A

ÜNİVERSİTE

Yükseköğretim düzeyinde eğitim öğretim ve araştırma yapılan kurum.

  • ÜNİVERSİTE
    • Alim ARLI
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 31.01.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/universite
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    ÜNİVERSİTE
ÜNİVERSİTE

Yükseköğretim düzeyinde eğitim öğretim ve araştırma yapılan kurum.

  • ÜNİVERSİTE
    • Alim ARLI
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 31.01.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/universite
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    ÜNİVERSİTE

Genel olarak toplumların merkezî kültürel kurumu olan üniversiteler günümüzde güçlü işlevsel tanımlar, meşru bilginin derlenmesi, korunması ve üretimi gibi kurumsal yetkilerle donatılmıştır. Ancak kuruma tarihin çeşitli devirlerinde verilen işlevler ve beklenen görevler bugünkünden farklıdır. 1789 Fransız Devrimi öncesinde üniversite büyük ölçüde skolastik düşüncenin egemenliği altında, Ortaçağların bilgi ve meslek sistemleriyle bağlantılı olarak az sayıda disiplinde eğitim veren, bugünün bilim ve araştırma kavramlarıyla uyumsuz bir kurumdur. Bu sebeple XIX. yüzyıl öncesi ve sonrasında kurumsal ve kavramsal temeller bakımından farklı üniversiteler söz konusudur. Kurumun çıkış coğrafyası Avrupa'dır ve buradan dünyaya XIX ve XX. yüzyıllarda yayılması da modern üniversite çerçevesinde yaşanmıştır.

İlk üniversiteler Pedersen'in (2000: 1-121) belirttiği üzere Antik Grek, Latin, Mısır, Bâbil ve diğer kadim kültür miraslarının Katolik buyruklara göre gözden geçirilmesi ve Karolenj Rönesansı sonrasında kilise, manastır, katedral gibi dinî kurumların karmaşık politik ve kültürel süreçler içinde evrilmesiyle bağlantılı şekilde ortaya çıkmıştır. İlk üniversiteler dinî buyruklarla uyum içinde seçilmiş bilgilerin derlenmesi ve öğretimini amaçlamıştır. Charlemagne ve Hârûnürreşîd döneminde İslam ve hıristiyan dünyaları arasında başlayan kültürel alışveriş de yüzyıllar içinde gelişmiştir. Haçlı seferleri döneminde şiddet ve savaşla ön planda olsa da bu iki dünya arasındaki irtibatlar bütün orta zamanlar yüksek eğitim ve bilim tarihini şekillendirmiştir. İslam toplumlarındaki dil, felsefe, bilim tartışmaları ve kitaplarının Avrupa'ya taşınmasıyla yenilikçi bilgi mirası Avrupa'yı ve üniversitelerini derinden etkilemiştir.

Makdisi'nin ayrıntılı çalışmalarında incelediği üzere (2015; 2018) İslam toplumlarında yaygın şekilde X. yüzyılda ortaya çıkan, din ilimlerinde eğitim öğretim gören öğrencilerin barındığı yerler (mescit-han) ve bu kurumların iaşe ve ibatesini finanse eden vakıflar gibi yeni kurumların benzerleri birkaç yüzyıl sonra Batı Avrupa şartlarına uyumlu biçimde orada ortaya çıkmıştır. Üniversitelerde okuyan öğrencilerin barınma sorununu çözmek için ortaya çıkan kolejlerin (college) doğuşunda bu etkileşim önemlidir. Üniversitelerde özellikle XIII. yüzyıl sonrasında egemen olan skolastik düşünce ile Rönesans'tan itibaren yayılan hümanizmin de İslam toplumlarındaki dil, bilim ve felsefe çalışmalarından aldığı güçlü bir miras vardır. Geçmiş toplum, kültür ve diller arasında metin, düşünür ve düşüncelerin kültürel tercümesine sahne olan bu devirler, antik dünya ile o günün toplumları arasında güçlü bağlar kuran bir entelektüel merakı teşvik etmiştir. İslam ve Hıristiyanlık bu etkileşimin hem taşıyıcısı hem de yönlendiricisi konumunda olmuştur.

