Türk halk kültüründe bolluk, bereket, yardım ve ölümsüzlüğü simgeleyen iki efsanevi şahsiyet.
Türk halk kültüründe bolluk, bereket, yardım ve ölümsüzlüğü simgeleyen iki efsanevi şahsiyet.
Hızır-İlyas inancı, İslamiyet'in kabulünden itibaren Türk halk inançları arasında önemli bir yere sahip olmuş; ilmî ve tasavvufî çevrelerde sıkça tartışılan bir konu haline gelmiştir. Hızır ve İlyas'ın manevi şahsiyetleri, her kesimden insanın ilgisini cezbederken, etraflarında oluşan kültür farklı inançlar ve kabullerin ortak bir unsuru olmuştur. Hızır-İlyas inancı, özellikle tasavvufî çevrelerde zaman içinde Türk toplumunu eğitici ve öğretici yönleriyle şekillendiren bir kült haline gelmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de Kehf sûresinin 59-82. âyetleri arasında geçen kıssada, Allah tarafından kendisine derin bir hikmet bilgisi öğretilen bir kişi (Hızır), Musa peygamberle bir yolculuğa çıkar. Bu kişi, yolculuk boyunca Musa'nın sabrını zorlayan ve zahiren yanlış görünen işler yapar; bindikleri bir gemiyi deler, bir çocuğu öldürür ve bir duvarı tamir eder. Ancak her bir fiil, derin bir ilahî hikmete dayanmaktadır ve sonunda Hızır, bu olayların arkasındaki sebepleri Musa'ya açıklar, ona sabrın ve bilginin sınırlarını öğretir.
Kur'an'da İlyas salih bir peygamber olarak anılır (En'âm 6/85; Sâffât 37/123-132). Türk halk inanışında İlyas'ın, Hızır ile hıdrellez gecesi buluştuğuna inanılır. İlyas karaların, Hızır ise denizlerin hâkimi olarak tasavvur edilir.
Hızır, Arapça kaynaklarda "Hadr" veya "Hıdr" şeklinde geçer. Hızır-İlyas ile ilişkilendirilen ölümsüzlük suyu (âbıhayat) motifleri, mitolojik kaynaklarda sıkça yer alır. Ölü balığın denizde canlanması ve suyla bağlantılı ölümsüzlük temaları, Gılgamış destanı, İskender hikâyesi ve bazı yahudi efsanelerinde de görülür.
Tasavvuf çevrelerinde Hızır, irşat ve ilm-i ledün kavramlarının bir sembolü haline gelmiştir. Hızır "mürşit", Musa ise "mürit" olarak tasvir edilir. Hızır'ın rehberliği, eğitimde bilgi aktarım süreçlerine ışık tutan derin bir simge olarak kabul edilir. Özellikle Muhyiddin İbnü'l-Arabî, Hızır kıssasını şeriat (Musa'nın bilgisi) ve hakikat (Hızır'ın bilgisi) arasında bir köprü olarak görmüş, bu iki bilgi arasındaki farkın derinlemesine anlaşılması gerektiğini savunmuştur.
Söz konusu kıssada Hızır olarak kabul edilen şahsiyet, Hz. Musa'nın rehberi olarak hareket etmektedir. Bu durum eğitim açısından ele alındığında rehberlik ilişkilerinin öğrenme süreçlerindeki kritik rolünü temsil eder. Hızır'ın, belirli bilgileri zamanla ve gerektiği şekilde açıklaması, bilginin öğrencilere uygun zaman ve biçimde aktarılmasının önemine işaret etmektedir. Hz. Musa'nın Hızır ile olan yolculuğunda sabırlı olması ve Hızır'ın her hareketini anlamaya çalışması, öğrenmenin sabır, anlayış ve hazır bulunuşluk gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hızır'ın Musa'ya gösterdiği olaylar, bilginin ve gerçeklerin genellikle yüzeydeki görünümden daha derin olduğunu öğretir. Bu durum, öğretim süreçlerinde yüzeysel bilgilere değil derinlemesine anlamaya yönelmenin önemini ifade eder.
