A

YAZI

Duygu, düşünce ve bilginin belli işaretlerle kaydedilmesi.

  • YAZI
    • Fatih ÖZKAFA
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 26.01.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/yazi
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    YAZI
YAZI

Duygu, düşünce ve bilginin belli işaretlerle kaydedilmesi.

  • YAZI
    • Fatih ÖZKAFA
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 26.01.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/yazi
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    YAZI

İnsanın düşünme ve bilgilenme faaliyeti zihin dünyasında gerçekleşirken başkaları bunu somut olarak hissedemezler. Bunun sese dönüşmesi halinde konuşma gerçekleşmiş olur ve başkaları tarafından da algılanabilir. Duyguların ve düşüncelerin yazıya dökülmesi ise bunların bambaşka bir somut görünüm kazanması anlamına gelir. Böylece zihnin derinliklerindeyken diğer insanlar tarafından farkedilemeyen bu faaliyet, yazıyla da görünür âleme taşınmış olur. Yazının mevcudiyeti okumaktan bağımsız düşünülemez. Resim, sembol, harf veya başka işaretler kullanılarak da olsa, "yazı" vasfını kazanmış bir şey varsa onu okuyacak başka bir insandan da söz etmek gerekir. O halde yazıdan söz etmek için onun okunabilir ve anlaşılabilir bir muhteva içermesi şarttır.

Yazı, insanı hayvanlardan ayıran bir medeniyet göstergesidir. İnsan, diğer canlılardan farklı olarak çok çeşitli sesleri çıkarabilen, telaffuz yeteneği ile donanmış bir zihin, ağız ve dil yapısına sahiptir. İnsanın duygu, düşünce ve ihtiyaçları da diğer canlılara göre çok büyük bir çeşitlilik arzeder. Bunların ifadeye dökülmesi durumu, zamanla her sesin ve hecenin belli bir sembolle gösterilmesini gerekli kılmıştır. Böylelikle zamanla harfler, heceler ve kelimeler yazı ile aktarılmaya ve kaydedilmeye başlamıştır. Beşer hafızasının unutma veya karıştırma özellikleri, toplum hayatında bazı ihtilaflara yol açtığı için üzerinde mutabakat sağlanan hususların yazı ile kayıt altına alınması, kastedilenin daha net ve doğru aktarılmasını, ticarî hayatın ve hukuk düzeninin daha sağlam bir zemine oturmasını sağlamıştır. Aynı zamanda insanlık bilgi, tecrübe ve birikiminin gelecek nesillere aktarılmasında yazı çok önemli bir rol oynamıştır. Bu yüzden yazının icadından önceki devirler genellikle "karanlık çağlar" veya "kadim zamanlar" olarak tanımlanmıştır.

Tespit edilebilen en eski yazı, milattan önce IV. yüzyıla tarihlenen Eski Mısır resim yazısıdır. Yazının hemen hemen aynı dönemde Sumerler tarafından icat edildiğine dair görüşler de mevcuttur. Alfabe ise milattan önce 1000 yıllarında kullanılmaya başlamıştır. Bazı âyet ve hadislerde "suhuf" olarak zikredilen ve Hz. Âdem, Hz. Şît, Hz. İdrîs ve Hz. İbrâhim'e verildiği belirtilen sahifelerin nasıl bir hüviyete sahip olduğu konusu ise yazının kökeni konusunda bazı soru işaretlerinin oluşmasına sebebiyet vermektedir.

Başlangıçta duygu, düşünce ve mesajlarını en yalın şekillere/resimlere indirgeyerek aktaran insanoğlu, ağzının ve dilinin çeşitli hallere girerek çıkardığı ses parçalarıyla (fonemler) harfleri meydana getirmiştir; ancak bu geçiş birdenbire olmamıştır. Somut nesnelerin resimle belirtilmesi mümkün iken soyut düşüncelerin ve kavramların resimle ifade edilmesi o kadar kolay olmamıştır. Seslerin hecelere ve harflere dönüştürüldüğü bir sistemin meydana getirilmesi, insanlığın tarihinde uzun soluklu ve önemli bir adım olmuştur. Alfabeye geçişin ilk kademelerini oluşturan bu yönteme "akrofoni" adı verilmektedir.

