Müslümanların bir araya geldikleri ibadet ve irşad mekânı.
Müslümanların bir araya geldikleri ibadet ve irşad mekânı.
Arapça'da "toplamak, bir araya getirmek" anlamındaki cem' kelimesinden gelir. Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde ibadet yerleri için "secde edilen yer" anlamındaki mescit kelimesi geçmektedir (bk. Bakara 2/114; Hac 22/40; Buhârî, "Salât", 45-54). Cami kavramının X. yüzyılın başlarında tâbiîn döneminde kullanıldığı düşünülmektedir. Buna göre ibadet mekânlarının mescit, cuma ve bayram namazları kılınan, içinde hutbe okumak için minber bulunan daha büyük mescitlerin ise cami olarak ifade edildiği görülmektedir. Ancak bu ayırıma Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ dahil edilmemiştir.
Kur'an-ı Kerim'e göre bu tür mekânların en temel işlevi ibadettir: "Şüphesiz mescitler Allah'a ibadet etmek içindir..." (Cin 72/18). Başlangıçtan beri camiler aynı zamanda birer eğitim mekânları olmuştur. Bunun en önemli sebepleri arasında İslam'da ibadet ve ilim arasında yakın ilişki bulunması İslam'da ilk eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirildiği yerlerden birinin mescitler olması bu tür yerlerin sadece ibadet değil hayatın da paylaşıldığı mekânlar olarak görülmesi sayılabilir.
Hz. Peygamber'in eğitim faaliyetlerini mescitlerden başlattığı ve sürdürdüğünden hareketle İslam'da eğitimin mescitlerle kurumsallaşmaya başladığı ifade edilir. Hicretten sonraki ilk tasarruflardan biri mescidin bir taraftan müslümanların ibadet edebilecekleri bir mekân diğer taraftan devlet işleri ile eğitim öğretimin gerçekleştiği bir merkez olması olmuştur. Özellikle mescit içerisinde yer alan Suffe, İslam eğitim tarihinin ilk kurumsal okulu, ilk örgün eğitim kurumu olarak düşünülmektedir. Zira Hz. Peygamber Mescid-i Nebevî'de ihtiyaç sahibi sahâbîlerin kalması için tahsis edilen bölümün ismi olan Suffe'de, dersler de vermiştir. Bunun yanında burada yatılı kalan sahâbîler (ashâb-ı Suffe) hem onun günlük hayatını yakından takip edebilme hem de ona sordukları sorularla birçok meseleye çözüm getirme imkânı bulmuşlardır.
Hz. Peygamber'in Mescid-i Nebevî'de verdiği dersler "meclisü'l-ilim" (ilim meclisi) bu dersler esnasında Hz. Peygamber'in etrafında iç içe daire biçiminde oturan öğrenciler "halka" olarak isimlendirilmiştir. Halka dersleri daha sonra bir geleneğe dönüşmüş ve cami içerisinde ilim halkaları büyüyerek devam etmiştir. Camilerde farklı ilim dallarına ait halkaların var olduğu bilinmektedir. Ancak zaman içerisinde sayılarının artması üzerine, eğitim faaliyetleri başka mekânlara devredilmeye ve buralarda yürütülmeye başlanmıştır. İki yapı arasındaki bu ilişki medrese ile camilerin çoğu zaman iç içe inşa edilmesinde de kendini göstermektedir (bk. Ders Halkası).
Hz. Peygamber ve dört halife döneminde kadınların ibadet ve ilim amacıyla camilere iştirakinin devam ettiği bilinmektedir. Ancak Emevîler döneminden itibaren birtakım rivayetlere ve fitnenin artışı gibi sebeplere dayanan çeşitli gerekçelere binaen kadınların cami ile ilişkilerinin giderek azaltıldığı görülmektedir. Kur'an'ın ve sünnetin hem kadını hem de erkeği muhatap alan ilkelerine bakıldığında, bunda kültürel etkilerin daha belirleyici olduğu anlaşılmaktadır.