İbnü'l-Arabî bu yolculuğu Hızır'ın, Hz. Musa'ya görüntü ile gerçek arasındaki çelişkileri öğretmesi olarak yorumlar. Ona göre, zâhir (görünüş) ve bâtın (iç yüz) arasındaki ilişki zıtlık değil anlamın derinleşmesi olarak kabul edilmelidir. Çünkü zâhir, her zaman bâtına dair bir işaret veya belirti taşır. Kıssada geçen "iki denizin buluştuğu yer" ifadesi bilgi felsefesi açısından yeni bir anlam kazanmaktadır. Bu ifade, hakikat bilgisi ile şeriat bilgisini buluşturan "berzah" kavramı arasında bir bağ kurarken, aynı zamanda hakikat bilgisiyle duyularımızla elde ettiğimiz dünya bilgisi arasındaki çelişkiye dikkat çekmektedir.
Mârûf-ı Kerhî, İbrâhim b. Edhem, Zünnûn Mısrî, Bâyezîd-i Bistâmî, Ebû Bekir Verrâk, Mevlânâ, Muhyiddin İbnü'l-Arabî, Aziz Mahmud Hüdâyî gibi mutasavvıflar Hızır ile manevi görüşmeler yaptığını belirtmişlerdir. Tasavvufta Hızır, genellikle manevi âlemde görülebilen bir varlık olarak kabul edilir. Onun rehberliği ve öğretileri, sufilerin manevi yolculuklarında önemli bir rol oynar.
Tasavvuf tarihinde Hızır tarafından irşat edilen ve Üveysîler olarak bilinen seçkin bir zümrenin varlığı da bilinir. Zaman içerisinde Hızır'la görüşüp tasavvuf yoluna giren ve ondan hırka giyen (Hızır'ın irşadını, sohbet ve terbiyesini, talimatını alan) Hızriye denilen bir zümre ortaya çıkmıştır.
Hızır-İlyas inancı, Türk halk kültüründe de derin köklere sahip mistik bir gelenek olarak nesilden nesile aktarılmaktadır. Bu inanç, sadece dinî bir öğreti olmanın ötesinde, halkın kültürel, sosyal ve toplumsal yapısının şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Hızır'ın halk arasındaki en bilinen işlevlerinden biri, bolluk ve bereket getirdiğine dair inanıştır. Bu geleneğe bağlı olarak özellikle hıdrellez kutlamalarında çeşitli ritüeller gerçekleştirilir. Halk muhayyilesinde Hızır'ın İlyas'la buluşması, denizle karayı, su ile toprağı, ilim ile hikmeti, kışla yazı birleştiren ve baharın gelişini müjdeleyen bir imge olarak görülür. Bu buluşma sadece geçmiş, an ve gelecek arasında bir köprü kurmakla kalmaz, farklı inançları, kültürleri ve mevsimleri bir araya getiren kültürel bir geçiş unsuru olarak da değerlendirilir.
Hıdrellez bayramı, kültürel değerlerin genç nesillere aktarılmasında ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesinde öğretici bir araç olarak büyük rol oynar. Doğa sevgisi, mevsim döngüleri ve tarım gibi konularda farkındalık kazandıran bu bayram, aynı zamanda toplumda birlik ve yardımlaşma duygularını da pekiştirir.
Türk halk inançlarında ve kültüründe Hızır figürüne atfedilen deyim, atasözü ve deyişler de halkın zihninde derin bir etki meydana getirmiştir. Bu söylemler genellikle bolluk, bereket, yardımseverlik ve mucizevi yardım kavramları etrafında şekillenmiştir. Hızır inancının toplumu eğitici yönünün en açık göstergeleri kabul edebilecek deyim ve atasözlerine bakıldığında, birine en ihtiyaç duyulan anda yardım eden veya imdada yetişen bir kişiyi ifade etmek için "Hızır gibi yetişmek" deyiminin kullanıldığını görürüz. Bu deyim, toplumda yardımlaşma ve dayanışma bilincini pekiştiren bir anlayışı yansıtır. İnsanlar, zor durumda kalanlara yardım etmeyi bir erdem olarak görür ve bu deyim bizlere zamanında yapılan yardımların ne kadar değerli olduğunu anlatır.
