İttihat ve Terakkî ve eğitim politikaları.
İttihat ve Terakkî ve eğitim politikaları.
Modern Türk siyasî hayatının birçok konuda temeli sayılan, karmaşık bir yapıya sahip, iniş çıkışlarla dolu kurulma, gelişme ve çöküş süreci olan İttihat ve Terakkî Cemiyeti (İTC), Osmanlı Devleti'nin zor zamanlarında devletin beka meselesi içinde doğmuş bir siyasî yapılanmadır. 2 Haziran 1889 tarihinde Mekteb-i Tıbbiye-yi Şâhâne'de dört talebe tarafından İttihâd-ı Osmânî adıyla gizli kurulan cemiyetin örgütsel yapısı, üye niteliği ve faaliyetleri farklı aşamalara ayrılmaktadır. 1895'te Ahmed Rızâ'nın ısrarıyla ve pozitivist anlayışın etkisiyle adı Osmanlı İttihat ve Terakkî Cemiyeti olan yapı, ilk nizamnamesini de bu sene yayımladı. Aynı zamanda Paris'te yayımlanan Meşveret'i resmî yayın organı kabul eden cemiyet, bir taraftan teşkilatlanma çalışmaları diğer yandan örgüt içi yönetim/liderlik mücadeleleri içinde ülkenin geleceğine, siyasî yönetime karşı nasıl davranılacağına kesin bir karar vermek amacıyla 1902'de genel kongresini yaptı. Rejim değişikliği için ecnebi müdahalesini savunanlar ve buna karşı çıkanlar arasında geçen tartışma neticesinde hareket ikiye bölündü, İngiliz desteği ile darbe yanlısı Prens Sabahaddin ve İsmâil Kemal Bey hareketten ayrılarak Osmanlı Hürriyetperverân Cemiyeti'ni kurdu. Edhem Rûhi ve Abdullah Cevdet gibi isimlerde 1903'te Osmanlı İttihat ve İnkılap Cemiyeti'ni kurdu.
Bu aşamada fikrî düzeyde devam eden hareket, 1906 yılında Dr. Nazım, Bahaddin Şâkir vd. ile Osmanlı Hürriyet Cemiyeti adıyla Balkanlar'da yeniden örgütlenmeye başlayarak canlandı. 1907 yılında Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile Paris'teki Osmanlı İttihat ve Terakkî Cemiyeti birleşti ve askerî kadro içinde örgütlenme artarak yüzlerce şube ve yüzbinlerce üyeye ulaştı. Cemiyet, fedai şubeleri de tesis ederek ihtilalci karakterini gün geçtikçe geliştirdi ve 23 Temmuz 1908 tarihinde Kanûn-ı Esâsî'nin yeniden yürürlüğe konmasında başat rol oynadı. Bu tarihten sonra her türlü siyasî ve içtimaî duruma müdahale ederek kendini "cem'iyet-i mukaddese" ilan etti ve resmen tanındı. Cemiyetin "kadın" ve "ulema şubeleri"nin de olması sosyal hayatın bütününü kontrol etme idealinde olduğunu göstermektedir.
Aralık 1908 tarihinde yapılan seçimlerde mebusların çoğu İttihat ve Terakkî Cemiyeti temsilcilerinden teşekkül etti. 1910 yılında Cemiyetler Kanunu'na göre yeniden örgütlenerek, "menâfi-yi umûmiyeye hadim" cemiyet olarak tescil edildi. Bu tarihten sonra içinden muhalif partiler de çıktı. 1912 seçimlerinde istediği neticeyi alamadı. 23 Ocak 1913'te Bâbıâli Baskını ve Mahmud Şevket Paşa suikastı sonrasında muhalefeti sindirerek tek parti hükümeti kuran İttihat ve Terakkî Cemiyeti, Mondros Mütarekesi'ne kadar devleti tek elden yönetti. 1913 yılında yapılan kongre ile cemiyet tamamıyla fırkaya tahvil edildi, Türk Ocakları dolaylı da olsa ideolojik kurumu haline geldi. İttihat ve Terakkî Cemiyeti, Osmanlıcılık, Türkçülük ve ittihâd-ı İslâm gibi siyasetlerin hepsini devleti kurtarabilmek amacıyla eş zamanlı olarak uyguladı. I. Dünya Savaşı'nın kaybedilmesi sonrasında İttihat ve Terakkî Cemiyeti, 5 Kasım 1918 tarihinde feshedilerek tarihe karıştı. Mensupları dağılmış, adı silinmiş olsa da "Türk siyasî hayatının laboratuvarı" olduğu kadar, eğitim, kültür, sanat, iktisat vb. alanlarda etkileri bugünlere kadar gelen derin izler bırakmıştır.
İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin eğitim görüşleri, politikası ve faaliyetlerinin incelenmesi, siyaset ve toplum üzerinde etkili olmaya başladığı 1908'den itibaren önem kazanmıştır. 1913'ten sonra ise tek parti iktidarını kurmuştur. Kuruluşunda ve farklı dönemlerde yönetiminde görev alan Jön Türkler'in aldıkları eğitim, hayalini kurdukları devletin ve toplumun eğitim sistem ve felsefesini de belirlemiştir. Çoğunluğu askerî mekteplerde Batılı tarz, modernist, pozitivist-materyalist bir eğitim gören ilk kuşak aynı zamanda Türk tarihi ve mitolojisine de ilgi duymuştur. Bu, onların Osmanlıcı ve Türkçü eğitim politikalarının da zemini olmuştur. Sultan II. Abdülhamid döneminde baskın olan ittihâd-ı İslam merkezli bir eğitim de onların İslamcı tezler üretmelerinde belirleyici rol oynamıştır. 1880'lerden sonra G. le Bon, A. Comte, L. Büchner, H. Spencer ve E. Durkheim gibi pozitivist filozofları okuyan Jön Türkler, askerî mekteplerde aldıkları eğitimin de tesiriyle elitist ve sosyal Darvinist tezler doğrultusunda "halkı aydınlatmak, bilinçlendirmek ve nihayetinde yönlendirmek ve yönetmek" rollerini kendilerinde görmüşlerdir. Bir "zulüm ve istibdat" rejimi olarak gördükleri II. Abdülhamid iktidarından kurtulmak için, başlangıçta halk desteğini aradılarsa da bunun mümkün olmadığını görerek, aşkın bir anlam yükledikleri "modern bilim"in, toplumda dinin gördüğü işlevi üstleneceğine ve bütün meseleleri çözebileceğine inanmışlardır. Gustave le Bon'dan mülhem seçkinci fikirlerin etkisiyle, yalnızca kendilerinin sahip olduklarına inandıkları "iyiyi, güzeli ve doğruyu" halka aktarma ve böylece onları aydınlatma görevini kendilerinde gören Jön Türkler, Türkiye'de modern eğitim paradigmasının felsefî temellerini de atmışlardır. Jön Türkler için eğitimin önemi ile seçkin zümre arasında doğrudan bir bağ vardır. Jön Türkler, halkın cehaletini gidermede kendilerini mesul görmüşler ve eğitimlilerin önde olmasını istemişlerdir. 1908 devrimine liderlik eden İttihat ve Terakkî Cemiyeti ileri gelenleri, ülkede sadece siyasî bir inkılap değil çok daha kapsamlı bir toplumsal dönüşüme (inkılâb-ı içtimaî) ihtiyaç olduğunu vurgulamışlardır. Bunun öncelikli savunucularından biri, Osmanlıcı eğitimci Sâtı Bey'dir (bk. Satı Bey). 1908'den sonra eğitim öğretim süreci, ideolojik ve toplumsal mühendislik süreci olarak görülmüş ve burada modern bilime başat bir rol biçilmiştir.
İttihat ve Terakkî Cemiyeti içinde baştan itibaren, kültürel ve bilimsel Türk milliyetçiliği ile yakından ilgili üyeler varsa da cemiyetin 1913 yılına kadar siyasette, kültürde ve eğitimdeki hâkim ideolojisi Osmanlıcılık şeklindedir (bk. Osmanlıcılık). Ancak 1908'den itibaren İttihat ve Terakkî Cemiyeti içinde artarak yükselen bir Türk milliyetçiliği vardır. Bu süreçte cemiyet, Ziya Gökalp, M. Emin Resulzade, Halide Edip, Hüseyin Cahit, Rıza Tevfik gibi isimlerden, Türk Yurdu Cemiyeti, Türk Yurdu dergisi ve Genç Kalemler gibi yayınlardan teorik ve pratik destek almıştır. 1911'den itibaren netleşmeye başlayan İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin ideolojisi, Ziya Gökalp'in öncülük ettiği "Türkleşmek, İslamlaşmak muasırlaşmaktır" tezinde vücut bulmuştur. 1913'ten sonra eğitim ideolojisi belirgin bir şekilde ulusal bilince dayalı Türk milliyetçiliğine dönüşmüştür.