Avrupa'da sonradan üniversiteye evrilecek ilk yüksek eğitim kurumları bu çerçeve içinde XII. yüzyılın başlarında belirmiştir. "Ortaçağ otoritesinin iki sütunu olan papa ve imparator" şehirleşmenin gelişmesiyle ortaya çıkan üniversitelerin ilk kuruluşunda doğrudan rol oynamasalar da sonradan bu kurumların yayılması ve resmîleşmesindeki onay ve fermanları veren ana otorite konumuna gelmiştir. İtalya'nın ve Alpler'in ötesindeki ülkelerin sosyopolitik düzeninde hukuk, tıp, sanatlar ve teoloji (felsefe) alanında eğitim yapacak kurumlar gelişen iş bölümü sonucu ihtiyaç haline gelmiştir. Hıristiyanlığın Kuzey ve Doğu Avrupa'ya adım adım egemen olmasıyla üniversitelerin yayılması arasında anlamlı yakınlıklar vardır. İlk üniversite olarak kabul edilen ve 1088 yılında kurulduğu var sayılan Bologna, üniversite adını kullanmayı hak edecek düzeyde bir kurumsallığa 1180'lerden önce kavuşamamıştır. İtalyan üniversitelerinin Vatikan'a yakınlıkları sebebiyle gelişimleri ve kullandıkları imtiyazlar diğer Avrupa ülkelerindeki üniversitelerden farklıydı ve üniversite hareketini uzun yüzyıllar boyunca sürüklemekte de öncüydüler (Grendler, 2002: 3-7). H. Rashdall orta zamanlar Avrupa'sının üç büyük odağını işaret ederken dinî ve politik otoritenin yanına üniversiteyi de koymuştur ki bu kurumun zamanla kazandığı yüksek statüyü de gösterir. Bu üç otorite sırasıyla "kutsal erdemlerin koruyucusu" papalık (sacerdotium), "politik ahenk ve iş birliğinin koruyucusu" imparatorluk (imperium) ve "Hıristiyanlığın sağlığını koruyan" üniversitelerdir (studium) (Rashdall, 1895: 4-5).

Üniversite adının yerine de geçen studium generale ve studium particulare tabirleri kurumun eğitim öğretim niteliğine işaret etmiştir. Studium generale veya studia generalia isimleri daha ziyade üniversiteleri diğer eğitim kurumlarından (katedraller, belediye okulları vb.) ayırt etmek için kullanılmıştır. Bir lonca veya topluluk (universitas) olan üniversiteler üç meslek fakültesiyle (hukuk, tıp, teoloji) sanat (artes liberales) disiplinlerinden bazılarının olduğu kurumlardır. Hukuk eğitimi kilise hukuku (canon law) ve örfî hukuk (common law) olmak üzere ikili bir yapıda öğretilmiştir. Teoloji en yüksek fakültedir ve bu okulu bitirip doktor unvanını almak için en az on iki yıl okumak gerekmiştir. Üniversitelerde bu fakültelerden biri veya birkaçı mevcuttur. Studium generale ismini kullanmak için papalık fermanı ile prens veya krallar tarafından verilen belgeye sahip olmak gerekmiştir. Studium generale müesseseleri bulundukları şehirlerin dışından da öğrenci kabul eden, öğrencilerinin şehir yasaları içinde belirli haklara sahip olduğu yerlerdir. Sadece bulundukları şehirlerden öğrenci alan ve sınırlı disiplinlerde eğitim verenler ise studium particulare adını kullanmaktaydı. Ortaçağ üniversitesi bir öğrenciler ve hocalar topluluğu olarak bir loncaydı. Zaman içinde "üstatlar ve öğrenciler topluluğu" olarak çevrilebilecek universitas magistrorum et scholarium adı yaygınlaştı ve sonradan da üniversiteye dönüştü. Öğrenci ve hoca müşterekliği orta zamanlar üniversitelerinin en mühim ayırıcı vasfı ve sosyal özelliğiydi (Verger, 1992: 35-41).

