A

EVLİYA ÇELEBİ(1611-1685)

Osmanlı seyyahı, Seyahatnâme müellifi.

  • EVLİYA ÇELEBİ
    • Musa DUMAN
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 31.01.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/evliya-celebi
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    EVLİYA ÇELEBİ
EVLİYA ÇELEBİ (1611-1685)

Osmanlı seyyahı, Seyahatnâme müellifi.

  • EVLİYA ÇELEBİ
    • Musa DUMAN
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 31.01.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/evliya-celebi
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    EVLİYA ÇELEBİ

Hakkındaki tek bilgi kaynağı Seyahatnâme adlı eseridir. İstanbul Unkapanı'nda dünyaya gelmiştir. İstanbul'un fethinde önemli hizmetler görmüş, devrinin seçkin bir ailesine mensuptur. "Evliya" adının ona hocası Evliya Mehmed Efendi'ye hürmeten verildiği tahmin edilmektedir.

Babası Derviş Mehmed Zıllî (1534-1648), Kanûnî Sultan Süleyman'ın son zamanlarında saraya girmiş, Sigetvar kuşatmasına katılmıştır. II. Selim, III. Murad, III. Mehmed ve I. Ahmed'e çeşitli hizmetlerde bulunmuş, musahipliğe kadar yükselmiş, itibarlı bir kimsedir. Zıllî, I. Ahmed devrinde surre ile Mekke'ye gitmiş ve oluklarını bizzat imal ettiği Kâbe'nin tamirine nezaret etmiştir. Ayrıca Sultan Ahmed Camii'nin kapı ve pencere tezyinatını da yapmış, sanatkâr, hoşsohbet biridir. Evliya Çelebi, anne tarafından Defterdarzâde Mehmed ve İpşir paşalarla da akrabadır. Babası ve annesi ile birader ve hemşirelerinden başka cümle akraba ve yakınlarının İstanbul'da Tersane civarındaki Meyyitzâde Mezarlığı'nda medfun olduklarını ifade etmiştir.

Fâtih Sultan Mehmed'in sancaktarı olarak da tanınan dedesi Yavuz Er Bey (Yavuz Sinan Çelebi), Sağrıcılar Camii'ni ve cami yakınında yüz vakıf dükkân ile bir ev yaptırmıştır. Evliya Çelebi bu evde doğmuştur. Unkapanı civarında Fil Yokuşu denen yerde Şeyhülislam Hâmid Efendi'nin medresesine devamla Ahfeş Efendi'den yedi, Evliya Mehmed Efendi'den on bir sene ders aldı. Babasından da hattatlık, kuyumculuk gibi sanatla ilgili bilgiler öğrendi.

Hafızlığını tamamladıktan sonra 1635 yılı Ramazan ayında Ayasofya Camii'nde hatim okurken IV. Murad'ın dikkatini çekerek saraya alındı. Enderun'da eğitimine devam etti. Güzel sesi, hoşsohbeti, nükteci ve hazırcevap kişiliği ile padişahın teveccühünü kazandı. IV. Murad'ın son zamanlarına kadar Enderun'daydı. Bağdat seferi öncesinde asker zümresine katılana kadar dört yıl sarayda kaldı.

Ufak tefek bir adamdı. Evlendiğine dair bir kayıt yoktur. Eserinde kendini "Evliyâ-yı bî-riyâ" ve "hakîr-i fakîr", garip bir derviş ve "seyyâh-ı âlem" olarak nitelediği görülür. Muhatapları da onu garip bir dünya seyyahı, beraberinde bulunan kimselerle hoş geçimli, bulunduğu meclise neşe katar, kimin iyiliğini görürse onu methedip över gibi ifadelerle anlatmışlardır.

Hattatlık, oymacılık, musikişinaslık, mimarlık, okçuluk, kuyumculukta mahareti olan bir kimsedir. Daha çok tarih düşürme şeklindeki şiirlerine bakılırsa orta derecede bir şairdir.

İkbal hırsıyla yaşamayıp hayatını seyahate vakfetmiştir. Ailesinin zenginliği sayesinde seyahatlerin masraflarını da kendisi karşılamıştır. Yakınları ve ihtiyaç sahipleri ile ilgilenen hayır sever bir kişiliği vardır. Çocukluğundan itibaren sohbet meclislerinde bulunmuş, birçok insanla tanışmıştır. Her gördüğünü sorup öğrenmeye meraklı biridir.