1909 yılından sonra Maarif Nazırı Emrullah Efendi de eğitimde kapsamlı reformlar planlamış, 1910'da Tedrîsât-ı İbtidâiye Kanunu'nu hazırlatmıştır. Yapılacak ıslahatın alttan yukarıya doğru mu üstten aşağıya doğru mu olacağı konusunda kamuoyunda "tûbâ ağacı nazariyesi" tartışması başlamıştır. Emrullah Efendi, Gökalp'in de destek verdiği şekilde reformun Dârülfünun'dan başlamasını istemiş ve bu yönde kararlar alınmıştır (bk. Emrullah Efendi). Eğitimin halka yayılması teklif edilen bir dizi önlemin başında, nitelikli, formasyon sahibi öğretmen yetiştirmek konusu yer almıştır. Bunun için de Mustafa Sâtı Bey, elini güçlendirecek yetkilerle Eylül 1908 tarihinde Dârülmuallimîn-i İbtidâiye, kasımda Dârülmuallimîn-i Âliye müdürlüğüne tayin edilmiştir. Bir anlamda İttihat ve Terakkî Cemiyeti'ni de temsil eden Sâtı Bey'e göre toplumların geri kalması veya ilerlemesinin din ve milliyet ile ilgisi yoktu, bunun sebebi taassup ve bilgisizlikti.
Toplum ve eğitim sahasında topyekün bir dönüşüm idealinde olan İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin 1910 sonrasında yeni tarih yazımına destek verdiği görülmektedir. Ders kitaplarında Türkler'in tarihi Sultan II. Abdülhamid dönemi tarih yazımından farklılaşmış, Türkler'in tarihi mitolojik dönemlere uzatılmıştır. II. Abdülhamid dönemi ise açık bir şekilde "devr-i istibdat", 1908 sonrası da "devr-i hürriyet" olarak tanımlanmış, yeni siyasî kavramlardan "vatan, millet, kanun, devlet" vb. âdeta kutsanarak ders kitaplarında farklı düzeylerde öğretime sokulmuştur. Kitaplarda en çok tekrar edilen kavramlar "özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve adalet" olmuştur. Vatan ve millet kavramları yüceltilirken, padişah ve itaat gibi kavramlara menfi anlamlar yüklenmiştir. Dönemin sloganı haline gelen kavramlardan mahiyeti büyük ölçüde Ziya Gökalp'in tanım ve tasnifleriyle şekillenen "millî terbiye"dir (bk. Ziya Gökalp). Millî terbiyenin birleşenleri içinde lisana hususi bir yer ayrılmış ve eğitim dilinin ülkedeki bütün unsurlar arasında Türkçe olmasında ısrar edilmiştir. Eğitim sisteminde ilk yurttaşlık kitapları sayılan "mâlûmât-ı medeniye ve ahlakîye" dersleri yanında mâlûmât-ı hukukiye, ahlakîye ve iktisadîye dersleri müfredata konmuştur. Bu kitaplarda yeni toplum ve yeni vatandaş icadına giden yollar belirlenerek bir tür "pedagojik mühendislik" ve davranış mühendisliğinin emareleri görülmeye başlanmıştır. Coğrafya ders kitapları da yeniden yazılmış, çocukların önüne yeni kahramanlar ve yeni haritalar konulmuştur. Böylece yeni bir kimlik oluşturmak amacıyla vatan sevgisi, millet ve yurttaşlık bilinciyle donatılmış yeni nesillerin yetiştirilmesi eğitimin temel paradigması haline gelmiştir. Bu politikayı güçlü tutabilmek için çok sayıda ve türde dergi, gazete, broşür ve kitap yayımlanmasına İttihat ve Terakkî Cemiyeti tarafından destek verilmiştir.