Fetihlerle birlikte İslam coğrafyasının genişlemesi neticesinde, yeni ibadethanelere ihtiyaç duyulmuş, buna bağlı olarak mescitlerin sayısı zamanla artmıştır. Bu süreçte cami kavramının da daha yaygın biçimde kullanılmaya başlandığı görülmektedir.
İslam'ın ilk asırlarından itibaren camilerde Kur'an tefsiri, hadis, fıkıh, kelam gibi ilimlerin yanında mantık, felsefe, matematik, edebiyat, astronomi gibi birçok ilim dalının tedrisatı yapılmıştır. Dolayısıyla İslam eğitim tarihi açısından ibadet ve eğitim kavramlarının birbiriyle iç içe iki kavram olarak kabul edildiği açıktır. Nitekim İslam coğrafyasında meşhur olan bazı eğitim kurumları da esasen ilk olarak cami işlevi ile kurulmuşlardır. Bunun en önemli örneklerinden biri Ezher Külliyesi'dir. İslam coğrafyasının en eski ve büyük camilerinden biri kabul edilen Emeviye Camii'nde, tarihte ilim merkezi olarak önemli bir konuma sahip olmuştur. Caminin bu özelliğinin Osmanlı'nın son dönemine kadar devam ettiği bilinmektedir. Halife Mansur tarafından inşa ettirilen Mansur Camii ile Şam Camii yanında dünyadaki ilk üniversite olarak kaydedilen Karaviyyîn Külliyesi de 859 yılında inşa edilen Karaviyyîn Camii ile beraber faaliyete başlamıştır (bk. Karaviyyîn Medresesi).
İstanbul'un fethinden sonra kiliseden camiye çevrilerek müslümanların İstanbul'daki ilk eğitim kurumu kabul edilen ve adını aldığı Zeyrek Molla Efendi başta olmak üzere Akşemseddin gibi âlimlerin dersler verdiği belirtilen Zeyrek Camii ile kürsü şeyhliği silsilesinin son kademesini ihtiva eden Ayasofya Camii de cami, eğitim ve kültür ilişkisini temsil etmektedir. Vezir, şehzade, padişah camilerinde görev aldıktan sonra Ayasofya kürsü şeyhliğine getirilen âlimlerin, protokolde önde yer aldıkları, hükümdarla sefere katılarak yol boyunca çeşitli konularda sohbet ettikleri bilinmektedir.
Süleymaniye Camii ve külliyeleri, cami ve eğitim ilişkisinin kurumsallaşmış ve model olmuş en önemli örneklerindendir. Özellikle Süleymaniye Camii, vakfiyesinde de belirtildiği üzere, dört medrese (riyâziye, din, hukuk, edebiyat alanlarında eğitim veren), dârülhadis, tıp medresesi, dârüşşifa, eczane, imaret, tabhane gibi tesislerle beraber inşa edilerek, caminin aynı zamanda eğitim ve sağlık gibi alanları da kapsayan bir hayat kompleksi olmasına misal teşkil etmiştir. Bu yönüyle müstakil olarak tıp ve dârülhadis medreselerini içermesi bakımından Fâtih Sultan Mehmed dönemine ait Sahn-ı Seman medreselerinden de farklılaşmış, ileri bir boyuta ulaşmıştır. Son yıllarda İstanbul'da inşa edilen önemli camilerden biri olan Büyük Çamlıca Camii ibadet alanının yanı sıra müze, sanat galerisi, kütüphane, konferans salonu, sanat atölyeleri gibi mekânları ile bu anlayışı devam ettirmiştir.