Seyahatleri: Babasından ve çevresinden dinledikleri ve okuduğu kitaplar küçük yaştan itibaren seyahat merakını arttırmıştır. İçindeki seyahat arzusunu gördüğü bir rüyaya bağlar. 1040 senesinin Muharrem ayında (20 Ağustos 1630) on dokuz yaşlarındayken rüyasında kendini, İstanbul'da Yemiş İskelesi civarındaki Ahî Çelebi Camii'nde toplanmış büyük bir cemaatin içinde görür. Burada ashâb-ı kiramdan kimseler ve Hz. Peygamber bulunmaktadır. Kendi ifadesiyle "Hz. Peygamber'in mübarek elini öpüp 'Şefaat yâ Resûlellah!' diyecek yerde 'Seyahat yâ Resûlellah!' demiş"tir. Duasının kabulüyle şefaat ve seyahat müjdesi alır. Sahabenin önde gelenlerinden Sa'd b. Ebû Vakkas da göreceği şeyleri yazmasını tembihler. Rüyasını yorumlattığı Kasım Paşa Mevlevihanesi şeyhi Abdullah Dede, Sa'd b. Ebû Vakkas'ın sözlerine dikkatle, "Önce bizim İslamıbolcağızımızı takrir eyle" tavsiyesine bulunur.

Semt semt gezip dolaştığı İstanbul'da çeşitli meclis ve mekânlara girip çıkarak bilgi toplar. Sipahi zümresine katıldıktan sonra, tanıdığı devlet ricalinin himayesiyle başlayan uzun seyahatler, arada birkaç senelik ikametlerle birlikte hayatının sonuna kadar sürmüştür. İlk uzun seyahatine Trabzon valiliğine tayin edilen Ketenci Ömer Paşa ile başladı. Deniz yoluyla Trabzon'a oradan da Azak Kalesi'nin geri alınması için düzenlenen seferlere katıldı. Gazi Giray Han'a intisap ederek bir seneden fazla bir zaman Kafkas bölgesinde kaldı. Ardından İstanbul'da dört yıl kadar süren bir ikametten Girit seferine çıkan kuvvetlere katıldı (1645). Ertesi sene (12 Eylül 1646) Defterdarzâde Mehmed Paşa maiyetinde, müezzinlik ve musahiplik göreviyle Erzurum'a gitti. Paşanın Şuşik seferine katılarak Tiflis ve Bakü'yü de gördü. Mektup götürmek için Revan'a, başka görevlerle Gümüşhane ve Tortum taraflarına gidip geldi. Mehmed Paşa'nın diğer paşalarla haberleşmesini sağlayan mektupları götürüp getirirken fırtına yüzünden yolunu kaybederek Haydaroğlu, Katırcıoğlu gibi Celâlîler arasına düştü ve döneminin önemli tarihî olaylarına şahitlik etti.

1648'de babasının vefatı üzerine İstanbul'a dönerek miras işlerini halledip Şam Beylerbeyi Murtaza Paşa ile Şam'a gitti. Murtaza Paşa'nın azledilmesiyle İstanbul'a döndü (14 Temmuz 1650).

Melek Ahmed Paşa'nın sadrazamlığı sırasında (1650-1651) sarayda görevlendirildi. Sadrazamlıktan azledilerek Özi beylerbeyiliğine atanan paşanın maiyetinde gittiği Rumeli'de çeşitli yerleri dolaştı; Sofya'da kaldı, Özi, Rusçuk, Babadağı, Silistre gibi şehir ve köyleri gezip gördü. Paşanın azli üzerine İstanbul'a döndü (1653). Bir ara İpşir Paşa'ya mektup götürmek için Konya'ya gidip geldi. Melek Ahmed Paşa'nın Van beylerbeyiliğine tayini üzerine tekrar Anadolu seyahatine çıktı. Bu yolculuğu sırasında Doğu Anadolu bölgesinde pek çok yeri gördü, Yezîdîler'i tanıma fırsatı oldu. Çeşitli vazifelerle İran'a ve oradan da Bağdat'a geçti.

Melek Ahmed Paşa'nın Özi eyaletine tayiniyle Silistre'ye gitti ve Rakoçi seferine katıldı (26 Mayıs 1657). Kırım Hanı IV. Mehmed Giray'ın yanında Ruslar ile Kazaklar'a karşı yapılan seferlerde bulunarak zafer haberini İstanbul'a getirdi. IV. Mehmed'in huzurunda yapılan zafer kutlamalarından sonra Özi'ye döndü.