Zaman içinde studium generalelerde ders verme yetkisini düzenlemek için licentia docendi (öğretim yetkisi ya da magisterium) sahibi olmak gerekti. Bu yetkinin birkaç yüzyıl önce İslam dünyasında ortaya çıktığı (icâzetü't-tedrîs) ve aynı şekilde fıkıhçılar arasında fakih, müçtehit ve müftî olarak otorite kabul edilen müslüman hukuk otoritesi (öğretici) statüsünün doktor/doktora unvanı şeklinde Avrupa üniversitelerine tercüme edilmesiyle geliştiği belirtilir (Makdisi, 2015: 54-57). Üç meslek fakültesi dışındaki liberal sanatlar disiplinlerinin eğitimi trivium (gramer, retorik, diyalektik) ve qudrivium (aritmetik, geometri, astronomi, müzik) olarak iki çerçevede yürütülüyordu. Bu eğitimlerin teorisinde ifade edildiğine nispetle ne kadar tutarlı uygulandığı hakkında belirsizlikler olsa da benimsenen genel çerçeve üniversitelerle Antik Grek öğretim ve bilgi yapıları arasındaki en önemli bağlantı noktalarındandı (Leff, 1992; North, 1992).

Bologna Üniversitesi'nin kuruluşu (1088) sonrasında Paris (1150), Montpellier (1160), Oxford (1167), Cambridge (1209), Salamanca (1218) ve Padua (1222) üniversiteleri ilk kuşak studiumlar olarak ortaya çıkmıştır. İtalya dışında üniversitelerin ilk yayıldığı yerler bugünkü İngiltere, Fransa ve İspanya topraklarıdır. XV. yüzyıldan sonra Kuzey ve Orta Avrupa'ya doğru tedricen yayılmıştır. Paris Üniversitesi Ortaçağ'ın uzun bir zaman diliminde teoloji eğitimindeki otorite kurumudur. Hukuk eğitiminde İtalyan üniversiteleri özellikle de Bologna uzun zaman ana merkez olmuştur. Üniversiteler zamanla hukuken kendi iç işleyişlerini düzenleyecek yetkilere sahip bir tüzel kişiliğe sahip olmuştur. Ancak özellikle üst idareleri bakımından Katolik kilisesinin kontrolü belirgindir. Başlangıçta yoksul öğrencilerin barınma sorunlarını çözmek için pansiyon olarak kurulan kolejler (domus scholarium) zamanla farklı Avrupa milletlerinden (nations) öğrenci grupları şeklinde ayrı ayrı örgütlenmiş ve bir süre sonra burslar da (bursarii) dağıtmaya başlamıştır. Bu giderlerin karşılanması için bağışlanmış arazi ve mülklerin idaresi kolejlerin teşkilatlı yapılara dönüşmesine yol açmıştır. Paris, Oxford, Cambridge başta olmak üzere üniversitelerde onlarca kolej vardır. Dar gelirli öğrencilerin yanı sıra zamanla diğer öğrencilerin de kolejlere yönlendirilmesiyle eğitim öğretim de üniversiteler yerine kolejlerde yapılmaya başlanmıştır. Böylece barınma ve eğitim hizmetlerinin üniversite çatısı altındaki kolejlerde yapıldığı bağımsız topluluklar doğmuştur. Oxford ve Cambridge'de ise kolejler üniversite yönetiminden önemli ölçüde bağımsız öz yönetimle idare edilen birimlere dönüşmüştür (Gieysztor, 1992: 115-120).

Üniversiteler XIV ve XV. yüzyılda Almanca konuşan bölgelerdeki öğrencilerin talepleriyle kuzeye doğru yayılmıştır. Şiddet ve kargaşanın sıklıkla yaşandığı bu dönemdeki huzursuzluklardan dolayı şehirden ayrılan hoca ve talebeler başka şehirlere giderek üniversitelerin sayısını arttırmıştır. Hümanistlerin kökenlerin keşfi meraklarının etkisi altında 1517'de doğan Protestanlık hareketi sonrasında üniversiteler Avrupa'da Lutheran, Kalvinist ve Katolik (reform karşıtı harekete öncülük eden Cizvitler'in de katılmasıyla) olarak bölünmüştür. Reform ve reform karşıtı hareketler için üniversite merkezî bir rekabet sahası olmuştur (Frijhoff, 1996: 43-105).