Dünya tarihinde belli bir dönem kullanıldıktan sonra terkedilmiş olan Eski Mısır hiyeroglifi, çivi yazısı, Eski Fenike yazısı, Eti ve Uygur yazıları gibi örnekler de söz konusudur. Bu tür yazılar bugün kullanılmadığı için "ölü yazılar" olarak vasıflandırılır. Bunlardan bir kısmı günümüzde okunabilmekte iken bazıları ise henüz çözümlenememiştir. Arap yazısı, Latin yazısı, Çin ve Japon yazıları gibi kökeni eski olmakla birlikte günümüzde halen kullanılmakta olan yazılar ise "diri yazılar" olarak tanımlanmıştır.

Mısır hiyeroglifi, resim yazının en tipik örneği sayılır. Yaklaşık 700 farklı sembolün bulunduğu bu yazı önceleri sadece taşlara kazılırken maden, ahşap, deri, ostrakon ve daha sonra papirüs gibi malzemeler üzerine de uygulanmıştır.

Yirmi iki harften meydana gelen Fenike yazısı ise önceleri İbrânîler ve Romalılar tarafından kullanılmış olup ilk satırda sağdan sola, ikinci satırda soldan sağa şeklinde birbirini takip eden bir yazı sistemi idi. Dolayısıyla yazıların sağdan sola, soldan sağa, yukarıdan aşağıya doğru yazılıyor olmaları yahut harflerin bitişik veya ayrı yazılıyor olmaları da yazıların tasnifi bakımından önemli kıstaslardandır.

Çin yazısı, resim-yazı sistemine dayanan bir yazıdır. Harflerden değil sembollerden meydana gelmiştir. Her kelime için farklı karakter bulunan bu dilde kelimeler karakterlerin yan yana getirilmesiyle oluşmaz. Bu yüzden alfabenin karakterlerini öğrenmek ve kullanmak oldukça zordur.

Yunanlılar, milattan önce IX. yüzyılda Fenike yazısında olmayan sesli harfleri alfabeye ekleyerek yazıyı geliştirip kolaylaştırmışlardır. İlki Alfa ikincisi Beta olan bu harflerin adını yazı sistemine vererek "alfabe" adını vermişlerdir. Süreç içerisinde okuma yazmanın kolaylaşmasıyla bu meziyetler belli bir grubun ya da mevkinin elinden çıkarak toplumun ortak malı olmuş, böylece okur yazar oranı artmıştır. Yazı yüzeyi olarak vazolar, çanak çömlek parçaları, ağaç yaprakları kullanılmıştır. Bu yazı türü, özellikle Büyük İskender'in, önce Yunan ve ardından Roma hakimiyeti döneminde bilhassa Mısır'da papirüs üzerine uygulanmıştır. Yazı yüzeyi olarak çoğunlukla bal mumu tabakayla kaplı ahşabın ve parşömenin kullanılması ise milattan sonra II. yüzyıldan sonra gerçekleşmiştir. Eski Yunan'dan Roma'ya geçtikten sonra alfabeye bazı harf şekilleri de eklenerek Latin alfabesi ortaya çıkmıştır.

Hint yazıları, Güney Asya'da kullanılmaktadır. Eskiden Hindistan'da, kökü yerli olsa da Sâmî yazılarının üzerinde etkisi olan Kharosthi ve Brahmi adlarında iki ana tip alfabe kullanılırdı. Milattan önce III. yüzyılda Kharosthi yazısı, Hint ve İskit kralları tarafından, Kuzeybatı Hindistan'da kullanılmıştır. 100'den fazla Tibet, Hint yazıları Brahmi kökünden türemiş ve yayılmıştır. Kral Asoka tarafından milattan önce III. yüzyılda kullanılan Brahmi yazısı iki koldan yayılmıştır. Günümüzde Hint yazıları hece yazısı olarak hâlâ kullanılmaktadır.