Melek Ahmed Paşa'nın Bosna beylerbeyiliğine atanmasıyla yeniden yolculuğa çıktı, Büyükçekmece civarında Köprülü Mehmed Paşa'nın adamları tarafından yaralanınca tedavisi için İstanbul'a döndü. IV. Mehmed'le Bursa, Çanakkale, Gelibolu taraflarına gidip geldi. Boğdan Voyvodası Stefenitza'yı Edirne'den memleketine götüren kafileye katıldı (1659). Bu sırada Yaş ovasında Eflak Beyi Mihnea ile yapılan savaşta Kırımlı süvarilerle çeşitli akınlarda bulundu. Edirne'ye döndükten sonra bu defa Köse Ali Paşa'nın maiyetinde Varad seferi için yola koyuldu (26 Nisan 1660). Kalenin fethi haberini Hilona'da bulunan Bosna Beylerbeyi Melek Ahmed Paşa'ya götürdü. Çeşitli vesilelerle Bosna vilayetini tamamen gezdi. Melek Ahmed Paşa ile gittiği Sofya'da vergi tahsildarlığı göreviyle Rumeli'yi dolaştı. Köse Ali Paşa maiyetinde Erdel seferine katıldı (1661), Kırım'ı gezdi. Kışı geçirmek üzere Belgrad'a geldi. Arnavutluk'ta mal tahsili göreviyle bir müddet bulunup İstanbul'a döndü (4 Nisan 1662).

Ertesi yıl, Fâzıl Ahmed Paşa'nın ordusuyla çıktığı Avusturya seferinin bütün safhalarını gördü. Bohemya'dan İsveç'e, Hollanda'ya kadar Avrupa memleketlerini de gezip gördüğünü ifade etmiştir. Uğradığı Orta Macar illerinde yeni fetholunan kaleleri dolaştı. Peşte elçisi Mehmed Paşa'ya katılarak gittiği Viyana'da İmparator I. Leopold ve başkumandan Montekukulli ile görüştü. İmparatordan aldığı izin belgesiyle Danimarka, Hollanda ve Brandenburg gibi memleketlere de gitmiş; Erdel, Eflak, Boğdan gibi yerleri gezmiştir.

Ardından Kırım yoluyla Kafkasya'ya geçip Volga boylarında dolaştıktan sonra bir elçilik kafilesiyle Azak Kalesi'ne geçti ve Âdil Giray'ın bazı seferlerine katılıp İstanbul'a döndü (1668).

Aynı yılın sonlarına doğru Edirne, Gümülcine, Selanik gibi Rumeli şehirlerini dolaştı, oradan Tesalya, Yunanistan ve Mora'yı dolaştı. Kandiye Kalesi kuşatması devam ediyorken Napoli'den gemi ile Girit'e geçti, kalenin fethini gördü. Ardından Yunanistan üzerinden (1670) Arnavutluk'a geçerek bu ülkenin birçok yerini ve Adriyatik sahillerini gezdi. 15 Aralık 1670 tarihinde İstanbul'a döndü.

Bir Kadir gecesi gördüğü rüya üzerine Mayıs 1671'de yola çıktı. O zamana kadar gitmediği bir güzergâhı tercih ederek Bursa, Kütahya, Afyon, İzmir yoluyla Batı Anadolu'yu, Sakız, Sisam, İstanköy ve Rodos adalarıyla güneyde Adana, Maraş, Antep, Kilis ve Şam üzerinden hacca gitti. Hac sonrasında Mısır hacılarıyla birlikte Süveyş yoluyla Kahire'ye gitti. Mısır ve çevresiyle birlikte Sudan ve Habeş bölgelerini de dolaştı.