Skolastik düşüncenin egemen olduğu üniversitelerin dışında hümanizmin etkileri altında çok sayıda bilgi ve düşünce toplulukları da ortaya çıkmaya başlamıştır. XV. yüzyıldan sonra İtalya'dan başlayarak sayıları yüzleri geçen akademiler ve hümanist düşünceler üniversitelerle yan yana yaşayan rakip müesseseler haline gelmiştir. XVI ve XVII. yüzyıl sonrasında rasathaneler, müzeler, kütüphaneler, matbaalar, botanik bahçeleri, laboratuvarlar yeni bilgi odakları olmuştur. Bunların bir kısmı üniversitelerin bünyesinde açılsa da rakip kurumlar sayıca daha fazladır. Üniversiteler kendileri dışında artan bilgi birikimi, çoğalan enformasyon ve ortaya çıkan yeni felsefî eğilimler karşısında köhne görünmeye başlamıştır. XVIII. yüzyıl boyunca üniversiteler gerek öğrenci sayıları gerekse de kurumsal canlılık bakımından iyice zayıflamış kurumlardır (De Ridder-Symoens, 1996: 155, 192; Ben-David, 2011: 140-152).

XVIII. yüzyılda üniversiteler az sayıda öğrencisi olan, metin merkezli bir öğretim yapan, felsefî zembereği hıristiyan "teodise"si olan bir kurumdur. Bu yüzyılda bilgi alanlarında tartışmalar şiddetlenmiştir. Bilim akademileri ve diğer bağımsız topluluklarda kök salmış bilimci hareket, çeşitli bilgi sahalarını sınıflandıran ansiklopedistler ve nihayet Aydınlanmacı düşünceler aşırı tutucu kurumlara dönüşmüş üniversitelerin işlevini sorgulamaya başlamıştır. Latince'nin yerine ulusal dillerin bilim dili olarak benimsenmesiyle birlikte bilgi faaliyetleri de demokratikleşmiştir (Hammerstein, 1996: 621-638). Wellmon'a (2015: 160-161) göre seküler bilgi yapılarının hızla yayılması alışılagelen bilgi otoritelerini sarsmıştır. XVIII. yüzyılın ikinci yarısından sonra Avrupa devletlerinde üniversite reformu tartışmalarında devletlerin acil ihtiyaçlarını çözecek şekilde üniversitelerin amaçlarının yeniden belirlenmesi için çağrılar yapılmıştır. Çeşitli araştırmalarda ilk araştırma üniversitesi olarak zikredilen Göttingen Üniversitesi'ni ortaya çıkaran reformlar da yine devletin ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra yeni bilgi artışının kontrolü, düzenlenmesi ve çoğaltılması beklentileriyle yapılmıştır.

Yükseköğretim tarihçileri Rüegg (2004: 3-4) ve Charle (2004: 44-47) XVIII. yüzyılın son çeyreğinde üniversite tarihinde dönüm noktası olan ve yüzyıllar boyunca oluşan statükoyu temellerinden sarsan gelişmeleri merkeze alırlar. Bu gelişmelerin ilki siyasî, ikincisi felsefî-bilimsel alandadır. 1776 Amerikan Bağımsızlık Savaşı ve 1789 Fransız Devrimi cumhuriyetçi idealleri körükleyen dönüm noktalarıdır. Fransız Devrimi'nin radikal sonuçlarından biri Ortaçağ'dan gelen bütün üniversitelerin -birkaç istisna dışında- kapatılması olmuştur. Napolyon savaşlarıyla sarsılan Avrupa'da yenilen devletlerde üniversite reformu tartışmaları artmıştır. Jena Savaşı'ndaki mağlubiyet sonrası Prusya seçkinlerinin uzun zamandır rehber aldıkları Fransız düşüncesiyle ilişkilerinin soğuması, Almanya'da güçlenen idealist felsefe ve yeni hümanizme desteğe dönüşmüştür. Bu da modern araştırma üniversitesinin doğuşunu tetiklemiştir.

