Temel dinî bilgiler ve uygulamalarını anlatan kitapların genel adı.
Temel dinî bilgiler ve uygulamalarını anlatan kitapların genel adı.
Sözlükte ilim ve hâl kelimelerinden oluşan ilmü’l-hâl, ilm-i hâl şeklinde bir isim tamlaması olup “davranış/durum bilgisi” demektir. Türkçe’de ise tek kelime formunda terim olup “İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak alanındaki temel bilgiler bütününü veya bu bilgileri içeren literatürü” ifade eder. Ancak terkibin bu anlamda terimleşmesi Osmanlı-Türk geleneğine has bir durum olup ilmihal Osmanlı Anadolusu’nda temel dini bilgileri içeren kitapların genel adı olmuştur. Osmanlı dönemindeki ilk ilmihal örneklerinin mukaddimelerinde geçen ifadelere göre bu gelenek, ergenliğe adım atan çocuklara ilk dinî bilgileri öğretmek ve gündelik işleriyle meşgul olan geniş halk kesiminin temel dinî bilgi ihtiyacını karşılamak amacıyla ortaya çıkmıştır. Nitekim Şemseddin Sami de ilmihali “akaidin kavaid-i esasiye ve ibtidaiyesi ile namaz, abdest vesair malumat-ı dîniyeyi çocuklara öğretmeye mahsus kitap” anlamında kullanmaktadır (Şemseddin Sami, 1317: 947).
Ferdî ve sosyal hayatı dinin emir ve tavsiyelerine uygun şekilde yaşayabilmeyi mümkün kılan bir bilgilenmeye olan ihtiyaç, İslam toplumlarında ilk dönemlerden itibaren değişik usullerde karşılanmıştır. Dinin temel bilgilerini ve ibadet hayatını öğrenme ihtiyacı önceleri şifahî usulde eğitim ve tebliğ, ilim halkaları ve nesiller arası tecrübe aktarımı ile karşılanırken yazılı kültürün gelişimiyle telif edilen eserler devreye girmiştir. Mezheplerin oluşması ve fıkıh geleneğinin kurumsallaşması aynı zamanda bireyin dinî hayatına rehberlik edecek bilgilerin de derlenip toparlanması anlamını taşır. Bu süreçte mezhep görüşlerini özetleyen muhtasar metinlerin yanı sıra Fıkhu’l-Ekber, Âlim ve’l-Müteallim, Zarûrâtü’d-Dîniyye, Mukaddimetü’s-Salât, Tuhfetü’l-Mülûk, İhyâü Ulûmi’d-Dîn ve benzeri isimler altında yazılan eserler mahiyet itibariyle bu ihtiyacı da karşılamışlardır. Osmanlı döneminde de müslüman bireye ibadetlerinde ve günlük hayatında yol gösterme adına bu tarz kitapların telifine ve tercümesine devam edilmiş, belli bir dönemden sonra ise ilmihal terimi bu tür eserlerin genel adı olmuştur.
Özellikle Osmanlı’nın kuruluşu sonrasında bu alanda telif veya tercüme tarzında Osmanlı Türkçesi ile yazılan zengin bir literatür ortaya çıkmıştır. Kutbuddin İzniki’nin (ö. 1418), Ebu’l-Leys Semerkandi tarafından kaleme alınan Mukaddime adlı namaz risalesini Türkçe’ye çevirip inanç, ibadet ve ahlaka dair konuları eklediği Kitâbü’l-Mukaddime’si bunun ilk örneklerinden biridir. Ancak Türkçe ilmihal yazımının asıl XVI ve XVII. yüzyılda şekillenmeye başladığı tahmin edilmektedir. Mesela Sadrazam
Lutfi Paşa’nın (ö. 1563) Tuhfetü’t-Tâlibîn isimli iman ve ibadetlere dair eseri, Birgivi’nin (ö. 1573) Vasiyetnâme’si asırlarca etkisini sürdürmüş ilmihal türü eserlerdir. Ancak ilmihal teriminin ilk defa XVI. yüzyıldan sonra yazıldığı düşünülen Mızraklı İlmihal’de yer aldığı görülür. Mızraklı İlmihal’in sıbyan mekteplerinde, camilerde, köy odalarında ve evlerde yaygın olarak okunması sebebiyle halkın din anlayışında çok büyük etkisi olduğu kabul edilmektedir.