İslamiyet'ten önce Türkler, milattan sonra VI-IX. yüzyıl arasında Göktürk ve Uygur alfabesi olmak üzere iki çeşit yazı kullanmışlardır. Orhon yazıtlarında, Göktürk alfabesinin en güzel örneği yer almıştır. Sağdan sola doğru yazılan alfabe, dördü ünlü olmak üzere otuz sekiz harften ibarettir. On dört harften oluşan Uygur alfabesi de sağdan sola doğru yazılır.

Türkler'in ortalama 1000 yıl gibi çok uzun bir müddet boyunca kullanmış oldukları Arap kökenli alfabenin menşei konusunda muhtelif görüşler vardır. Bazı İslam âlimlerine göre bu yazı "tevkîfî" yani vahye dayanan kutsal ve ulvî bir yazıdır. Bir kısım ulema ise bu yazının da beşerî münasebetler neticesinde ortaya çıkıp gelişmiş bir yazı olduğunu, ancak Kur'an-ı Kerim'in Arapça nâzil olmasıyla birlikte önem ve üstünlük kazandığını ileri sürmüşlerdir. Buna göre Arap yazısı, sosyal ve iktisadî hayatın neticesi olarak Dûmetülcendel yoluyla Enbâr'dan Hîre'ye, oradan da Hicaz'a geçmiştir.

Genel itibariyle XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yapılan araştırmaların neticesinde elde edilen son verilere göre Arap yazısının kökeni, Ârâmî asıllı Nabatî yazısına dayanmaktadır. Nabatî kavmi milattan önce IV. yüzyıla kadar çöllerde dolaştıktan sonra Filistin'in güneyine yerleşmiş ve Petra şehrini kendilerine merkez yapmıştır. Yazıları ve dilleri Ârâmî asıllı olan Nabatîler'in merkezi, kuzey ve güneye giden yolların ortasında bulunuyordu. Romalılar tarafından başşehirleri Petra ele geçirilince topraklarının bir kısmını kaybettiler. Milattan önce IV. yüzyıla ait kitabelerdeki yazıların Hz. Muhammed'in doğumundan önceki devreye ait Arapça kitabelerdeki yazılara yakın oluşu Arap yazısının Nabatî yazısından meydana geldiğine delil olarak gösterilmektedir.

Nabatî yazısından türeyen alfabede harfler sağdan sola doğru genellikle bitişik olarak yazılır. Habeşçe hariç bütün Sâmî dillerin yazıları sağdan sola yazılmaktadır. Bazı harfler kendinden sonra gelenle birleşirken bazıları birleşmez. Bazı harflerin başta, ortada ve sonda yazılışları farklıdır. VI-VII. yüzyıllardan itibaren önemli bir gelişme göstermiştir.

Türkler IX. yüzyıldan itibaren İslamiyet'i kabul ettiklerinde Arap alfabesini de benimsemişlerdir. Müslüman Türk devletleri Osmanlı devrinin sonuna kadar genellikle Arap kökenli İslam elifbasını kullanmışlardır. Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanından yaklaşık beş yıl kadar sonra ise (1 Kasım 1928) harf inkılabı yapılmış ve sadece Latin alfabesi kullanılmaya başlanmıştır. Latin kökenli bu yeni Türk alfabesinde yirmi dokuz harf yer almaktadır. Bu harfler arasında ç, ı, ğ, ö, ş, ü gibi Latin alfabesinde yer almayan harflerin mevcut olmasına mukabil; q, x, w gibi harfler yer almamaktadır (bk. Alfabe; Dil Devrimi).