Her bakımdan yeni bir Alman üniversitesi kurmak için Fichte ve Schleiermacher gibi Alman düşünürler tarafından yürütülen tartışmada karar verici bürokrat olan W. von Humboldt Prusya Devleti'ne araştırma, öğrenme ve öğretme özgürlüğüne dayanan bir yeni üniversite önermiştir. Modern araştırma üniversitesinin şekillenmesinde Aydınlanma hareketi kritik bir rol oynamıştır. Yeni gelişen bilim ve bilgi faaliyetlerinin modern üniversitede örgütlenmesinin meşrulaştırılmasında Immanuel Kant'ın eleştirel felsefesi ve fakülteler sınıflandırması araştırma üniversitesinin şekillenmesinde temel olmuştur. Eğitim ve tartışmada bir kitaba, belirli kurallara veya geleneğe bağlı olduğu için yaderk (heteronom) bir varoluş şekline sahip yüksek fakültelerle (tıp, hukuk, teoloji) spekülatif akılcı sorgulama ile serbest araştırmaya dayalı çalışan Felsefe Fakültesi (sonradan Fen-Edebiyat) arasında Kant'ın yaptığı ayırım modern araştırma üniversitelerinin etkinlik alanlarını meşrulaştırmıştır. Böylece modern üniversitelerin içkin "evrensel birleştirici ilkesi" akıl olmuştur. Ancak Humboldt bu ilkeye ulusal kültürün gelişimi ve yurttaşın eğitimi (bildung) için kültür ilkesini de eklemiştir (von Humboldt, 2017; Readings, 2020).

Kant felsefesi ve yeni-hümanist düşünce hareketlerinin sentezinden doğan Berlin Üniversitesi 1810'da açılmıştır. Modern ulus-devlet üniversite profesörlerine bir araştırma kariyeri yapmayı sağlayacak malî güvenceyi sağlamıştır. Üniversite, 1850'lerden sonra yenilikçi bir yükseköğretim kurumu olarak bilgi üretiminde çığır açan bir araştırma kurumuna dönüşmüştür. Zamanla Felsefe Fakültesi fen ve edebiyat "disiplinleri" temelinde bölünmüş ve disiplinler de kürsü ve bölümler içinde örgütlenmiştir. Fizik, kimya, zooloji, astronomi, matematik, biyoloji, jeoloji gibi alanlar Fen Fakültesi'nde; klasikler, müzik, sanat tarihi, tarih, ulusal dil ve edebiyatlar gibi disiplinler Edebiyat Fakültesi'nde örgütlenmiştir. Edebiyat Fakültesi zaman içinde ekonomi, sosyoloji, siyaset bilimi, antropoloji gibi "sosyal bilimleri", psikolojiyi ve coğrafyayı da içine alarak genişlemiştir (Wallerstein, 2005: 15-44). XX. yüzyılda üniversite sistemini en fazla etkileyen gelişmelerden biri de Fen ve Edebiyat fakültelerine bağlı disiplinlerle irtibatlı uygulamalı bilimlerin ortaya çıkışı ve çarpıcı şekilde büyümesidir. Beşerî ve sosyal bilim alanlarının içinden işletme, iletişim, askerî bilimler, eğitim, sosyal hizmet gibi uygulamalı disiplinler çıkmıştır. Doğa bilimlerinden ise (Fen Fakültesi) ziraat, mühendislikler, ormancılık, madencilik, istatistik, veterinerlik ve sağlık bilimleri uygulamalı bilimler olarak gelişmiştir (Frank - Gabler, 2019: 71-113).

