufiler üstünden uzanan çizgi, Selçuklu etkisini göstermektedir.
Konya'da medreseler dışında sarayda, kışlalarda (gulamhane), mahalle mescitleri bitişiğindeki mekteplerle, bir çeşit eğitim yeri olan tekke ve zaviyeler vardı. Ali Gâv Zaviyesi, Hankah-ı Ziyâ, Hankah-ı Lala, Sırçalı Sultan, Hızır-İlyas, Gömeç Hatun, Kadı Kalemşah, Sadreddin Konevî zaviyeleri bunlardan bazılarıdır.
Türkiye Selçukluları Anadolu'da, doğudan Moğol, batıdan Haçlı saldırıları yüzünden var olma mücadelesi içinde oldukları devleti ve toplumu ayakta tutacak insan unsurunu yetiştirme amacıyla eğitime özel önem verdiler. Eğitim kurumları, oturdukları saraylardan çok daha görkemli, kalıcı sanat eserleriydi. Konya'da, ülkeye örnek olacak dârülhadis, dârüşşifa, fıkıh gibi alanlarda ihtisas medreseleri açıldı. Kadı Hürremşah, Altun-aba, Sâhip Ata, Sadreddin Konevî; Konya'daki Selçuklu dârülhadisleriydi. Alâeddin Dârüşşifası tıp eğitimi; Sırçalı, Ali Gâv, Akıncı, Büyük Karatay, Atabekiye medreseleri fıkıh eğitimi veriyordu.
Hepsi vakıfları tarafından desteklenen eğitim kurumları; örgün, yaygın şekilleriyle toplum tabanına yayılmıştı. Medreseler, dârülhuffazlar, mektepler, ahîlerle birlikte değişik ehl-i tarik grupların hankah, zaviye ve tekkeleri bunların başlıcaları idi.
Selçuklu mâbetleri de aynı zamanda birer yaygın eğitim kurumu durumundaydı. Bunların başında Alâeddin Camii vardır. Ardından İplikçi, Sâhip Ata, Sadreddin Konevî camileri gelir. Onları bir medrese, türbe veya tekkeyle birlikte yapılan Mihmandar, Akçe Gizlenmez/Taş Mescit, Beşâre Bey, Şifahane, Hoca Fakih, Hatuniye, Erdemşah, Abdülaziz, Abdülmü'min, Tâhir ile Zühre, Sırçalı, Kara Arslan, Tercüman, Zevle Sultan, Beyhekim, Bulgur Tekkesi, Zenburî mescitleri takip eder.
Karamanoğulları devrinde, vakıf olan Selçuklu eğitim kurumları varlığını devam ettirdi. Karamanoğulları, öncekilere Kadı Mürsel, Muîniye, Karamanoğlu İbrâhim Bey medreselerini; Has Bey, Nasuh Bey, Zerger Ahmed, Hacı Selman, Lâl Paşa, Pîr Hüseyin Bey, Hoca İbrâhim, Hacı Hasan, Bağdat Hatun, Hoca Ömer Darülhuffazlarını; Tavus Baba, Şeyh Ebû İshak Kâzerûnî, Hoca Fakih zaviyelerini; Hacı Has Bey oğlu Mehmed, Dursunoğlu camileriyle, Şeyh Vefâ, Kazancı, Molla Mehmed mescitlerini; Ulaş Baba, Burhan Fakih, Siyavuş, Şeyh Şücâüddin, Pîr Esad, Hoca Fakih, Mevlânâ türbelerini eklediler.