Türk halkının misafirperverlik ve saygı geleneğinin bir yansıması olarak yabancı bir kişiye bile iyilik yapmanın ve hayatın her anının kıymetini bilmenin önemini vurgulamak için söylenen, "Her gördüğünü Hızır, her geceyi Kadir bil" atasözü, insanlara her bireye değer vermeleri ve her anın kıymetini bilmeleri gerektiğini salık verir. "Kazancın Hızır bereketi olsun" deyimi ve "Hızır uğrasın" gibi deyişler birinin kazancının bol ve bereketli olması dileğini ifade ederken, insanların birbirlerine bu tür dileklerde bulunması toplumsal dayanışmayı ve karşılıklı iyi niyetlerin güçlendirilmesini sağlayan paylaşım kültürünü inşa etmektedir. Hızır'ın dokunuşunun mucizevi etkisine işaret eden "Hızır eli değmiş" deyimi ve "Darda kalmışın yardımcısı Hızır'dır" deyişi ise Türk halkının umudunu ve inancını diri tutan ifadelerdendir. Zor durumlarda bile her an bir çıkış yolu bulunabileceğine olan inancı yansıtır ve insanlara umut aşılar.
Halk anlatılarında da sıkça yer alan Hızır'ın yeşil ve doğa ile özdeşleşmiş bir figür olması, doğanın canlılığı ve bereketiyle ilişkilendirilir. Bu anlatılar, doğaya saygı duymanın ve ona özen göstermenin önemini vurgularken onu korumanın bereketi ve yaşamı devam ettirdiğini hatırlatır. Ayrıca topluma sabır, yardımlaşma, adalet, umut, bolluk ve bereket gibi değerleri öğretirken, aynı zamanda zorluklar karşısında her an moral ve dayanıklılık kazandırmakta, fedakârlık ve iyilik yapmanın önemini aşılamaktadır.
Aras, Enver. “Türklerde Hıdrellez Geleneği”. Millî Folklor. sy. 54 (2002), s. 39-54.
Araz, Nezihe v.dğr. 21.Yüzyılın Eşiğinde Örf ve Adetlerimiz (Türk Töresi). İstanbul 1994.
Aydın, Mehmet. “Türklerde Hızır İnancı”. Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi. sy. 2 (1986), s. 51-77.
Boratav, Pertev Nâili. “Hızır (Türkler’de)”. İA.1964, V/1, s. 462-471.
Çay, Abdulhalûk M. Hıdırellez Kültür-Bahar Bayramı. Ankara 1990.
Çelebi, İlyas. “Hızır”. DİA.1998, XVII, 406-409.
Döğüş, Selahattin. “Anadolu’da Hızır-İlyas Kültü ve Hıdrellez Geleneği”. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi. sy. 74, Ankara 2005, s. 77-100.
Harman, Ömer Faruk. “İlyâs”. DİA.2000, XXII, 160-162.
Hûb, Ramazan. Hızır Aleyhisselâm. çev. M. Özdamar. İstanbul 2009.
İbnü’l-Arabî. Fusûsu’l-Hikem. çev. E. Demirli. İstanbul 2008.
Köksal, M. Asım. Peygamberler Tarihi. C. I, Ankara 2007.
Ocak, Ahmet Yaşar. İslâm-Türk İnançlarında Hızır yahut Hızır-İlyas Kültü. İstanbul 2007.
Uludağ, Süleyman. “Hızır (Tasavvuf ve Halk İnancı)”. DİA.1998, XVII, 409-411.
Wensinck, A. J. “Hızır”. İA.1964, V/1, s. 457-462.
Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/hizir-ilyas
Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.
Türk halk kültüründe bolluk, bereket, yardım ve ölümsüzlüğü simgeleyen iki efsanevi şahsiyet.