Prusya Devleti üniversitelerin kapatılıp kapatılmaması tartışmasını bilim akademileriyle irtibatlı araştırma üniversiteleri kurarak aşmış ve bunların çarpıcı başarıları sonrası sayıları hızla artmıştır. Alman araştırma üniversitelerinin başarısı karmaşıklaşan bilgi dünyasını ve artan bilgi birikimini disiplinlerde organize etmede hayli etkili olmuştur. 1870'lerden sonra Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve İngiltere'de de dikkat çekmeye ve yükseköğretimde ortaya çıkan bu yeni tip kurumu örnek alan üniversite anlayışı yayılmaya başlamıştır. J. Hopkins, Chicago gibi ilk araştırma üniversiteleriyle bu model Amerika'ya taşınmıştır. Alman modelinin başarısı XIX. yüzyılın son çeyreğinde İngiltere'de de yankı bulmuş ve zorlayıcı bir reform girişimi başlamıştır. Fransa'daysa devrim sonrasında kapatılan üniversitelerin yerine yeni devletin ihtiyaçlarıyla uyumlu Napolyonik meslek okulları (Grand Écoles) ikame edilmiştir (Ben-David, 2011: 131-201). Üniversiteler Avrupa'nın sömürgeci ulusları (Portekiz, İspanya, Hollanda, Büyük Britanya, Fransa vd.) tarafından kolonilerine de taşınmıştır. Latin Amerika, Afrika, Hindistan, Asya Pasifik ve Ortadoğu'daki sömürgelerde çok sayıda üniversite açılmıştır. Bunların bir kısmının tarihi Cizvitler üzerinden XVI. yüzyıla kadar geri giderken önemli bir kısmı XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonraki on yıllarda açılmıştır (Shils - Roberts, 2004: 163-230).

İslam dünyasında ve Osmanlı'da eğitim ve araştırmanın birliği düşüncesine dayanan bu yeni kuruma ne isim verileceği konusu hemen netleşmemiştir. Başlangıçta tercihler Dârülulum ve Dârülfünun isimleri üzerinde yapılan tartışmalarla şekillenmiştir. Osmanlı'da Kur'an ve din ilimlerini nitelediği için Dârülulum ismi yerine Dârülfünun ismi tercih edilmiştir. Osmanlı Devleti'nde 1840'lardan itibaren açılması gündeme gelen Dârülfünun, birkaç başarısız girişimden sonra 1900 yılında açılmıştır. 1933'e kadar üniversite bu isimle nitelenmiştir. XX. yüzyıl boyunca İslam dünyasının başka yerlerinde Dârülulum ismi üniversiteler için kullanılabildiği gibi dinî ilimler fakülteleri için de kullanılabilmektedir.

Türkiye'de 1933'te Üniversite Reformu sonrasında isim olarak üniversite adı kullanılmaya başlanmıştır. Almanya'da 1933'ten sonra iktidara gelen Naziler'in özellikle yahudi, demokrat ve liberal eğilimleri olan akademisyenleri üniversiteden atmasıyla Alman araştırma üniversitelerinin en olgun kuşaklarından oluşan büyük bir akademik kadro Türkiye, Amerika, İngiltere gibi ülkelere göç etmiştir. 1933'te Üniversite Reformu'yla Dârülfünun kapatılıp yerine İstanbul Üniversitesi açıldıktan sonra 1944'te de İstanbul Teknik Üniversitesi kurulmuştur. Ayrıca Ankara'da yeni fakülte ve yüksek enstitüler açılmış ve bunlar 1946'da Ankara Üniversitesi adı altında toplanmıştır. Bu dönemde Türkiye'de yeni gelişen üniversitelerin zikredilen kurumsallaşmasında Alman bilim insanlarının önemli katkıları vardır.