Osmanlı devrinde Konya, eğitim kurumları yönünden zenginleşmeye devam etti. Evliya Çelebi, 1650'lerde Konya'da, on bir dârülkurra, üç dârülhadis, 170 sıbyan mektebiyle kırk tekkenin olduğunu belirtir. Medreseler, dârülkurralarla birlikte XVIII. yüzyıl başlarında otuz beş iken XX. yüzyılda altmış dörde ulaşır. Bunlar Musâhip Mustafa Paşa Dârülhadisi, Hacı Âdil Efendi, Ağazâde, Akçeşme, Atâiye, Avniye, Cıvıloğlu, Fethiye, Karahafız, Feyziye, Gevrakî, Abdülbasîr, İnliceli, İrfâniye, İsibzâde, Kadızâde, Köprübaşı, Gilisralı, Lârende, Mahmudiye, Bahâiye, Molla-yı Cedit, Muhaddis, Cevizaltı, Nakiboğlu, Ovalıoğlu, Özdemirli, Saîdiye, Saraçoğlu, Simavlı, Süleymaniye, Şirvanlı, Takva Dairesi, Karahöyüklü, Yağlıtaş, Yağmuroğlu, Yeğenoğlu, Yılanlı, Yûsuf Ağa Medrese ve Kütüphanesi, Zaferiye, Zincirli, Ziyâiye, Nûriye, Paşa Dairesi, Islâh-ı Medâris-i İslâmiye, Dârülhilâfeti'l-Aliyye medreseleridir. Medreselerde Ali Kemali, Zeynelâbidin, Rifat, Ahmed Ziyâ, Hâdimli Mehmed Vehbi efendiler gibi eser veren, birçok müderris görev yapmıştır. Bunlardan on beş ciltlik tefsir sahibi Mehmed Vehbi, aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi başkan vekilliği, Şer'iye ve Evkaf vekilliği gibi görevlerde bulunmuştur.
Osmanlı devrinde cami ve mescitlere; Pîrî Mehmed Paşa, klasik Osmanlı mimarisinin eşsiz örneklerinden Sultan Selim, Şerefeddin, Kapı, Azîziye, Hacı Fettah, Ovalıoğlu, Nakiboğlu, Arslanlı Kışla, Köprübaşı, Nâmık Paşa, Amber Reis, Cevizaltı gibi diğerleri eklenir. Cami ve mescitler, yalnız ibadethane değil aynı zamanda birer yaygın eğitim yeridir. Camilerde, vaaz ve hutbelerden ayrı, sabah ve ikindi vakitleri dersler verilirdi.
Konya'da klasik eğitim kurumlarına, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde Batı tipi okullar eklendi. Konya Dârülmuallimîn Mektebi (1875), lise (1889), Sanayi Mektebi (1901), Dârülmuallimât (1915), çokça ortaokul, ilkokul, ana mektepleriyle Konya İttihat ve Terakkî mektepleri gibi özel okullar bunlardandır.
Şehirde kiliseler, cemaat mektepleri, ayrıca misyoner okulları da bulunmaktadır. Müslim-gayrimüslim ilişkileri, I. Dünya Harbi'ne kadar normal seyreder. Ortodoks topluluğunun başında papazları vardır. Ama kilise âyinlerinde Rumca kullanılmaz. Dualar Türkçe yapılır, dua kitapları Türkçe basılırdı.
Konya 1919-1920'de İtalyan işgaline uğradı. İtalyanlar, tarihî Konya Lisesi'ni karargâh yaptılar. Medreseler, talebe azlığından kapanma noktasına geldi. Anadolu'da açılan ilk Hukuk Fakültesi olan Konya Hukuk Mektebi, öğrenci kalmadığından 15 Mart 1919 tarihinde kapandı.