Tanzimat döneminde modern okulların açılmasıyla birlikte ilmihal yazımında yeni bir aşamaya gelinmiş, artık İslam dini hakkında herkesin bilmesi icap eden müşterek bilgileri derleyen kitaplar çokça telif edilmeye başlanmıştır. Nitekim Birgivi’nin Vasiyetnâme’si başlangıçta bu dönemde açılan ibtidailer ile rüştiye programlarında okutulmakla birlikte daha sonra değişik tarz ve üslupta yeni ilmihaller kaleme alınacaktır. Bunlar arasında Hüseyin Remzi’nin (ö. 1897) İlmihâl, İbn Abidinzade’nin Hediyetü’l-Alâiyye, Abdulhamid Reşid’in Zübde-i İlmihâl (İstanbul 1305), Süleyman Paşa’nın (ö. 1891) İlmihâl-i Kebîr ile (İstanbul 1305) İlmihâl-i Sagîr (İstanbul 1305), Süleyman Aşir’in Tuhfetü’l-Etfâl (İstanbul 1306), Mustafa Bey’in Telhîsü’l-Mülahhas (İstanbul 1310), Mülahhas İlmihâl ile (İstanbul 1310) Mufassal İlmihâl (İstanbul 1314), Oflu Mehmed Emin Efendi’nin Necâtü’l-Mü’minîn (İstanbul 1308), Ahmed Ziyaeddin’in Vesîletü’n-Necât (İstanbul 1313), Mehmed Zihni Efendi’nin Ni‘met-i İslâm (İstanbul 1316), İmamzade Esad Efendi’nin (ö. 1851) Dürr-i Yektâ (İstanbul 1320), Mesud Mahmud’un Muhtasar İlmihâl (İstanbul 1324), Halim Sabit’in (Şibay) Amelî İlmihâl, İskilipli Mehmed Atıf’ın, İslâm Yolu Yeni İlmihâl (İstanbul 1338) isimli eserlerini saymak mümkündür (Arpaguş, 2002: 36-37). Bu literatüre “malumat-ı dîniye” adıyla telif edilen eserleri de eklemek gerekir.
Tanzimat’tan Cumhuriyet’in kurulmasına kadarki dönemde bu alanda 200 civarında eserin yazıldığı tahmin edilmektedir. Bunların önemli bir kısmının Tanzimat’tan sonra açılan mekteplerdeki din dersi ihtiyacını karşılamak amacıyla telif edilmiş olması ilmihal kitaplarının tekamülünü ve daha sistematik tarzda kaleme alınmasını hızlandırmıştır. Çünkü bu yeni dönemle, o zamana kadar sürdürülen şifahî gelenek yerini kitap merkezli bir anlayışa bırakmaya başlamıştır. Geleneksel dinî eğitimde şifahî usul ve hoca belirleyici bir konuma sahipken yeni dönemde ders kitabının merkezi bir rol üstlenmesi ilmihal yazımında da etkili olmuş ve giderek ilmihallerde menkıbe ve hurafelerden uzak, dinin asıllarına uygun sahih bilgilerin yer alması çabası öne çıkmıştır.
II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında da yazımı aynı hızla devam eden ilmihaller günümüze kadar birbirine yakın tarz ve usullerle telif edilegelmiştir. Bunlar arasında Ahmet Hamdi Akseki’nin Dînî Dersler (İstanbul 1919) ve İslâm Dini (Ankara 1933) ile Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslâm İlmihali’ni (İstanbul 1947) günümüze kadar süren etkisi sebebiyle özellikle zikretmek gerekir.
XX. yuzyılın ikinci yarısından itibaren modern dönem Türkiye’sinde dinî hayattaki canlanma ve çeşitlenmeye paralel olarak ilmihal yazımında da yoğun bir artış ve çeşitlenmenin olduğu göze çarpar. Resmî kurumların neşriyatı arasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yayımlanan ilmihallerin yanı sıra İmam-Hatip okullarının ve İlahiyat fakültelerinin açılıp çoğalmasıyla birlikte geleneksel tarzla akademik yazım usulünü mezceden ilmihallerin de öne çıktığı görülür. Bunlar arasında İbrahim Kâfi Dönmez’in editörlüğünde hazırlanıp Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakultesi Vakfı’nca yayımlanan çok yazarlı İslâm’da İnanç, İbâdet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi (I-IV, İstanbul 1997) peygamberler ve semavi dinler, İslam inançları, ahlakı, siyer, aile hukuku, İslam hukukuna ait bazı genel konular ve fıkıh usulu kavramlarının da konu edildiği hacimli bir ilmihal niteliğindedir. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) tarafından yayımlanan İlmihal ise (I-II, İstanbul 1998-1999) genel olarak din, İslam dini, akait, bazı fıkıh kavramları, ibadetler, haramlar ve helaller, aile hayatı, siyasî hayat, çalışma hayatı, hukukî ve ticarî hayat, sosyal hayat ve İslam ahlakı gibi ana başlıklar altında hükümlerin delil, ilke ve amacına da yer veren mühim bir eserdir.