Yerine ve zamanına göre bazı anlam farklılıkları gösterse de Türkçe'de yazı ile ilgili muhtelif kelimeler, kavramlar, mekân, alet ve meslek adları vardır. Yazı yazana genel olarak kâtip veya yazıcı; kitap veya makale yazana yazar, okuma yazmayı bilene okuryazar, resmî dairelerde yazı işlerinin yürütüldüğü yere kalem, gazetelerdeki köşe yazarına muharrir denir. Yine, bilgisayardaki belgelerin yazdırıldığı makinaya yazıcı (printer) denir. Yazma, kayıt tutma, muhasebe vb. işlerin yapıldığı mekâna yazıhane, yazma yani imla işine yazım denir. Sonradan türetilmiş ve pek benimsenmemiş bir kelime olmakla birlikte "edebiyat" anlamında yazın kelimesi de zaman zaman kullanılır. Elle yazılmış, orijinal nüsha anlamında yazma eser kavramı kullanılır. Yazı kelimesi ayrıca kader, yazgı, alın yazısı anlamında da kullanılır.

Yazı ve alet malzemeleri deyince akla ilk olarak kalem, kâğıt ve mürekkep gelir. Bu üçünün hazırlanmasında kullanılan diğer bütün alet ve malzemeler yardımcı niteliktedir. Bunlara kalemtıraş, makta, makas, pigment, kâğıt hamuru, âhar, mühre, karıştırıcı, zamk, havan gibi sayısız yardımcı alet ve malzemeyi örnek vermek mümkündür. Teknolojik değişimle birlikte bu tür klasik alet ve malzemelerden bilgisayar temelli dijital yazıya doğru geçiş söz konusu olmuştur. Böylece yazı alet ve malzemeleri arasına yaygın bir şekilde bilgisayar, klavye, cep telefonu gibi teknolojik cihazlar girmiştir.

Günümüzde yazı, bir medeniyet ve kültür havzasından söz edebilmek için olmazsa olmaz denebilecek mahiyette önem arzetmektedir. Çünkü yazı, insanlık tarihinin muazzam birikimini muhafaza etmenin ve yeni nesillere aktarabilmenin en etkili aracı olması yanında, sağlıklı bir iletişim ve disiplinli bir eğitim açısından, ayrıca hukukî sözleşmelerin ihtilafa imkân tanımayacak netlikte olması bakımından da vazgeçilmez bir unsurdur. Yazının insan eliyle veya bir makine aracılığı ile yazılmış olması ve yazıldığı malzemenin niteliği ise onun ekonomik değeri veya estetik kıymeti bakımından ayrıca ele alınmasını gerektirir.

Kaynakça

Ağca, Hüseyin. Yazılı Anlatım. Ankara 1999.

Alkım, U. Bahadır. “Yazının Başlangıcı”. Harf Devrimi’nin 50. Yılı Sempozyumu. Ankara 1981, s. 3-15.

Dahl, Svend. Antikçağ’dan Günümüze Her Yönüyle Kitabın Tarihi. çev. M. Dündar. Ankara 1999.

Hamidullah, Muhammed. Kur’an-ı Kerim Tarihi. çev. A. Hatip – M. Kanık. İstanbul 2000.

Kalkaşendî. Subhu’l-A‘şâ fî Sınâati’l-İnşâ’. I-XV, Kahire 1910-1920.

Kaplan, Mehmet. Kültür ve Dil. İstanbul 1982.

Korkmaz, Zeynep. Türk Dili Üzerine Araştırmalar. Ankara 1995.

Özkafa, Fatih. Hat Sanatı: Osmanlı’dan Bugüne. İstanbul 2023.

Pedersen, Johannes. İslam Dünyasında Kitabın Tarihi. çev. M. M. Karagözoğlu. İstanbul 2012.

Serin, Muhittin. Hat Sanatı Tarihi: Ekoller ve Takipçileri. İstanbul 2019.

Yazır, Mahmud Bedreddin. Medeniyet Âleminde Yazı ve İslâm Medeniyetinde Kalem Güzeli. haz. U. Derman. C. I, Ankara 1981.

Yıldız, Nuray. Eskiçağda Yazı Malzemeleri ve Kitabın Oluşumu. Ankara 2000.

Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/yazi

Görüş, öneri ve yorumlarınız için tıklayınız.

Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.

YAZI

Duygu, düşünce ve bilginin belli işaretlerle kaydedilmesi.