Cumhuriyet devri başladığında Konya'nın merkez nüfusu, 54.637'dir. Medreseler, tekke ve zaviyeler, türbeler bütün Türkiye'de olduğu gibi kapatıldı. 150 talebenin eğitim gördüğü Konya dârülhuffazları "Kurtuluş mektepleri" adıyla ilköğretime tahsis edildi. Ulvi Sultan Mescit ve Türbesi, Şerefeddin b. Osman Türbesi, sağlam taş yapı olan Ziyâiye, Islâh-ı Medâris, Kadı Kalemşah, Yağmuroğlu medreseleri, Nizâmiye Medrese ve Türbesi, Amber Reis Türbesi ve İnce Minare'nin talebe odalarıyla avlu duvarları tahrip oldu. İplikçi Camii müze, Alâeddin Camii-İnce Minare depo/hapishane, Şerefeddin Camii kışla, Kışla Camii ot deposu olarak kullanılmaya başlandı. Yûsuf Ağa Kütüphanesi, Memur İstihlak Kooperatifi yapıldı. 1925'ten itibaren gazete ilanlarıyla yapılan satışlarla, bazı vakıf medrese bina ve arsaları, özel mülke dönüştürüldü. Selimiye Camii çevresindeki tarihî yapılar gibi birçok Selçuklu, Osmanlı eseri ortadan kaldırıldı. Askerî ortaokul-lise, 1923'te İstanbul'a nakledildi. Altmış yıldır eğitim veren Konya Erkek Öğretmen Okulu da kapatıldı.
Bunların yerine; yol, park ve yeni dönemin simgesi durumunda olan bazı eserler inşa edildi. Kız Muallim Mektebi (1924), İsmet Paşa, Gazi, Hâkimiyet-i Milliye ilkokullarının açılmasıyla (1926) Anadolu'nun ilk Atatürk heykelinin Ziraat Abidesi üzerine dikilmesi (1926) bunlardan bazılarıdır. Yüksek Mezarlık üstüne; Ticaret, Meram Anadolu, Meram Teknik ve Endüstri Meslek liseleri yapıldı. Konya 1924'te İmam-Hatip Okulu, 1925'te Ticaret Orta Mektebi'nin açılıp kısa süre sonra kapatıldığı yerlerden biridir.
Konya 1950 yılında 64.000, 1960'ta 119.000 nüfusa ulaşırken gelişmesi de hızlandı. 1975'te kurulan ilk üniversiteyle, 1987'de büyükşehir belediyesinin kurulması, önemli adımlar oldu.
Selçuk Üniversitesi 1975'ten kısa süre sonra, Türkiye'nin önemli üniversitelerinden biri haline geldi. Bünyesinden Niğde, Aksaray, Karaman, Erbakan, Konya Teknik gibi üniversiteler doğdu. Halen Selçuk'a bağlı Akşehir İktisadi ve İdari Bilimler, Akşehir Mühendislik ve Mimarlık, Beyşehir Ali Akkanat İşletme, Beyşehir Ali Akkanat Turizm, Diş Hekimliği, Eczacılık, Edebiyat, Eğitim, Fen, Güzel Sanatlar, Hemşirelik, Hukuk, İktisadi ve İdari Bilimler, İletişim, İslami İlimler, Mimarlık ve Tasarım, Sağlık Bilimleri, Spor Bilimleri, Teknoloji, Tıp, Turizm, Veteriner, Ziraat fakülteleriyle yedi enstitü, beş yüksekokul, yirmi üç meslek yüksekokulu, konservatuvar bulunmaktadır. Selçuk Üniversitesi 68.000'i aşkın öğrencisiyle, faaliyetlerine devam etmektedir.
KTO Karatay Üniversitesi 2009'da kuruldu. Bünyesinde Hukuk, Mühendislik ve Doğa Bilimleri, İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler, Güzel Sanatlar ve Tasarım, Tıp fakülteleriyle, üç yüksekokul, üç meslek yüksekokulu, lisansüstü eğitim enstitüsü bulunmaktadır. 2010 yılında kurulan Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi bünyesindeyse, Ahmet Keleşoğlu Eğitim, Ahmet Keleşoğlu İlahiyat, Diş Hekimliği, Ereğli Eğitim, Ereğli Ziraat, Fen, Güzel Sanatlar ve Mimarlık, Havacılık ve Uzay Bilimleri, Hemşirelik, Hukuk, Mühendislik, Nezahat Keleşoğlu Sağlık Bilimleri, Seydişehir Ahmet Cengiz Mühendislik, Seydişehir Kâmil Akkanat Sağlık Bilimleri, Siyasal Bilgiler, Sosyal ve Beşeri Bilimler, Tıp, Turizm, Uygulamalı Bilimler, Veteriner fakülteleri; bir yüksekokul, dokuz meslek yüksekokulu, dört enstitüsü ve konservatuvar vardır.