Kaydettiği son seyahati, Mısır'a tayin edilen Abdurrahman Paşa'yı karşılamak üzere (12 Mayıs 1676) Bilbîs civarında Sâlihiye'ye kadar gidip gelmesidir. Naklettiği bazı bilgilerden onun Mısır ve çevresinde on yıl kadar kalmış olduğu anlaşılmaktadır. Seyahatnâme'nin X. cildinde bir başlık altında, yaptığı işin "türlü renkli bir derviş hırkası" gibi olduğunu ve tamamlandığını, ancak ilim ehli kimseler nezdinde "nâ-tamam" olduğunu ifade eder. Süslü ve ağdalı bir dil kullanmadığına bakılmamasını, eksiklerin ve yanlışların, ilgisiz görünen eklemelerin affedilmesini ve bu noksanlıkların çok seyahat etmesine yorulmasını ümit ettiğini söyler. Ehil kimselerin bu eksikleri ve yanlışları düzeltmelerini rica ve istirham eder. "Bu hakir ve günahkâr Evliya, eserimizi yazıp bitirme yerine gelinceye kadar yedi iklimi gezip dolaşmış ve başlayalı elli bir sene olmuş idi" ifadesi 1091 (1680-81) yılına karşılık geliyorsa da eserinde zikrettiği son tarih 1094 (1682-83) yılıdır. Sürekli seyahat halinde olduğundan halktan ayrı düştüğünü ve tarih kitapları gibi kaynakları araştırmaktan uzak kaldığını yine bu bölümde ifade eder.

Seyahatnâme'yi 1685'te Kahire'de telif ederek tamamladı. Bu tarihte yetmiş dört yaşında Kahire'de vefat etmiş olabileceği kabul edilmekte, ancak mezarının nerede olduğu bilinmemektedir.

Eserleri: Adını andığı henüz elde bulunmayan Şakanâme'si dışında Evliya Çelebi'nin tek eseri on ciltlik Seyahatnâme'dir. Dünyada benzeri olmayan böyle bir eserden başka iki tane de haritası olduğu tespit edilmiş ve yayımlanmıştır. XVII. yüzyıl Türk haritacılık tarihi için de son derece önemli olan bu iki harita ile haritacı olarak da anılmayı hak etmektedir.

1. Nil Haritası: Orijinali Vatikan Kütüphanesi'nde (Biblioteca Apostolica Vaticana) bulunan bu harita, Nil nehrinin doğduğu Kamer dağlarından başlayarak Kızıldeniz ve Libya çölü arasından Akdeniz'e uzanan Nil vadisini göstermektedir. Bir giriş bölümü ve çizgilerle çevrilmiş belirli coğrafî alanlarda kısa kısa tanıtımı yapılan ve kimi zaman da çizimle gösterilen toplamda 475 kale ve dağlardan oluşmaktadır. İçerikteki bilgilerden, Seyahatnâme'nin telif edildiği yıllarda Evliya'nın nezaretinde, maiyetinde bulunan biri tarafından çizilmiş olabileceği tahmin edilmektedir.

2. Fırat-Dicle (Katar) Haritası: Orijinali Katar Millî Kütüphanesi'nde bulunan harita Erzurum'dan başlar, kuzey ve güney yönünde Dicle ve Fırat nehirlerini takip ederek Basra körfezine ulaşır. Nehirlerin her iki yakasındaki kaleler, camiler, ziyaret yerleri, köprüler, geçitler, konaklar ve hanlar çizimlerle gösterilmiştir. İçerik olarak Seyahatnâme'deki bilgilerle birebir uyumlu olduğu görülmektedir. Kâğıt özellikleri ve içerik bu haritanın da Evliya Çelebi'ye ait olduğunu göstermektedir.

3. Seyahatnâme: Devrinin Osmanlı topraklarını elli bir yıl süresince gezip dolaşırken gördüklerini ve öğrendiklerini büyük bir azimle kayda geçirdi. Bu muazzam eserde kitaplardan edindiği bilgileri birçok bakımdan yaşadığı hayat tecrübesiyle birleştirerek bir kültür hazinesi haline getirdi.

Gezip gördüğü yerleri genellikle önce yer isminin nereden geldiğini, tarihini, kimin inşa ettiğini anlatmakla işe başlamış, sonra o yerin iktisadî durumunu, coğrafyasını, kültürel yapısını, şairlerini ve yazarlarını, önemli kişilerini, bitkilerini, meyve ve sebzelerini, yiyeceklerini, giyeceklerini, örf ve âdetlerini, yer ve kişilerle ilgili menkıbeleri, yörede anlatılanları, etnik yapısını, binalarını ve mimari özelliklerini belli bir düzen içinde anlatmıştır. Bunlara, yöre halkının dilinden aktardığı bilgileri de eklediği olmuştur. Kaynaklardan aktardığı tahmin edilen bazı Avrupa ve Afrika memleketlerini de aynı çerçeve içinde ele almıştır. Unuttuğu veya ulaşamadığı bilgilerin yerini eserde boş bırakmıştır. Naklettiği ancak bizzat şahit olmadığı olayları, başkasından duyduklarını da açıkça belirtmiştir. Anlatımlarında her zaman vakanüvis (resmî tarih yazarı) veya bilim adamı gibi davranmaz, kimi zaman şaka ve taklitler yaparak, fıkralar, latifeler anlatarak, yerine göre menkıbeler ekleyerek eserinin okunmasını zevkli hale getirir.