İslam dininin ana gayelerinden biri dünya hayatında ahlaklı birey ve toplumun oluşmasıdır. Dinin inanc ve ibadet hayatına dair esasları bu amacın gerçekleşmesine hizmet eder. İman esaslarıyla metafizik alandaki zihni bir idrak ve tatmine ulaşan bireyin ibadetler sayesinde kişisel ve toplumsal hayatı icin gerekli olan davranış bilinç ve sorumluluğu kazanması ve ahlaklı bir kişiliğe kavuşması hedeflenir. Bu yüzden de İslam dini açısından ahlaki olgunluk (ihsan ahlakı) dinin ana gayelerinden biri olmuştur. Çünkü kişiler ve toplumlar, genel olarak inanç ve ibadet hayatı üzerinden değil, inanç ve ibadetin hayata yansıyan yönü olan ahlaki kazanımlar üzerinden ilişki kurmaktadır. Bu sebepledir ki inanç, ibadet ve ahlak İslam dininin üç temel unsurunu teşkil eder ve bunlar müslüman bireye dünyada kendisiyle, yaratanla ve çevresiyle barış içinde bütüncül bir dünya görüşü sahibi olma eğitimi verir. İşte İslam dininin bu genel çerçevesi bir bakıma hem ilmihallerin içeriğini belirlemiş hem de onları geniş halk kitlesinin din anlayışını yansıtan veya şekillendiren eserler konumuna yükseltmiştir.
Geniş kapsamıyla ilmihali “Müslumanın Allah’a kendine ve içinde yaşadığı topluma karşı dinî yükümlülüklerinde ona rehberlik etmeyi hedefleyen ve dinî hayatın adeta ortak paydası sayılabilecek olan derli toplu bilgiler ve bunu içeren eserler” şeklinde açıklamak mümkündür. Bu eserlere zamanla, peygamberlerin, özellikle de Hz. Muhammed’in hayatına dair özlü bilgiler, günlük yaşayışa (muamelat) dair temel haramlar ve ilkeler de eklenmiştir. Bu açıdan bakıldığında ilmihallerin hedefinde müslüman bireyin bulunduğu, ibadetlerinde ve günlük yaşayışında ona dinî açıdan rehberlik etme gayesinin ön planda olduğu görülür. Hatta ilmihallerin, tarihsel süreçte fıkıh mezheplerinin bireyselden kamusala, aileden yargılamaya kadar geniş bir yelpazeye yönelik bilgi ve doktrin üretme fonksiyonu içinde mezhep birikiminin özellikle bireyin hayatına dokunan somut ve pratik yönünü ifade ettiği de söylenebilir. Bu yüzden de ilmihaller bir yandan müslüman bireyin dinî hayatına dair Kur’an’da ve sünnette yer alan belli başlı hükümleri, öte yandan da dinî hayattaki ana eğilimleri ve yorumları, tecrübe birikimlerini ve uzun dönemlerden süzülüp gelen dîni yaşayış geleneğini temsil etme misyonuna sahip olmuşlardır. Öte yandan ilmihaller, pratik dinî bilgilerin gündelik hayata uygulanmasına rehberlik etmeleri ve dinî kültürün toplumun çeşitli kesimlerine yayılmasını sağlamaları yönüyle popüler dindarlığı hem oluşturan hem de dönemlerinde onu yansıtan ve kitabileştiren bir özellik de taşır.