Cemiyetin 31 Ekim-13 Kasım 1910 tarihleri arasında Selanik'te yaptığı yıllık kongrede tabiatıyla eğitim önemli bir mesele olarak ortaya çıkmıştır (bk. Selanik Muallimler Kongresi). Cemiyet, yaygın eğitim mekânları açmaya ve dersleri orada yapmaya, yeni okullar kurmaya karar vermiş, bu arada öğretmen yokluğuna dikkat çekilerek, Selanik ve İzmir'deki "İttihat ve Terakkî mektepleri"nin öğretmen okulu haline çevrilmesi planlamıştır. Bu toplantıda ayrıca şimdiye kadar açılmış olan okulların varlıklarını devam ettirebilmeleri için "maarif onluğu" adı altında bir "Millî Yardım Sandığı"nın kurulması da kararlaştırılmıştır. Öğretmen yetiştirmek için 1911'de Selanik'te özel bir muallim mektebi de açılmıştır. Bu durum İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin eğitimi ve hususi olarak okulları ideolojisi için nasıl araçsallaştırdığı ve ideolojik bir aygıt haline getirdiğini göstermektedir. Bu tarihlerde ilk mektep öğretmenleri hiç olmadığı kadar önemsenirken, bütün muallimlere "irfan orduları" gibi sıfatlarla hitap edilmiştir.
İttihat ve Terakkî Cemiyeti, 1911 tarihli nizamnamesinde kendisini "müteşebbis bir kuvvet" olarak tanıtmış, teşkilatın ana vazifesinin, maarifin her cihetinde mevcut nesle hizmetler etmek olduğunu bildirerek sanayi, ziraat ve ticaretin ilerletilmesi için talim ve terbiyenin ehemmiyetini vurgulamıştır. Cemiyet bu çerçevede, yeni okullar açmak, gece dersleri düzenlemek, gazete ve mecmua çıkarmak, kitap yayımlamak, zayıflara, yoksullara yardımda bulunmak, milletin iktisaden faal ve fikren hür olabilmesi için çalışmayı görev kabul etmiştir. Böylece 1910 yılından itibaren başladığı hususi mektep açma faaliyetini arttırarak Kafkasya'dan Yemen'e, Makedonya'dan Musul'a kadar geniş bir coğrafyada Osmanlı İttihat ve Terakkî Cemiyeti ibtidâî, rüşdî ve idâdî düzeyinde mektepler açmıştır. Adları "Menba-ı Füyûzât, Berdekâ-yı İrfan, Dârülirfan, Hadîka-yı Maârif, Dârüledeb, Burhânü'l-Maârif, Ravza-yı İrfan, Hadîka-yı Vatan" vb. olan bu mekteplerin sayısı 1911'den önce 600'ü bulmuştur. Okulların denetimini kendi üstlenen cemiyet, devlet içinde bir anlamda alternatif bir eğitim sistemi kurmuş gibidir.
1912 yılından itibaren ilk eğitimin zorunluluğuna çok daha fazla vurgu yapılmaya başlanarak İstanbul'da ve diğer büyük illerde İttihat ve Terakkî Cemiyeti kulüpleri açılmış ve buralarda "efkâr-ı umûmiye-yi milliye" teşekkülü ve "kavi bir ittihad ve 'tenvîr-i efkâra hizmet" için farklı düzeylerde gece derslerine başlanmıştır. Daha çok kadınlara hitap eden derslerde okuma ve yazmanın yanında meslek ve sanat öğretimine yönelik içerik verilmiştir. Bu kurslara 1913'ten itibaren militer muhteva da hâkim olmaya başlamıştır.
Temmuz 1912 tarihinde Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında kurulan hükümette, "İdâre-yi Husûsiye-yi Vilâyât Kanûn-ı Muvakkati" tasarısıyla âdem-i merkeziyetçi bir yapı tahayyül eden "büyük kabine" bu yönüyle eğitimin bütün vilayetlerde kurulacak özel idarelerce yönetilmesini öngörmüşsse de bu tasarı Balkan savaşları sebebiyle rafa kalkmıştır. Balkan savaşlarında, Bulgarlar'ın, Sırplar'ın hatta Arnavutlar'ın başarılarının öncelikle eğitimdeki farktan kaynaklandığının altı çizilerek vatan sevgisi, millî birlik ve beraberlik ile maarif arasında doğrudan bir irtibat kurulmuştur. Eğitim, bir yönüyle Türk millî bilincini oluşturmak için bir araç olarak görülürken, farklı etnik grupların ulusal bilinçlenmesine, dolayısıyla ayrışmaya da sebep olan bir unsur olarak görülmüştür.