Seyahatnâme için, çok geniş anlamıyla başta tarih, şehir tarihi, kültür tarihi, hukuk tarihi, sanat tarihi, dinler tarihi, ilahiyat, mimarlık, mimarlık tarihi, tıp tarihi, uluslararası ilişkiler, dil ve anlatım olmak üzere sosyal bilimlerin hemen her alanı ile ilgili vazgeçilmez bir başvuru kaynağı kıymetindedir.

Evliya Çelebi'nin kendi tanıklıkları ve tecrübeleri yanında değişik kaynakları da kullanarak telif ettiği bu eserinde, dolaylı olarak toplumun değişik kesimleri için eğiticilik rolü de üstlendiği söylenebilir. Eserini oluştururken bir metot kullandığı, kendine mahsus bir "tahkiye" tekniği geliştirdiği açıktır. Bugünden bakıldığında, eserin doğal anlatımı içinde seyahat yazı türü için "gözlem", derlemeci özelliği olarak "mülakat" (görüşme) tekniği yanında "konuyla ilgili eserlerden", "kendi hayal gücünden" yararlanma yöntemlerinin varlığı farkedilebilir. Bu bakımdan Seyahatnâme'deki mübalağalı yanları bir zaaf değil, edebî dilin bir sanat özelliği olarak kabul etmek gerekir. Çoğu zaman bir ders verme, kıssadan hisse çıkarma amacı güdüldüğü görülmektedir.

Seyahatnâme'de öne çıkarılan bazı değerler vardır. Bunları ahlakî, siyasî, sosyal, dinî, estetik, ilmî ve iktisadî olarak sınıflandırmak mümkündür. Ahlakî değerlerin öne çıktığını, onu estetik ve dinî değerlerin izlediğini söyleyebiliriz. Her yaştan ve seviyeden insan için model olabilecek örnek kişi ve olayların varlığın göz önünde bulundurulursa, eserin kişilerin okul dönemine, toplum ve aile yaşantısına, bireyin kendini geliştirip yetiştirmesine, sosyal adalet ve ahlakın korunmasına, yaratıcılık ruhunun gelişmesine, Türkçe sevgisi ve dil duyarlılığı kazanmasına olumlu yönde katkısı vardır. Aynı zamanda bir "kültür atlası" hürriyetinde olan eser eğitimin amaçlarından biri olan kültürlü insanın yetiştirilmesinde hem muhtevası hem de anlatım tarzıyla müstesna bir kaynaktır.

Eserde kullandığı dil, bir bakıma imparatorluğun XVII. yüzyıldaki dili demektir. Bölge ağızları, imparatorluk sınırları içinde yer alan farklı toplulukların dillerinden örneklerle, alanında ilk kaynak olma özelliğini de taşımaktadır. Anlatım atasözleri, deyimler, taklitler, kelamıkibar, konuya uygun şiir, mizah, hatta zaman zaman argoya kaçan müstehcen ifadelerle zenginleştirilmiştir. Bu özelliği ile de Türkçe'nin tarihî gelişimini göstermesi, köken bilgisi, sözlük malzemesi, Türkçe ve ağız söyleyişleri, atasözleri ve deyimler hazinesi olması bakımından kaynak eser konumundadır.

Seyahatnâme 1685'li yıllarda muhtemelen Kahire'de telif edildikten elli yıl kadar sonra, İstanbul'a getirilerek Kızlar Ağası Hacı Beşir Ağa'ya intikal etti. Birkaç takım halinde istinsah edilerek Osmanlı ilim muhitlerinde okundu. Baltacızâde İbrâhim'in 1748-49 yılında eser ve müellif hakkında ilk değerlendirmeleri yapmış ve bilgi vermiştir. Sonra Hâkim Mehmed Efendi ve Vakanüvis Ahmed Vâsıf Efendi eserden bahsettiler. Hammer'in 1814'te yazdığı bir makale ve tarihindeki kaynakları arasında yer vermesi (1834) nihayet Seyahatnâme'den seçmeler neşretmesiyle (1843) Evliya Çelebi ve Seyahatnâme'nin daha geniş kitlelerce tanınmasını sağladı.