Üniversiteler 1918-1945 yılları arasında XIX. yüzyıldan gelen elit özelliklerini sürdürmeye devam etmiştir. Sadece Amerika'da sayılarının büyük bir hızla artması sebebiyle erken bir kitleselleşme dalgası yaşanmıştır. II. Dünya Savaşı sonrasında da yine sayıları artmaya ve kurumsal açıdan gelişmeye devam etmiştir. Refah devletlerinin yeni üniversiteler açması ve öğrenci sayılarının katlanarak artmasıyla birlikte öğrenci sayıları kitleselleşmiştir. Savaş sonrasında üniversitelerle sözleşmeler yoluyla iş birliği yapan araştırma kurumları da Amerika'da sayıca artmıştır. Büyük araştırma fonları yöneten bu kurumlar üniversitelerin çeşitli aktör ve birimleri ile birçok alanda iş birliği yapmaya başlamıştır. Artan araştırma bütçeleri araştırma üniversitelerini Amerika'da çok kampüslü büyük araştırma ekosistemlerine dönüştürmüştür. Araştırmaları finanse eden kurumların benzerleri 1960'lardan sonra Avrupa'da ve diğer ülkelerde de kurulmuştur (Geiger, 2020). Böylece üniversiteler devletler tarafından araştırma-geliştirme çalışmaları için üniversite dışındaki kamu ve özel araştırma müesseseleriyle daha fazla iş birliğine zorlanmıştır. Üniversitelerin ekonomik büyümenin "motoru" olduğuna dair düşünceler (Popp Berman, 2012) yayılmış ve egemen bir anlatıya dönüşecek uygulamalı araştırmaların üniversitelerdeki ağırlığı artmaya başlamıştır. Bu gelişmeler 1980 yılı sonrasına fikrî mülkiyet hakları ve teknoloji geliştirme alanlarında patentleme ve lisanslama tartışmalarını üniversitelerin gündeminde ön plana getirmiştir. Bu değişimler araştırma üniversitelerinin kuruluşundan itibaren temel önceliği içinde bulunan bilimsel özerklik, araştırma özgürlüğü, konu seçim özgürlüğü ve bilim etiği alanlarında büyüyen eleştirel tartışmaları üniversitelerde kalıcılaştırmıştır.

1968 yılında başlayan öğrenci hareketleri üniversiteden beklentilerin gözden geçirilmesinde güçlü bir etki yapmıştır. Öğrenci talepleri karşısında daha duyarlı olmayı öngören bir akademik dönüşüm yaşanmıştır. Böylece 1970'lerden sonra Avrupa'da, kendi içine kapalı birimler olarak görülen üniversiteleri daha fazla iş birliği ve etkileşime açmak üzere siyasî tartışmalar belirmiştir. 1984'te farklı ülkelerde üniversiteler arasında öğrenci değişimini teşvik etmek üzere Erasmus programı başlatılmıştır (bk. Eğitim Değişim Programları). 1999 yılında üniversite müfredatlarında biçimsel bir uyumlulaştırma, ders kredilerinin kurumlar arasında transferleri için ortak standartlar geliştirme, eğitim süreçlerini kalite güvencelerine bağlamak üzere Avrupa ölçeğinde Bologna süreci başlatılmıştır (Corbett, 2021). Yine Avrupa üniversitelerini bilim ve araştırma alanlarında ortak çalışmalara ve işbirlikçi projelere teşvik eden Avrupa Birliği Çerçeve Programı 1984'ten itibaren adım adım büyüyerek 2020'lerde finansal açıdan en büyük araştırma destek programına dönüşmüştür.

Uzun yüzyıllar eğitim öğretim faaliyeti yapılan üniversite, XIX. yüzyılda eğitimle beraber araştırma etkinlikleri ve yeni bilgi üretiminde öncü kurum haline gelmiştir. Modern toplumların bütün ekonomik, kültürel, teknolojik ve sosyal alanlarındaki bilgi ve birikimlerin korunması, geliştirilmesi ve yeni kuşaklara aktarılmasında üniversite en merkezî kuruma dönüşmüştür.

Kaynakça

Ben-David, Joseph. Bilim İnsanının Toplumdaki Rolü: Karşılaştırmalı Bir İnceleme. çev. C. Coşkun – M. Dosay Gökdoğan. Ankara 2011.

Charle, Christophe. “Patterns”. A History of the University in Europe III: Universities in the Nineteenth and Early Twentieth Centuries (1800-1945). ed. W. Rüegg. Cambridge 2004, s. 33-80.

Corbett, Anne. Üniversiteler ve Bilgi Avrupası: Avrupa Yükseköğretim Siyasetinde Fikirler, Kurumlar ve Siyaset Girişimciliği, 1955-2005. çev. H. Yılmaz – H. Nuriler. İstanbul 2021.

De Ridder-Symoens, Hilde. “Management and Resources”. A History of the University in Europe II: Universities in Early Modern Europe. ed. W. Rüegg – H. De Ridder-Symoens. Cambridge 1996, s. 155-209.