Bu dönemde Balkan mağlubiyetinin sebeplerini eğitime bağlayan birçok yayın yapılmıştır. Bunlardan biri de Kılıçzâde Hakkı tarafından İçtihad Mecmuası'nda (nr. 55, 57) "Pek Uyanık Bir Uyku" başlığı ile yayımlanan yazıdır. II. Meşrutiyet Garpçıları'nın programı ve bir toplumsal ütopya olarak görülen ve bazı yazarlarca Cumhuriyet inkılaplarının da temeli/teorisi sayılan bu yazıda dile getirilenlerin bir kısmı eğitimle yakından ilgilidir. Kılıçzâde, medreselerin kapatılmasını ve yerlerine Ecolé de France benzeri kolejlerin açılmasını, dilde sadeleşmeye gidilmesini, kadın eğitiminde daha ileri adımların atılmasını, kılık kıyafet konularında reforma gidilmesini önermiştir.
24 Ocak 1913 tarihinde İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin icraatçı yönüyle önde gelen simalarından Ahmed Şükrü Bey, Maarif nazırı olarak atandı ve görevini 12 Aralık 1917 tarihine kadar sürdürdü. Onun zamanında eğitim hayatının hemen her sahasında yeni yönetmelikler ve hukukî düzenlemeler yapıldı. Çok sayıda yeni okul açıldı ve ilk defa maarif müşavirliği ihdas edildi. Ahmed Şükrü Bey, anaokullarına, kadınların eğitimine ve hususi mekteplerin denetlenmesine özel ilgi gösterdi. Eğitim meselelerine meslekten vukufiyeti olan Ahmed Şükrü Bey, İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin ideolojisini maarif sahasında tatbik eden en önemli isimdir denilebilir (bk. Ahmet Şükrü Bey).
Bâbıâli Baskını (23 Ocak 1913), militer yönü ağır olan, millî bir eğitim sisteminin kurulmasına da başlangıç oldu. Eğitim politikasında radikal değişimler, militarizasyon bu dönemden sonra hızlandı. Cemiyetin 1913'teki siyasî programındaki (bk. II. Meşrutiyet) eğitim politikasına göre: İbtidâî ve rüşdî mekteplerin birleştirilerek altı yıl olması benimsendi. İstanbul'da bir "dârülmuallimîn-i âlî" kurulması, vilayetlerdeki öğretmen okullarının ve idâdîlerin sayısının arttırılması kararlaştırıldı. Bütün okullarda dinî eğitim yanında beden eğitiminin de ciddiyetle yapılması vurgulandı. İlköğretim ve ortaöğretim muallimlerinin yetişmesi, atanması, görevden alınması, terfi ve diğer özlük hakları konusunda iyileştirmelerin yapılması dile getirildi. Yeni bir ilimler akademisi (Encümen-i Dâniş) kurulması ve telif ve tercüme komisyonlarının teşkili teklif edildi. Yeni dersler ve bunlar için ders kitaplarının hazırlanması, İstanbul'da bir "kütüphâne-yi millî"nin (millî kütüphane) kurulması, medreselerin ıslah edilmesi, köylerdeki cami ve vakıf mekteplerinin idaresi için hususi bir nezaretin teşkil edilmesi ve bunlar için Maarif Nezareti'nde bir şubenin kurulması istendi. Ayrıca maarifin aksayan yönlerini daha iyi görebilmek ve yardımlarından istifade için yabancı uzmanların getirilmesi de benimsendi. İttihat ve Terakkî Cemiyeti bu tarihten sonra söz konusu ilkeler doğrultusunda hareket etti.
Bazı maddeleri 1960 yılına kadar yürürlükte kalan ilköğretim yasası Tedrîsât-ı İbtidâiye Kânûn-ı Muvakkati 6 Ekim 1913'te kabul edildi (bk. Zorunlu Eğitim). İlk- öğretimle ilgili pek çok yenilik getiren kanun ile tahsilin ilk kısmının (yedi-on üç yaş arası) ücretsiz ve zorunlu olduğu vurgulandı. Mektep çağına gelen talebelerin listesinin çıkarılması ve takibi için tedris meclislerine yetki verilmesi, para ve hürriyeti kısıtlayıcı cezalar uygulanması benimsendi. 1913 kanunu ile rüştiyeler ilköğretimle birleştirilip ortaöğretimden ayrıldı ve Mekâtib-i İbtidâiye-yi Umûmiye adını aldı. İdâdîlerin adı sultânîye çevrilerek elliden fazla sultânî açıldı. Bu kanun ile ilköğretim düzeyinde yerel dillerle eğitim yapma imkânı da getirildi. Böylece Araplar, Çerkezler, Arnavutlar vd. kendi lisanlarında eğitim veren okullar açtılar.