Eserin bugün on ciltlik takım halinde müellif hattı olduğu kabul edilen Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'yle (Bağdat Köşkü, nr. 304-308, 1457) Süleymaniye Kütüphanesi'nde Pertev Paşa, Hacı Beşir Ağa olmak üzere üç yazma nüshası mevcuttur. Daha pek çok kütüphanede farklı ciltlerden nüshalar bulunmaktadır.

Eserin ilk altı cildi, Necip Âsım Bey'in nezaretinde, İkdam gazetesi sahibi Ahmed Cevdet Bey'in gayretiyle İstanbul'da basıldı (1896-1901). VII ve VIII. ciltlerin basımı ise Kilisli Rifat Bilge'nin nezaretinde Türk Tarih Encümeni tarafından 1928'de gerçekleşti. IX. cilt Maarif Vekâleti (1936), X. cilt ise Kültür Bakanlığı tarafından (1938) yeni harflerle basılarak on cildin basımı tamamlanmış oldu. Fahir İz bir "giriş" ile müellif hattı nüshanın ilk cildinin tıpkıbasımını yayımladı (Harvard Üniversitesi, 1989).

Bilimsel neşri, müellif hattı nüsha esas alınarak R. Dankoff'un editörlüğünde (I ve VII, VIII, IX, X. ciltlerde) Yücel Dağlı ve Seyit Ali Kahraman tarafından (bazı ciltlerde Zekeriya Kurşun, İbrahim Sezgin gibi araştırmacıların da katkılarıyla) Yapı Kredi Yayınları tarafından yapıldı (1996-2007). Bu bilimsel neşre dayalı bir de popüler yayın gerçekleştirildi. Ayrıca Türk Tarih Kurumu müellif hattının tıpkıbasımını, Seyit Ali Kahraman'ın dizin hazırlığı ile neşretti (Ankara 2013).

Kaynakça

Çağının Sıradışı Yazarı Evliyâ Çelebi. haz. N. Tezcan. İstanbul        2009 (Farklı yazarlar: 30 makale).

Dankoff, Robert. Evliya Çelebi Seyahatnamesi Okuma Sözlüğü. Katkılarla İngilizceden çev. S. Tezcan. İstanbul 2008.

Dankoff, Robert – Tezcan, Nuran. Evliya Çelebi’nin Nil Haritası. İstanbul 2011.

Develi, Hayati. Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre 17. Yüzyıl Osmanlı Türkçesinde Ses Benzeşmeleri ve Uyumlar. Ankara 1995.

Doğumunun 400. Yılında Uluslararası Evliya Çelebi Sempozyumu Bildirileri. haz. Y. Akçay. İstanbul 2012.

Duman, Musa. Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre 17. Yüzyılda Ses Değişmeleri. Ankara 1995.

a.mlf. “Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin Türkçe Açısından Önemi”. TDAY Belleten. (1995), s. 153-178.

Evliya Çelebi ve Seyahatname. haz. N. Tezcan – K. Atlansoy. Gazimağusa 2002.

Evliya Çelebi Atlası. ed. C. Yılmaz, proje: B. Karlığa – Ö. Eren. İstanbul 2012 (Farklı yazarlar: 61 makale).

Evliya Çelebi Konuşmaları / Yazılar. haz. M. S. Koz. İstanbul          2011 (Farklı yazarlar: 17 makale).

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi. haz. S. A. Kahraman – Y. Dağlı – R. Dankoff. I-X, İstanbul 1999-2007.

Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi. haz. S. A. Kahraman – Y. Dağlı. İstanbul 2003-2010.

İlgürel, Mücteba. “Evliya Çelebi”. DİA. 1995, XI, 529-533.

Kurşun, Zekeriya. “Does the Qatar Map of the Tigris and Euphrates”. Osmanlı Araştırmaları. sy. 39 (2012), s. 1-15.

Tezcan, Nuran. “Seyahatnâme”. DİA. 2009, XXXVII, 16-19.

Yılmaz, Fatıma. Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nin Değer Eğitimi Açısından İncelenmesi. YLT, Gazi Üniversitesi, 2015.

Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/evliya-celebi

Görüş, öneri ve yorumlarınız için tıklayınız.

Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.

EVLİYA ÇELEBİ (1611-1685)

Osmanlı seyyahı, Seyahatnâme müellifi.