A

CEDİTÇİLİK

XIX. yüzyılda özellikle Rusya’daki müslüman Türkler arasındaki yenileşme hareketi.

  • CEDİTÇİLİK
    • Fahri TEMİZYÜREK
    • Web Sitesi: Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 24.06.2024
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ceditcilik
    • Doi Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    CEDİTÇİLİK
    • Fahri TEMİZYÜREK, "CEDİTÇİLİK", Maarif Ansiklopedisi, https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ceditcilik/#yazar-1 (24.06.2024).
CEDİTÇİLİK

XIX. yüzyılda özellikle Rusya’daki müslüman Türkler arasındaki yenileşme hareketi.

  • CEDİTÇİLİK
    • Fahri TEMİZYÜREK
    • Web Sitesi: Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 24.06.2024
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ceditcilik
    • Doi Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    CEDİTÇİLİK
    • Fahri TEMİZYÜREK, "CEDİTÇİLİK", Maarif Ansiklopedisi, https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ceditcilik/#yazar-1 (24.06.2024).

“Ata, soy” anlamındaki ced kökünden gelen ve “yeni, ilk defa olan, eskiye aykırı” gibi anlamlara gelen cedit kelimesi Türkçe’de tek başına ya da çeşitli cümleler eşliğinde kullanılmakta ve kullanım yerine göre de farklı anlamlar kazanmaktadır. Ceditin karşıtı kadimdir (eski, önce olan). Aynı kökten tecdit “yenileme”, teceddüt de “yenilenme, yeni olma” demektir. Türkçe’de terim olarak kullanılan Ceditçilik, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı mekteplerinde eğitim öğretimde Batı tarzı yenileşme hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Kısa süre sonra Rusya sınırları içerisinde yaşayan Türkler’in mekteplerinde de kendini göstermiştir. Önceleri usûl-i cedit adı altında eğitim öğretimde ilk okuma ve yazmada uygulanan teheccî (heceleme) metodunun terkedilerek ses temelli cümle yöntemiyle ilk okuma ve yazma metodunun adı olarak anılmış, zamanla klasik Osmanlı eğitim sistemi tamamen Batı tarzı bir eğitim öğretim şekline dönüşmüştür. Bu yeni yöntemle eğitim öğretim yapan mekteplere usûl-i cedit mektepleri, bu yeni görüşü savunanlara da “ceditçiler” adı verilmiştir.

XIX. yüzyıl başlarında devletin varlığını devam ettirebilmek için çıkış yolları aranmaya başlandığında, geleceğin ancak iyi bir eğitim sistemi inşa etmekle mümkün olabileceğini düşünen devrin yöneticileri, eğitim sistemini çağın gereksinimlerini karşılayacak bir şekilde yeniden tanzimle işe giriştiler.

Klasik Osmanlı eğitim sisteminde eğitim öğretim mektep ve medreselerde yapılırdı. Osmanlı eğitim kurumlarının ilk basamağını teşkil eden ve çocuklara öncelikle dinî bilgiler vermek gayesiyle kurulmuş olan sıbyan mekteplerinin geçmişi XIII. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Osmanlı devlet idaresinin ekonomik ve kültürel yapısı içinde de bu mekteplere büyük önem verilmiş, yaşatılması ve yaygınlaştırılması için vakıflar ve yardım kurumları vasıtasıyla desteklenmiştir. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren mekteplerde dinî bilgiyle birlikte dünyevi bilgilerin de tedris edilmesi mecburiyeti devrin problemi haline gelmişti. Böylece Osmanlı eğitim sisteminde reform olarak nitelendirebilecek “yeniden yapılanma” süreci de başlamış oldu. Bu çerçevede başta Fransa olmak üzere Avrupa’ya eğitimciler gönderildi. Dönemin önemli eğitimcileri arasında yer alan Hoca Tahsin Efendi ve Selim Sâbit Efendi tahsil için Avrupa’ya yollanan ilk Osmanlı eğitimcileri arasında yer aldı (bk. Hoca Tahsin; Selim Sâbit Efendi).