Tedrîsât-ı İbtidâiye Kanûn-ı Muvakkati'nde, özellikle erkek çocuklar için askerliği sevdirmek, onları askerliğe hazırlamak gibi sebeplerle doğrudan doğruya endaht derslerine başlanmasına karar verildi. Cemiyetin kontrolünde kurulan paramiliter dernekler ve izcilik kulüplerinde askerî kültüre yatkın bir gençlik ve toplum oluşturmanın temelleri atılmıştır. Türk Gücü, Osmanlı Güç, Osmanlı Genç ve Osmanlı Dinç dernekleri (bk. Militer Eğitim; İzcilik), her an savaşmaya hazır, askerliğin temel bilgilerini ve davranışlarını askerlik öncesinde kazandıran yapılar olarak etkin bir şekilde görev yapmaya başladı. "Terbiye-yi Bedeniye" üst başlığı altında beden eğitimi dersleri militer eğitimin tatbik sahalarından biri haline geldi. Okullarda yeni askerî talimler ve oyunlar benimsendi. Beden eğitimi dersinde "hücum emri, sancak, vur kaç, esir almaca" vb. adlı oyunların oynanması tavsiye edildi. Bütün derslerde "hür ve müstakil vatan, onurlu millet" vurgusu yapıldı. Osmanlı eğitiminde ilk millî bayramlar da İttihat ve Terakkî Cemiyeti etkisinde 1909 yılından sonra kutlanmaya başlandı. 1908 İhtilali'nin yıl dönümü "îd-i millî" olarak kutlandı ve ilerleyen süreçte "idman bayramı, ağaç bayramı" gibi modern ve seküler kutlamalar eğitime dahil edildi. İstanbul'un fethi (bk. Millî Bayramlar) gibi millî hislere kuvvet kazandıracak hadiseler geniş çaplı törenlere vesile oldu. Ders araç ve gereçlerinde modern simge ve semboller, sınıfta büyük haritalar, küreler, Türk büyüklerinin resimleri, besmele, Osmanlı bayrağı kullanılmaya ve millî musiki örnekleri icra edilmeye başlandı.
İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin eğitim faaliyetleri arasında en önemlilerinden biri kuşkusuz 2 Eylül 1915 tarihinde çıkarılan Mekâtib-i Husûsiye Talimatnamesi'dir. Bu, 1860'lardan itibaren faaliyetlere başlayan hususi mekteplerle ilgili, 1907'de çıkan Mekâtib-i Husûsiye Nizamname Layihası sonrasında ilk kapsamlı hukukî düzenlemedir. Azınlıklar için "Türkiyeli cemaatler" ibaresinin kullanıldığı metinde, hususi mekteplerin hangi kurallar dahilinde eğitime devam edebilecekleri belirlenmiş ve onların sıkı bir şekilde denetlenmesine imkân veren bir muhteva sunulmuştur. Talimatname ile Türkçe derslerine her düzeyde önem verilmesi, hususi okulların Türkçe öğretme zorunluluğu, Türkiye tarihi ve coğrafyasına dair dersler ve içerik kontrolleri ile hususi mekteplerin teftişi üzerinde durulmuştur (bk. Mekâtib-i Hûsusiye Talimhanesi).
İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin yükseköğretim politikası 1911'den sonra belirgin hale gelmiştir. Emrullah Efendi'nin "tûbâ ağacı nazariyesi" doğrultusunda 1912'de yeni bir düzenleme yapılmış ve Dârülfünun beş ayrı fakülteye ayrılmıştır. Dârülfünun'da ilerleyen yıllarda Avrupa'dan davet edilen uzmanlar ders vermeye başlamıştır. Her fakültenin kendine ait akademik dergi neşrine başlaması da bu döneme tesadüf etmektedir. Dârülfünun'dan başka Orman Mekteb-i Âlîsi (1909), Dişçi Mektebi (1909), Kadastro Mekteb-i Âlîsi (1911) ve İnâs Dârülfünunu (1914) kurulmuştur. Ortaöğretim düzeyinde de çok sayıda yeni meslekî ve teknik eğitim mektebi açılmıştır. Bu dönemde İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin önde gelen ideologlarının (Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu vd.) Dârülfünun'da ders vermeye başlaması, eğitime siyasetin sokulduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir.