Çalışma hayatının ve meşguliyetlerin arttığı, dinî eğitimin çocukluk ve gençlik döneminde sınırlı bir zaman diliminde yer aldığı günümüzde insanlar hayatın doğal akışı icinde yeni birçok durumla karşılaşmakta, bunun dinî hükmünü öğrenmek ve ona göre hareket etmek istemektedir. Günümüzde iletişim ve bilgiye ulaşma imkanlarının olağanüstü çeşitlenmesine karşın bu çeşitlilik aynı zamanda bireyi birazı geçmişten aktarılan çoğu da güncel üretim sayılabilecek birbirinden hayli farklı ve içinden çıkılamaz bir dinî bilgi ve yorum yığını ile karşı karşıya getirmektedir. Sosyal medyada dinî konularda farklı fetva ve yorumların yoğun biçimde tedavülde oluşu ve izlenmesi de bu kargaşa ve bilgi kirliliğini arttırmaktadır. İlmihallerin amacı ise kişiye aynı zamanda dinî hayatında izleyeceği yolu göstermek olduğundan modern dönemde bu açıdan güvenilir ilmihallere ihtiyaç artarak devam etmektedir. Hem bu ihtiyacın hem de dinî anlayış, cemaatleşme ve dinî alt aidiyetlerin çoğalmasının sonucu olarak ilmihal telifinin çeşitlendiği ve bir alan olarak yeni bir boyuta taşındığı görülür. Modern dönemde kadın, aile, çocuk, asker gibi belli kesimlere veya mezhep, meşrep ve tarikat mensuplarına, hatta alt dinî gruplara hitap eder tarzda kaleme alınan, ansiklopedik, mufassal, muhtasar, cep ilmihali, otuz iki farz, elli dört farz, soru-cevap şeklinde formüle edilen ya da hac, ticaret, ibadet gibi belli bir alanla kendini sınırlandıran ya da karşılaştırmalı bilgilere yer veren ilmihal türlerinin artması bu yüzden olmalıdır.
Şüphesiz ilmihal telifatındaki bu gelişmeler ve farklı dinî gruplara yönelik çeşitlenmeler ihtiyaç duyulan dinî bilgiye ulaşmayı ve öğrenmeyi kolaylaştırmasının yanı sıra dinî konularda bilgi kargaşasına yol açma ve sosyal gruplar arası ayrışmayı derinleştirme riskini de taşımaktadır. Esasen ilmihallerin ortaya cıkış amacı bireyin dinî hayatını güvenilir bilgiye dayalı olarak sürdürmesine, toplumda da düzen ve istikrarın korunmasına rehberlik etmektir. Halbuki yeni bir durum olan bu ilmihal çeşitliliğinin bunun tersine bir sonuca yol açması uzak bir ihtimal değildir. Öte yandan ilmihallerde bir konuda gelenekte yer alan birden çok görüşün dile getirilmesi, mezhepler arası veya mezhep içi karşılaştırmalı çalışmalar da muhataplarını ikileme sürükleme ihtimalini taşımaktadır.
İlmihal yazımında usul, dinî konuda yerleşik bilgi ve hükümlerin dayandığı deliller ve elde ediliş yöntemleri konusunda kısa ve özlü ifadelerle ve mezhep sistematiğine bağlı kalarak herkesin anlayabileceği basit bir anlatımın izlenmesidir. Hatta verilen hükümlerin bir ayet veya hadisin açık bildirimine mi dayandığı veya bir müçtehidin yorumu ve mezhep için tartışmada ağırlık kazanan bir görüş mu olduğu da çoğu zaman belirtilmez. Bu aynı zamanda geleneksel fetva usulüdür. Çünkü burada amaç, muhatap kitlenin ibadetlerinde ve günlük hayatında gözetmesi gereken temel pratik dinî bilgileri öğrenmesi ve iç huzuru için de bunlara uyarak dinî vecibelerini yerine getirmiş olmanın huzurunu yakalamasıdır. Zaten ilmihal kelimesi, “davranış bilgisi” anlamıyla bilgi ile pratiğin buluşmasını ima eder.
İlmihallerde mezhep içi veya mezhepler arası tartışmalara genelde pek yer verilmeyip meselelerin basitleştirilip tek çözümle/cevapla yetinilmesi de onların yazılış amacıyla ilişkilidir. Bu yazım üslubunun aynı zamanda toplumda temel dinî bilgilerin yeknesaklığını sağlamaya, dinî hayatın düzen ve güven içinde oluşmasına da hizmet ettiği açıktır. Ne var ki izlenen bu yöntem özellikle kısa ve özlü ilmihallerde dinî gerekliliklerin peş peşe sıralanan kurallar yığını şeklinde istif edilmesine yol açmış, bu da ilmihallerde ahlaki vurgunun zayıfladığı ve dinî hayatta “ilmihal Müslumanlığı” şeklinde özetlenen şekilci dindarlığın öne çıktığı eleştirisine kapı aralamıştır.