Camiler İslam kültürünün ve medeniyetinin bir unsuru olmalarının yanı sıra bu kültürü ve medeniyeti şekillendiren bir konuma da sahiplerdir. Tarihte müslümanlar tarafından fethedilen bir bölgeye yönelik ilk tasarruflardan birinin cami inşa etmek olması veya bölgedeki en önemli dinî yapılarıan bazılarının camiye çevrilmesi, aynı zamanda bölgenin İslam kültürü ve medeniyeti etrafında yeniden şekillenmesine zemin teşkil etmek olarak düşünülebilir. Zira pek çok medeniyette olduğu gibi İslam medeniyetinde de yerleşim alanlarının ve şehirleşmenin tesisi dinî yapılar etrafında başlamıştır. Fethedilen şehirlerde cami ile resmî kurumların, dârülimâre denilen hükümet konaklarının genellikle yan yana inşa edilmesi; mahallelerin camiler etrafında teşekkül etmesi, camilerin mahalle için birer idarî merkez ve toplanma yeri olması bunun önemli örneklerindendir. Şehirlerde ise külliye camileri benzer bir role sahip olmuş, halkın belli vakitlerde toplanarak devletle iletişim kurmalarına imkân sağlamıştır. İslam coğrafyasının önemli merkezlerinde inşa edilen camilerin, mektep, kütüphane, imaret, su sebilleri, dârüşşifa, hamam gibi farklı mimari yapıların ve hayır kurumlarının inşasına vesile olması, simgeledikleri kültürün yaygınlaşmasını sağladıkları gibi eğitim ve sosyal hizmet kurumlarının gelişmesine ve yaygınlaşmasına da zemin hazırlamıştır.
Camilerin ilmî eserleri muhafaza etmek ve dileyenlerin istifade etmesine imkân tanımak gibi kütüphane benzeri görevler de üstlendikleri görülmektedir. Buna göre müelliflerin hayır sahiplerinin şehir veya mahalle camilerine, dileyenlerin okuyabilmesi için eserler bağışladıkları ve bunun bir âdet haline geldiği bilinmektedir. Bu eserler hizâne adı verilen dolaplarda korunurdu. Bazı camilerin oldukça büyük kütüphanelerinin olduğu da bilinmektedir.
Osmanlı'da camilerin, önceki dönemlere nazaran eğitim kurumu işlevleri oldukça artmıştır. Vaizlik, imam-hatiplik, müezzinlik gibi görevlerin yanında dersiâmlık (camilerde halka açık olarak verilen ders), kürsü şeyhliği, cuma vaizliği gibi birçok görevin ihdası camilerin birer yaygın eğitim kurumu olarak kullanılmalarını teşvik etmişlerdir. Ayrıca bazı camilerde eş zamanlı olarak birçok kürsüden tefsir, hadis, fıkıh gibi dersler verilmek suretiyle halka yönelik eğitim hizmetleri sunulmuştur.
Halka açık olarak verilen cami dersleri XVI. yüzyıl kaynaklarında terim olarak geçmekte olup XVII. yüzyıldan itibaren de müderrislere bir unvan olarak verilmiştir. XVIII. yüzyıla kadar bu derslerin idaresini şeyhülislam yürütmüş, bu dönemden sonra dersi vekillerine bırakmıştır. Dersiâm konumunda olan kişi haftada bir gün Beyazıt Camii'nde halka ve İstanbul'daki camilerin vaizlerine çeşitli konularda açıklama ve nasihat içeren dersler vermiştir. "Cami dersleri" adıyla da bilinen bu dersler sabah veya ikindiden sonra yapılmıştır. Bâbıâli kalemlerine aday olanlar kadar esnaf çocukları ve çıraklar gibi farklı kitlelerden bireylerin de çalışma saatleri dışında bu derslerden istifade ettikleri görülmektedir. Mahalle mektebinde okuma yazma ve temel dinî bilgileri öğrenen ve kimi zaman hafızlığını da tamamlayan erkek çocuklarının medreseye gitmeden önce genellikle mahallelerindeki cami derslerine devam ettikleri de bilinmektedir (bk. Dersiâm).
