Bilgi edinme süreci.
Bilgi edinme süreci.
İnsan çevresine uyum gösterebilen aynı zamanda çevresini etkileme ve değiştirme yetisine sahip bir varlıktır. Özellikle kendi ihtiyaçlarını karşılamada sürekli değişiklik gösteren yapısının altında öğrenme potansiyeli yatmaktadır. Yaşamını neredeyse bilerek ve seçerek öğrenme yoluyla kazandığı davranışlarla devam ettirir. Öğrenme, insana deneyimlerden yararlanma imkânı sağlayan en önemli işlevdir.
Eğitim/maarif sürecinin gerçekleşme amacını ve sonucunu belirleyen temel kavramlardan olan öğrenme ile ilgili Kâşgarlı Mahmud'un Dîvânü Lügati't-Türk adlı eserinde ögrenmek, ögretmek sözcüklerini kullanmıştır. Latince'de öğrenmek kavramı Fransızca, İspanyolca, İtalyanca'da kullanılan apprendre kavramıdır. Latince olan apprehendere/apprehendo kelimesinden gelen kelimenin kökü prehendere kelimesidir ki "kavramak" anlamındadır. Aslında İngilizce'de de apprehend kelimesinin karşılığı olmakla birlikte yine Latince'den gelen learn daha sık kullanılmaktadır.
Kavram olarak "öğrenme"nin tanımının nasıl yapılacağı öğrenmeye bakış açısına göre şekillenmektedir. Öğrenmenin, araştırmacılar ve uygulamacılar tarafından evrensel olarak kabul edilmiş tek bir tanımı yoktur. Genel olarak öğrenme doğuştan getirilen davranışları, eğilimleri, olgunlaşmayı ve yorgunluk, ilaç vb. etkilerle meydana gelen organizmanın geçici durumlarını kapsamayan, çevredeki etkileşimler yoluyla davranışların oluşması ya da değiştirilmesi sürecidir. Bu durum sadece büyüme sürecine atfedilmeyen, insanın eğilimlerinde ve yeterliklerinde belli bir zaman diliminde oluşan bir değişmedir. Bilgide ve davranışta kalıcı değişikliklere sebep olan yaşantı sürecidir. Tekrar ya da yaşantı sonucu davranışta meydana gelen oldukça devamlı bir değişikliktir. Davranışlarda ya da öğrenilmiş biçimde davranabilme kapasitesinde meydana gelen ve pratikten, deneyimin diğer şekillerine kadar çeşitli alanlarda sonuç veren bir değişikliktir. Davranışta ya da davranış potansiyelinde görece tutarlı bir değişikliğe sebep olan tecrübeye dayalı bir süreçtir.
Bir değişim içeren bilgi ya da becerinin, öğrenme sayılabilmesi için kalıcı bir şekilde devam ediyor olması gerekir. Her yeni öğrenme insanın kapasitesinin gelişimini sağlayan en önemli insanî işlev olup önceden yapılamayan veya bilinmeyen bir durumun artık yapılabildiği veya bilindiği durumdur.
Öğrenmeye ilişkin yapılan tanımlardan yola çıkarak özellikleri, 1. davranışta bir değişme, 2. davranıştaki değişmenin kalıcı ve uzun süreli oluşu, 3. değişimin aktif katılım ve yaşantı sonucunda gerçekleşmiş olması ve 4. öğrenmenin transfer edilebilir olması şeklinde sıralanabilir.
Öğrenme kavramının özelliklerine bakış aynı zamanda öğrenme yaklaşımının içeriğini de oluşturur. Çünkü eğitim teorilerinin içerisinde hem uygulamanın hem de sonuçlarının değerlendirilmesi ancak öğrenmeye atfedilen bakış ve yaklaşım ile farklılık gösterir. Özellikle eğitim süreçlerinde etkili olmuş, davranışçı, bilişsel, duyuşsal ve nörolojik kuramlar öğrenmeye farklı açılardan yaklaşır. Davranışçı kuram, öğrenmenin uyarıcı ile davranış arasında bir bağ üzerinden geliştiğini ve pekiştirme (ödül/ceza) etkileriyle davranış değişikliğinin gerçekleştiğini savunur. Bilişsel kuram, öğrenmenin insanın çevresinde olup bitenlere yüklediği anlamlar üzerinden gerçekleştiğini ifade eder. Nörofizyolojik öğretim yaklaşımı ise öğrenmenin fizyolojik bir olay olarak değerlendirilmesi gerektiği savunur.
Öğrenme bazı kavramlarla birlikte yürüyen bir süreçtir. Bunlar davranış, refleks, içgüdü, uyarıcı, tepki ve yaşantı olarak sıralanabilir. Davranış organizmanın dışarıdan doğrudan veya dolaylı olarak gözlemlenen her türlü etkinliğidir. Davranışlar refleksler, içgüdüler ve öğrenme ürünü olanlar olarak üç başlıkta incelenebilir. Refleks doğuştan getirilen, dışarıdan gelen belli bir uyarıcıya gösterilen, oldukça hızlı, tutarlı ve basit davranışlardır. Mesela dizimize vurulduğu zaman ayağımızın kalkması gibi. İçgüdü bir canlı türünde doğal olarak var olan ve öğrenme yerine olgunlaşma sonucu gelişen türe özgü davranış anlamına gelmektedir. Örümceklerin ağ örmesi gibi. Refleks de içgüdü de doğuşla beraber geldikleri için öğrenme ürünü sayılmazlar. Öğrenme, doğuştan sonra yaşantı sonucu elde edilen ve nispeten kalıcı olan davranışlar için kullanılabilir. Uyarıcı, organizma üzerinde bir iz veya etki bırakabilme özelliğine sahip her türlü içsel veya dışsal enerjidir. Bu enerjinin organizmada sebep olduğu davranışlara tepki denir. Uyarıcıların organizma üzerinde bıraktığı iz veya etkiye yaşantı adı verilir ki uyarıcılar yaşantı oluşturduklarında öğrenmenin yolu açılmış olur.