Müslüman toplumlarda geleneksel dindarlık tarzını, temel dinî uygulamaları, insan ve toplum algısını besleyen metinler arasında ilmihaller hatırı sayılır bir paya sahiptir. Bu pay biraz da ilmihallerde ana konu olarak inanç ve ibadet esaslarının yer almasının ve ilmihal yazıcılığında takip edilen üslubun eseridir. İlmihallerin müslüman halk üzerindeki etkisi, halkın onlara güveniyle doğru orantılı olmuş, bu güveni de genelde, benimsenen mezhebin kabul görmüş bilgisini doğru şekilde aktarma ve dinî geleneğin ana çizgisini koruma ölçütüne sadakat temin etmiştir. Bu yüzden ilmihal yazımında ibadetlere ve gündelik dinî hayata dair geleneksel dinî bilgilerin özlü ve doğru biçimde aktarımı ile yetinilmiş; bunların dayandığı delil, mezhep içi veya mezhepler arası farklı görüşler genelde verilmemiştir. Burada, muhatap kitleyle aradaki güven bağını zedelememe ve bu bağ üzerinden onları belli dinî pratiklere yönlendirme amacı ön plandadır. Ne var ki, bu yazım tekniği halkın ilmihallerde yer alan açıklamaları sıradan dinî bilgilere göre daha üst bir bilgi olarak görüp onu değişmez ve dinen de korunması gereken bilgiler olarak algılamasına yol açabilmiştir. İlmihallerin bu yazım özelliği onların içinde yaşadığımız çağın yeni gelişmelerine ve gündelik sorunlarına cevap teşkil eden açıklamalara ya hiç girmemesini veya oldukça ihtiyatlı ve çekingen bir üslupla değinmesini de bir ölçüde açıklamaktadır. Bu durum günümüzde ilmihallerin bilinenleri aktarıp yeni sorulara yeterli cevap üretmediği ve yazılış amacının eksik kaldığı eleştirilerini haklı kılsa da öteden beri fetva usulünde de çözüm üretmekte acele edilmeyip konuların iyice vuzuha kavuşmasının ve toplumsal sağduyunun belli bir istikamette oluşmasının beklendiğini de hatırlamak gerekir.
Günümüzün bazı ilmihallerinde yukarıda söz edilen eksiklerin giderek ikmal edildiği, şekli ayrıntılar ve formel ölçütlerin yanı sıra öze, samimi ve deruni dindarlığa, ahlaki gayelere vurgunun arttığı, ibadetlerde ve dindarlıkta bilgi kadar bilincin de öne çıkarıldığı, hükümlerin arka planı, gayesi ve dayandığı deliller konusunda okuyucunun bilgilendirilmesine önem verildiği de görülmektedir. Öte yandan modern dönemde yazılan ilmihallere giderek hâkim olan ilmî yöntem ve üslup, okuyucuyu kucaklama açısından eleştirilebilirse de dinî bilgileri bidat ve hurafelerden, günümüzde karşılığı bulunmayan fetva ve bilgilerden ve asılsız menakıp kültüründen arındırması, kaynakların sahih rivayetlerini merkeze alması, yeni sorunlara alternatif çözümler üretmesi ve okuyucuya tercih alanları bırakması yönuyle takdir edilmektedir.
Arpaguş, Hatice K. “Bir Telif Türü Olarak İlmihal: Tarihi Geçmişi ve Fonksiyonu”. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi. 22 (2002), s. 25-56.
a.mlf. “İlmihal”. DİA. 2000, XXII, 139-141.
Güman, Osman. “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e İlmihal Literatürü (1839-1922)”. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi. 12/23 (2014), 167-211.
Kahraman, Abdullah. “Cumhuriyet Dönemi İlmihalleri: Fıkıh ve Toplumsal İhtiyaç Bakımından Bir Değerlendirme”. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi. 12/24 (2014), s. 147-172.
Kırbaşoğlu, M. Hayri. “İlmihal Dindarlığının İmkânı Üzerine”. İslâmiyât. 5/4 (2002), s. 109-124.
Okumuş, Ejder. “İlmihal Sosyolojisi: Bir Giriş Denemesi -Ömer Nasuhi Bilmen Örneği-”. Diyanet İlmi Dergi. 42/4 (2006), s. 7-26.
Okumuş, Namık Kemal. “Mızraklı İlmihal Kültürü ya da Geleneksel Din Algısını Besleyen Popüler Dindarlığın Etkinlik Alanları Üzerine Bazı Tespitler”. e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi. 9/2 (2017), s. 900-931.
Şemseddin Sami. Kāmûs-ı Türkî. İstanbul 1317.
Yıldırım, Adem. “Kuruluştan Tanzimat’a Osmanlı Döneminde Türkçe İlmihaller”. Bütün Yönleriyle Osmanlıca ve Mirası Uluslararası Sempozyumu Bildiri Kitabı: 26-27 Nisan Kırıkkale. ed. E. Baş v.dğr. Ankara 2016, s. 123-132.
Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ilmihal
Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.
Temel dinî bilgiler ve uygulamalarını anlatan kitapların genel adı.