Günümüzde cami dersleri Kur'an-ı Kerim okuma, temel dinî bilgiler, ilmihal veya ihtiyaç hissedilen farklı dinî konularda ders almak isteyen yetişkinlerin müracaatı halinde camilerde yapılabildiği gibi Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen çevirim içi sistem üzerinden de verilmektedir. Keza yaz aylarında da yaz okulları şeklinde camilerde kurslar düzenlenmektedir.
Medrese öğrencilerinin cer programı kapsamında recep ayının başından ramazan bayramına kadar devam eden uygulama dahilinde öğrenciler tayin edildikleri camilerde her gün namaz sonrası halka vaazlarda bulunarak bir anlamda meslekî hazırlık yapmışlardır. Gönderildikleri bölgeler genellikle medreselerin yaygın olmadığı yerler olduğu için bu uygulama hem öğrencilerin görev yapacakları toplumu tanımaları hem de bilgilerini memleketin en ücra bölgelerine ulaştırmaları açısından önemli bir imkân olmuştur (bk. Cerre Çıkma).
Cumhuriyet döneminde de camiler ibadet mekânları olmalarının yanında yaygın din eğitimi kurumları olarak faaliyet göstermişlerdir. Cami merkezli yaygın din eğitimi faaliyetleri, örgün din eğitimine nazaran, kısmen kesintisiz devam etmiştir. Türkiye'de yaygın din eğitimi faaliyetleri, 633 numaralı kanunun 1. maddesi uyarınca "İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; cumhurbaşkanlığına bağlı" olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. Bu faaliyetler müftü, vaiz, din hizmetleri uzmanı, imam-hatip, müezzin, Kur'an kursu öğreticisi gibi görevliler tarafından gerçekleştirilmektedir.
Müftüler, il ve ilçelerde din hizmetlerinin yerine getirilmesinden sorumlu başlıca görevlilerdir. Dinî konularda toplumu bilgilendirme, aydınlatma ve topluma rehberlik etme görevini taşıyan vaizler cami eğitiminin en önemli eğitimcileri arasında yer almaktadırlar. Halka doğrudan ulaşabilme ve geniş kitlelere hitap edebilme imkânına sahip olmaları, onların cami eğitimindeki etki gücünü arttırmaktadır.
Cami eğitiminden sorumlu en önemli görevliler ise imam-hatiplerdir. Tarihte imamlar görev yaptıkları mahallenin hemen hemen bütün işlerinden sorumlu görülen, önemli bir konuma sahip olmuşlardır. Günümüzde de imamlar bulundukları yerleşim birimlerinde dinî ve sosyal birçok meselenin danışıldığı görevliler olarak vazife yapmaktadırlar. Geleneğin de etkisini barındıran bu durum sebebiyle cami eğitiminin merkezinde yer aldıkları ifade edilebilir.
Günümüzde yaygın din eğitiminde yer alan en önemli görevliler arasında Kur'an kursu eğitmenleri bulunmaktadır. Genellikle camilerin içinde, bitişiğinde veya yakınında bulunan bu kurslar aynı zamanda cami eğitiminin de bir parçası sayılmaktadırlar. Kur'an kursları hedef kitlesi oldukça geniş olan ve çeşitlilik gösteren kurumlardır. Nitekim günümüzde okul öncesi dönemden başlamak üzere yetişkinlere kadar geniş bir yelpazede eğitim verdikleri görülmektedir (bk. Kur'an Kursu).
Camilerdeki eğitim faaliyetleri genel olarak irşat kavramı ile de ifade edilmektedir. "Doğru yolu göstermek" anlamına gelen irşadın en önemli vasıtalarından biri ise vaazdır. "Nasihat etmek, uyarmak, sakındırmak" gibi anlamlar içeren, ibadet edilen mekânlarda ibadet öncesi veya sonrası din görevlileri tarafından yapılan öğüt / tavsiye nitelikli konuşmalar olan vaaz geleneği Hz. Peygamber'le başlamıştır. Hz. Peygamber'in "Din nasihattir" (Müslim, "İman", 62) ifadesi uyarınca bütün toplumu muhatap alarak mescitte dinî ahlak ve değerlere dair yaptığı sohbetleri ifade eden vaaz, cami eğitiminin en temel unsurlarından biridir (bk. Vaaz).