Organizmanın içinden veya dışından birçok faktör öğrenmenin gerçekleşebilmesini ve niteliğinin belirlenmesini sağlar. Öğrenmede süreç ve sonuç itibariyle kişiye göre birtakım özgün farklılıklar gözlenmektedir. Bireysel farklılıklar sadece çevre etkisiyle değil aynı zamanda genetik olarak da kazanılır. Bu farklılıklar öğrenme hızını, öğrenme biçimini ve kalıcılığını etkiler.
Öğrenmeyi etkileyen ve öğrenen kişiden kaynaklanan faktörlerden ilki olgunlaşmadır. Olgunlaşma, davranışın kazanılması için gerekli biyolojik (genetik) gelişmişlik düzeyi anlamına gelir ve öğrenmenin ön koşuludur. Olgunlaşma olmadan öğrenme olmaz. Yeteri kadar olgunlaşmadan bir çocuk konuşmayı öğrenemez. Hazır oluş, istenilen davranışı gerçekleştirebilmek için gerekli ön öğrenmelere sahip olup olmamakla karakterize edilen psikolojik uygunluk halidir. Mesela ses ve telaffuzla ilgili yeterli uyarıcı ile karşılaşmayan çocuk konuşmayı istenilen düzeyde öğrenemez. İsteklilik, çevreden gelen birbirinden farklı uyarıcılardan davranış açısından uygun olanı seçme ve alma derecesini ifade eder. Güdüleme ise organizmanın gereksinimlerinden doğan ihtiyaçlarının giderilmesi için onu harekete geçiren güçlere bağlı olarak davranışlar ortaya koymayı tanımlar. Güdülenmenin göstergesi amaca yönelik olarak üretilen davranışlardır. Transfer, daha önce edinilmiş öğrenmelerin yeni öğrenmeler üzerindeki etkisini ifade eden bir kavramdır. Önceki öğrenmelerin sonraki öğrenmelere ya da sonraki öğrenmelerin önceki öğrenmeleri olumlu veya olumsuz şekilde etkilemesi transfer kavramıyla izah edilebilir. Dikkat, zihnin bir işleve/sürece yoğunlaşması olarak tanımlanan bu kavram; öğrenmenin daha hızlı ve kolay gerçekleşmesini sağlamada itici kuvvettir.
Öğrenmeyi etkileyen faktörlerden bir diğeri de öğrenme yöntemi ile ilgilidir. Zaman bunlardan ilkidir ve öğrenmeye ayrılan sürenin kullanılış biçimini ifade eder. Zamanın aralıklı kullanımı öğrenmedeki verimliliği yükseltir. Öte yandan öğrenilecek konu ve yapısına uygun bir öğrenme yönteminin seçilmesi de gereklidir. Aktif katılım, kullanılan yöntemin öğrenenin öğrenme sürecine katılım biçimini ifade eder. Aktif katılımı destekleyen yöntemler daha yüksek verimlilik oluşturur. Yöntemin sunduğu geri bildirim imkânı da öğrenme düzeyini etkiler.
Öğrenme kavramına Türk eğitim tarihi bağlamında bakıldığında Fârâbî (ö. 950), İbn Sînâ gibi şahsiyetlerle karşılaşılır. Fârâbî'nin öğrenme sürecinde kolaydan zora doğru bir sıra izlenmesi gerektiği, öğrenmede ardışıklık, öğrenci güdülenmesinin önemsenmesi, öğrenme sorumluluğunun öğrenin kişi için de tanımlanması, öğrenme ortamı ve iklim, ilkeli ve esnek öğretmen tutumları gibi görüşleri ile dikkat çekicidir. Bu ilkelerin Batı eksenli psikoloji ekollerinin modern dönemde kullandıkları öğrenme ilkeleriyle benzerliği manidardır. Aynı şekilde İbn Sînâ'nın öğrenme ortamları, oyun, çocuğun bireysel farklılıkları, yaş dönemleri ve öğrenme ilişkisi, öğrenme ve öğretim türleri gibi açıklamaları da dönemini aşan içerikler sunmaktadır.
Atkinson, Rita L. v.dğr. Psikolojiye Giriş. çev. Y. Alagon. Ankara 2008.
Özkalp, Enver. Davranış Bilimlerine Giriş. Eskişehir 2002.
Schunk, Dale H. Öğrenme Teorileri: Eğitimsel Bir Bakışla. çev. ed. M. Şahin. Ankara 2009.
TDK. Divanü Lûgat-it-Türk Dizini. Ankara 1972.
TDK. Yeni Tarama Sözlüğü. der. C. Dilçin. Ankara 1983.
Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ogrenme
Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.
Bilgi edinme süreci.