Frank, David John – Gabler, Jay. Üniversiteyi Yeniden Kurmak: 20. Yüzyılda Akademide Dünya Çapında Değişimler. çev. E. Saraçoğlu. İstanbul 2019.

Frank, David John – Meyer, John W. The University and the Global Knowledge Society. Princeton-Oxford 2020.

Frijhoff, Willem. “Patterns”. A History of the University in Europe II: Universities in Early Modern Europe. ed. W. Rüegg – H. De Ridder-Symoens. Cambridge 1996, s. 43-105.

Geiger, Roger L. Araştırma ve Bağlantılı Bilgi: II. Dünya Savaşı’ndan İtibaren Amerikan Araştırma Üniversiteleri. çev. E. Baltacı. İstanbul 2020.

Gieysztor, Aleksander. “Management and Resources”. A History of the University in Europe I: Universities in the Middle Ages. ed. W. Rüegg – H. De Ridder-Symoens. Cambridge 1992, s. 108-143.

Grendler, Paul. The Universities of the Italian Renaissance. Baltimore 2002.

Hammerstein, Notker. “Epilogue: The Enlightenment”. A History of the University in Europe II: Universities in Early Modern Europe. ed. W. Rüegg – H. De Ridder-Symoens. Cambridge 1996, s. 621-640.

Leff, Gordon. “The Trivium and the Three Philosophies”. A History of the University in Europe I: Universities in the Middle Ages. ed. W. Rüegg – H. De Ridder-Symoens. Cambridge 1992, s. 307-336.

Lyotard, Jean-Francois. The Postmodern Condition: A Report on Knowledge. Minneapolis 1984.

Makdisi, George. İslâm’ın Klasik Çağında ve Hıristiyan Batı’da Beşeri Bilimler. çev. H. T. Başoğlu. İstanbul 2015.

a.mlf. Ortaçağ’da Yüksek Öğretim: İslam Dünyası ve Hıristiyan Batı. çev. A. H. Çavuşoğlu – H. T. Başoğlu. İstanbul 2018.

North, John. “The Quadrivium”. A History of the University in Europe I: Universities in the Middle Ages. ed. W. Rüegg – H. De Ridder-Symoens. Cambridge 1992, s. 337-359.

Pedersen, Olaf. The First Universities: Studium Generale and the Origins of University Education in Europe. Cambridge 2000.

Popp Berman, Elizabeth. Creating the Market University: How Academic Science Became Economic Engine. Princeton, 2012.

Rashdall, Hastings. The Universities of Europe in the Middle Ages. C. I, London 1895.

Readings, Bill. Üniversite Harabeleri. çev. E. Saraçoğlu. İstanbul 2020.

Rüegg, Walter. “Themes”. A History of the University in Europe III: Universities in the Nineteenth and Early Twentieth Centuries (1800-1945). ed. W. Rüegg. Cambridge 2004, s. 3-31.

Shils, Edward – Roberts, John. “The Diffusion of Europen Models Outside Europe”. A History of the University in Europe III: Universities in the Nineteenth and Early Twentieth Centuries (1800-1945). ed. W. Rüegg. Cambridge 2004, s. 163-230.

Verger, Jacques. “Patterns”. A History of the University in Europe I: Universities in the Middle Ages. ed. W. Rüegg – H. De Ridder-Symoens. Cambridge 1992, s. 35-68.

von Humboldt, Wilhelm. “On Germany’s Educational System”. The Rise of the Research University: A Sourcebook. ed. L. Menand v.dğr. Chicago-London 2017, s. 105-120.

Wallerstein, Immanuel. Dünya Sistemleri Analizi: Bir Giriş. çev. E. Abadoğlu – N. Ersoy. İstanbul 2005.

Wellmon, Chad. Organizing Enlightenment: Information Overload and the Invention of the Modern Research University. Baltimore-Maryland 2015.

Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/universite

Görüş, öneri ve yorumlarınız için tıklayınız.

Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.

ÜNİVERSİTE

Yükseköğretim düzeyinde eğitim öğretim ve araştırma yapılan kurum.