Cami eğitiminin bir diğer temel unsuru da hutbelerdir. Kelime anlamı "konuşmak, kişi veya gruba hitap etmek, söz söylemek" olan hutbe, cuma ve bayram namazlarında camide bulunan cemaate yönelik minberde yapılan ve dinle ilgili konular içeren konuşmalardır. Hz. Peygamber Mescid-i Nebevî'de cuma günleri ve bayram namazlarında yüksekçe bir yere çıkıp müslümanları dine dair bilgilendiren konuşmalar yapmıştır (bk. Hutbe).
Camilerin sahip oldukları mimari yapı sanat anlayışı itibariyle içinde bulundukları kültürü ve doğdukları medeniyeti temsil niteliği taşımaları, söz konusu kültürün ve medeniyetin değer sistemini yansıtmaları açısından önemlidir. Bu değerler sistemi ait oldukları kültürün ve medeniyetin eğitim anlayışını da ifade etmektedir. Bunun en belirgin örnekleri, farklı İslam coğrafyalarında yer alan camilerin kendilerine has mimari özelliklerinde görülmektedir. Bu farklılıkların oluşmasında camilerin işlevlerinin, coğrafyanın niteliklerinin yanı sıra değer sistemlerinin de etkisi vardır.
Ağırakça, Gülsüm Pehlivan. “Camide Din Eğitimi”. Din Eğitimi. ed. H. Dam. İstanbul 2018, s. 195 vd.
Ahmed Çelebi. İslâm’da Eğitim Öğretim Tarihi. çev. A. Yardım. İstanbul 1998.
Arpaguş, Hatice K. Osmanlı Halkının Geleneksel İslâm Anlayışı ve Kaynakları. İstanbul 2015.
Baltacı, Cahid. “İslâm Medeniyetinde Câmi”. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi. sy. 3 (1985), s. 225-241.
Diyanet İşleri Başkanlığı. Cami, Kadın ve Aile. Ankara 2013.
Doğan, Recai. “Cumhuriyet Öncesi Dönemde Yaygın Din Eğitimi Açısından Hutbeler”. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi. 39 (1999), s. 491-533.
Işıkdoğan, Davut - Korukçu, Adem. “Geçmişten Günümüze Eğitim Yeri Olarak Cami-Mescid”. Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi (SABArD). 13/26 (2015), s. 125-141.
İpşirli, Mehmet. “Dersiâm”. DİA. 1994, IX, 185-186.
Kaygın, Hüseyin - Yokuş, İslam. “Yaşam Boyu Değerler Eğitimi Kurumları Olarak Camiler: Hutbelerde Değerler Eğitimi”. International Journal of Science Culture and Sport. 3/Special Issue 4 (2015), s. 476-485.
Keyifli, Şükrü. “Camilerde Din Eğitimi”. Din Eğitimi. ed. M. Köylü - N. Altaş. İstanbul 2012, s. 326-348.
Önkal, Ahmet - Bozkurt, Nebi. “Cami (Dinî ve Sosyokültürel Tarihi)”. DİA. 1993, VII, 46-56.
Şimşek, Eyüp. “Camilerde Eğitim”. Ana Hatlarıyla İslam Eğitim Tarihi. ed. M. Köylü - Ş. Gözütok. İstanbul 2017, s. 107-134.
Yılmaz, Hüseyin. “Cami Eksenli Eğitim”. Din Eğitimi El Kitabı. ed. R. Doğan - R. Ege. Ankara 2012, s. 315-337.
Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/cami
Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.
Müslümanların bir araya geldikleri ibadet ve irşad mekânı.