Vakıf olan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi, 18 Haziran 2013 tarihinde açıldı. Bünyesinde Mühendislik ve Mimarlık, Sosyal ve Beşeri Bilimler, Tarım ve Doğa Bilimleri fakülteleriyle iki enstitü bulunmaktadır.
Son kurulan Konya Teknik Üniversitesi ise 18 Mayıs 2018 tarihinde açıldı. Teknik üniversitede Mühendislik ve Doğa Bilimleri, Mimarlık ve Tasarım, İşletme ve Yönetim Bilimleri, Tarım Bilimleri ve Teknolojileri fakülteleri, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu, lisansüstü eğitim enstitüsü bulunmaktadır.
Konya, beş üniversitesi, on beş lisansüstü eğitim kurumu, elli yedi fakültesi, kırk beş yüksek ve meslek yüksekokulu, 120.000 üniversite öğrencisiyle Türkiye'nin önde gelen eğitim şehirlerindendir. Eğitim kurumu zenginliğine İnce Minare, Karatay, Sırçalı, Arkeoloji, Etnografya, Koyunoğlu gibi birçok müzesi, medyası, yayınevleri, sivil kültür ocakları eklenmelidir. Bunlar Konya'nın kültür merkezi olma özelliğini canlı tutmaktadır.
Arabacı, Caner. Millî Mücadele Dönemi Konya Öğretmenleri. Konya1991.
a.mlf. Kısa Konya Tarihi. Konya 2016.
a.mlf. Osmanlı Dönemi Konya Medreseleri 1900-1924. Konya 2017, s. 154-164, 182-188, 206.
Baykara, Tuncer. Türkiye Selçukluları Devrinde Konya. Ankara 1985, s. 87, 93.
a.mlf. “Konya”. DİA. 2002, XXVI, 182-187.
Demirli, Ekrem. “Sadreddin Konevî”. DİA. 2008, XXXV, 420-425.
Eflâkî, Ahmet. Âriflerin Menkıbeleri. çev. T. Yazıcı. İstanbul 1973, I, 111-255; II, 177-180, 934, 945-946.
Evliya Çelebi. Seyahatnâme. İstanbul 1314, III, 21.
Hacıgökmen, Mehmet Ali. “Türkiye Selçukluları Şehzade ve Sultanlar Muallimi Mecdüddin İshak”. Belleten. 76/276 (2012), s. 419-430.
Koca, Salim. Türkiye Selçukluları Tarihi II: Malazgirt’ten Miryokefalon’a (1071-1176). Çorum 2003, s. 222-223.
Konyalı, İbrahim Hakkı. Âbideleri ve Kitâbeleri ile Konya Tarihi. Konya 1964, s. 828-843.
Küçükdağ, Yusuf. Konya’da Ahilik, Ahi Yapıları: Makaleler. Konya 2019, s. 10-11.
a.mlf. Konya Alaeddin Darüşşifası. Konya 2020, s. 7-9.
Mehmed Ferid v.dğr. Konya ve Rehberi. İstanbul 1339.
Özaydın, Abdülkerim. “Kılıcarslan II”. DİA. 2022, XXV, 398-402.
Sümer, Faruk. “Keykubad I”. DİA. 2022, XXV, 357-359.
Turan, Osman. Selçuklular Zamanında Türkiye. İstanbul 1971, s. 241, 265, 286, 297, 313.
a.mlf. Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti. İstanbul 2005, s. 206, 329, 407-408.
Uz, Mehmed Ali – Doğan, Muhammed. Belgelerle Adım Adım Konya. Konya 2017, s. 205-206.
Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/konya
Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.
Türkiye Selçuklu Devleti’nin başkentliğini yapmış, tarihî şehri.