II. Meşrutiyet döneminin dikkat çeken konularından biri de dilde sadeleşme ve alfabe tartışmasıdır. 1860'lardan beri devam eden alfabe ve dil tartışmaları bu dönemde daha da arttı ve "ıslâh-ı lisan" ve "ıslâh-ı huruf" konusunda projeler öne sürüldü. Bunlardan en dikkat çekeni İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin üç büyük liderinden biri olan Enver Paşa'nın öncelikle orduda kullanmak üzere icat ettiği yeni alfabedir. 1914'te ilk örneği görülen "Enver alfabesi" ya da "Ordu alfabesi" de denilen bu yeni yazı sistemi, I. Cihan Harbi'nin başlamasıyla yaygın kullanılma imkânı bulamadı. Dilde sadeleşme konusunda ise Hüseyin Cahit, Celal Nûri ve Ziya Gökalp başta olmak üzere cemiyetin önde gelen entelektüelleri sadeleşmeden yana tavır koydular ve kapsamlı, radikal değişimlerden ve tasfiyelerden uzak durdular. Böylesi bir hareketin Türkçe'ye zarar vereceği ve ciddi anlam sorunları yaratacağı uyarısında bulundular.
İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin kadın ve çocuk eğitimine de hususi bir ilgi gösterdiği görülmektedir. Cemiyete kadın üyeler kabul edilmekle birlikte sayıları fazla değildi, ancak önde gelen liderlerin eşleri giriştikleri faaliyetler, kurdukları cemiyetler ve içinde yer aldıkları organizasyonlar sayesinde örnek olma rolünü üstlendiler. İlk kız sultânîsi 1913 yılında Aksaray'da Redif Paşa Konağı'nda eğitime başladı. 1914'te kadınlar için bir üniversite kurulurken aynı zamanda anaokullarına öğretmen yetiştirmek üzere bölümler de açıldı. İlk defa bu dönemde müslüman kızlar devlet desteği ile Avrupa'ya eğitime gönderilmeye başlandı ve bu konuda bir yönetmelik yayımlandı. Kadınları meslek sahibi yapmak ve ticarete dahil edebilmek için hususi yollar denendi. Ancak kadın daha çok yeni nesilleri yetiştirecek "iyi anne ve iyi eş" rolünde görüldü.
Dârülmuallimîn ve Dârülmuallimât'ın nizamnameleri 1915 yılında yenilendi ve bu okullar büyük ölçüde parasız hale getirildi. Ayrıca gündüzlü talebe de kabul edilmeye başlandı. Öğretmenlere sekiz-on sene arasında değişen zorunlu hizmet getirilirken özellikle erkek öğretmenlere endaht talimi alma mecburi hale getirildi. II. Meşrutiyet'in ilk yıllarından itibaren başlayan cemiyetleşme faaliyetleri eğitimciler arasında da yaygınlaştı ve ilk öğretmen dernekleri/sendikaları bu tarihte kuruldu. Pek çok okulun öğretmenleri, öğrencileri ve mezunları farklı isimler altında cemiyetler kurdu. Söz konusu örgütlenmelerde İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin etkisi, yönlendirmesi ve desteği belirgindi.
1914 yılında I. Dünya Savaşı'na girilmesiyle Osmanlı Devleti son derece zor bir döneme girse de eğitim, mümkün olduğu kadar her kademede devam ettirildi. Eğitim mekânları çoğu kere askerî amaçla kullanılmak zorunda kalındı. 1916 yılında dârüleytamlar (yetim evleri), Maarif Nezareti'ne bağlandı ve bir sene sonra da Himâye-yi Etfal Cemiyeti kuruldu ve yetim, fakir çocukların eğitimi üstlenildi. İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin 1916 yılındaki yedinci kongresinde Ziya Gökalp'in sunduğu metin doğrultusunda aldığı kararlarla eğitimde hem felsefî hem de program bakımından değişikliklere gidildi. Şeyhülislamın kabineden çıkarılması, şer'î mahkemelerin Adliye Nezareti'ne devredilmesi ve eğitimde sekülerleşmeye giden yol bu dönemde açıldı. Sıbyan mekteplerinin sayısı giderek azaldı. Evkaf Nezareti idaresindeki okulların Maarif Nezareti'ne alınması yönünde kararlar alındı. Evkaf Nezareti'nin umumi mektepler açması kanuna aykırı görüldü ve nezaretin elindeki okulların Maarif Nezareti'ne devredilmesi kararlaştırıldı. Ancak bu önemli karar, savaş şartları sebebiyle uygulanamadı ve 1924'e kaldı.
İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin eğitim faaliyetleri arasında medreselerin ıslahı projeleri de dahil edilebilir. II. Abdülhamid döneminden beri var olan medreselerin ıslah edilmesi fikri ve projeleri 1909 yılından itibaren yeniden canlandı ve somut öneriler üretildi. İlk olarak Aralık 1909 tarihinde Vildan Fâik Efendi'nin Islâh-ı Medâris Nizamnamesi yayımlandı. Bir sene sonra Medâris-i İlmiye Nizamnamesi, 1914'te de Islâh-ı Medâris Nizamnamesi yayımlandı. Medreselerin hiyerarşisi, tasnifi ve ders programları ciddi şekilde değişti. 1917'de medreselerle ilgili yeni düzenlemeler yapıldı. Aslında pozitivist ve materyalist görüşlere yakın/yatkın olan İttihat ve Terakkî Cemiyeti üst yönetiminin medreselerin ıslahıyla ilgilenmesi ve meseleye destek vermesi toplumsal meşruiyet kaygıları ve hedefledikleri dönüşümde dinin ve medreselerin araçsallaştırılmasından ibaretti.
1908 İhtilali'ni başaran İttihat ve Terakkî Cemiyeti, devlet ve toplum üzerinde 1913'ten sonra mutlak iktidar tesis etti. Eğitim sahasındaki etkileri ise devrimin akabinde başladı. İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin II. Meşrutiyet döneminde eğitim sahasında yaptığı değişimler ve getirdiği yenilikler hemen her bakımdan Cumhuriyet eğitim sisteminin zeminini oluşturmuştur. Cumhuriyet'in erken yıllarında gerçekleşen eğitim ve kültür inkılaplarının hemen hepsinin fikrî ve pratik arka planı, İttihat ve Terakkî Cemiyeti iktidarı döneminde farklı biçimlerde örneği görülen tartışmalara ve uygulamalara dayanır.
Alkan, Mehmet Ö. “Osmanlı İmparatorluğu’nda Modernleşme ve Eğitim”. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi. 6/12 (2008), s. 9-84.
Aytekin, Halil. İttihâd ve Terakkî Dönemi Eğitim Yönetimi. Ankara 1991.
Bakır, Kemal. “II. Meşrutiyet Döneminde Milli Seçkincilik ve Eğitim: Emrullah Efendi Tuba Ağacı Nazariyesi”. Doğu Batı. sy. 45 (2008), s. 197-213.
Ergin, Osman [Nuri]. Türkiye Maarif Tarihi. I-II, İstanbul 1977.
Gencer, Mustafa. Jöntürk Modernizmi ve Alman Ruhu: 1908-1918 Dönemi Türk Alman İlişkileri ve Eğitim. İstanbul 2003.
Gündüz, Mustafa. II. Meşrutiyet’in Klasik Paradigmaları: İçtihad, Sebilü’r-Reşad ve Türk Yurdu’nda Toplumsal Tezler. Ankara 2007.
Hanioğlu, M. Şükrü. Bir Siyasal Örgüt Olarak Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük: 1889-1902. İstanbul 1989.
a.mlf. Preparation for a Revolution: The Young Turks, 1902-1908. New York 2001.
Kafadar, Osman. Türk Eğitim Düşüncesinde Batılılaşma. Ankara 1997.
Kuran, Ahmet Bedevi. İnkılâp Tarihimiz ve Jön Türkler. İstanbul 1945.
Küçükkeleş, Nehir. İttihat ve Terakki’nin Eğitim Politikası (1908-1918): Cemiyet’in Kendi İnsan Tipini Yaratma Politikası. YLT, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, 2021.
Küçükkılıç, İsmail. Jön Türklük ve Kemalizm Kıskacında İttihatçılık. İstanbul 2023.
Müezzinoğlu, Ersin. Bir İttihatçı Eğitimci Ahmet Şükrü Bey. Dr.T, Erciyes Üniversitesi, 2012.
Mutlu, Şamil. “II. Meşrutiyet Devrinde İstatistik Bilgileriyle Eğitim”. Belgeler. 17/21 (1996), s. 127-143.
Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti Nizamnâmesi. Selanik 1327/1911.
Tunaya, Tarık Zafer. Türkiye’de Siyasal Partiler. C. I, İstanbul 1988.
Uyanık, Ercan. II. Meşrutiyet Döneminde İttihat ve Terakki’nin Eğitim Politikası ve İzmir. YLT, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2000.
Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ittihat-ve-terakki-cemiyeti
Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.
İttihat ve Terakkî ve eğitim politikaları.