Ülke dışında incelemelerde bulunan eğitimciler İstanbul’a avdetinde gördükleri Batı tarzı pedagojik eğitim zihniyetini tatbik etmeye başladılar. Türk eğitim tarihinin önde gelen isimlerinden olan Selim Sâbit Efendi, yurda döndükten sonra Süleymaniye’de eğitim yapan bir sıbyan mektebini cedit olarak değerlendirilen bir okula dönüştürdü. Başta ilk okuma ve yazma yönteminde birtakım yeniliklere gitti. Çocukları seviyelere göre sınıflara ayırdı. Yer minderlerini kaldırarak çocukların masalarda oturmasını sağladı. Kara tahta, yer küresi, haritalar gibi ders araç ve gereçlerini kullanmaya başladı. Yazmış olduğu coğrafya kitabında ilk defa haritalar kullandı. Bilahare derslerin çeşitliliği, muhtevası, sınıf yöntemi ve tefrişi başta olmak üzere klasik mektep anlayışını terkederek Batı tarzı bir okul haline getirdi. Kısa sürede yeni yöntemle eğitim öğretim yapan mekteplerin sayısı hızla artmaya başladı. Bu yeni anlayışla faaliyet gösteren okullara usûl-i cedit mektepleri adı verildi.

Osmanlı döneminde eğitim öğretimdeki yenilikçi uygulamalar Selim Sâbit Efendi’ye gelinceye kadar ferdî çalışmaların ötesine geçememişti. Onun çalışmalarıyla eğitim tarihimizdeki yenileşme hareketleri bir disiplin altına alınmış, yazmış olduğu kitaplarla eğitimdeki Ceditçilik hareketinin sistematiği oluşmuştur. Elifbâ- yı Osmânî adlı kitabında ilk okuma ve yazma eğitiminde izlenmesi gereken yolu teferruatı ile anlatmış, Rehnümâ-yı Muallimîn adlı kitabında ise usûl-i cedit üzere tedrisin nasıl yapılacağını ayrıntılı bir şekilde ele almıştır (bk. Rehnümâ-yı Muallimîn). Usûl-i cedit, özellikle ibtidâî mekteplerde ders araçları ve yöntemleri hususunda yenileşmeler, geleneksel öğretim metotlarının terkedilip yeni usullerin uygulanması ve hususiyle de alfabe öğretiminde teheccî metodunun terkedilerek savtî (ses yoluyla okuma) usulünün uygulanması demektir (bk. Selim Sâbit Efendi).

Osmanlı eğitim sistemindeki bu yenileşme hareketi sadece Osmanlı Devleti ile sınırlı kalmadı. O dönemde Rusya sınırları içerisinde yaşayan Türk aydınların bir gözü hep İstanbul’da oldu. Ceditçilik, yaklaşık çeyrek asır sonra Rusya Türklüğünün kaderinde de önemli bir rol oynadı. Rusya Türkleri’ndeki modernleşme süreci de mekteplerden başladı. Ceditçilik, Osmanlı’da eğitim öğretimdeki yenileşme hareketinin ötesine geçmezken Rusya’da yaşayan müslüman Türkler’in arasında zamanla siyasî entelektüel bir hareket haline dönüştü. Rusya Türkleri’nin millî kimliğinin inşasında çok önemli bir rol oynadı. Bir eğitim reformu şeklinde başlayan bu yenilikçi görüşler kısa süre içerisinde bağımsızlık hareketine doğru evrildi.

Türk dünyasının durağanlığı ve ilim sahasındaki geriliğine bir tepki olarak zuhur eden usûl-i cedit hareketinin önde gelen temsilcisi ve uygulayıcısı İsmail Bey Gaspıralı’dır (1851-1914). Kırım Türkleri’nden Gaspıralı İsmail Bey, Osmanlı subayı olma hevesiyle 1874 yılında İstanbul’a geldi. Burada kaldığı yaklaşık bir yıllık sürede subay olma fikrini gerçekleştiremedi. Lakin burada bulunduğu süre içerisinde başta eğitim ve gazetecilik olmak üzere birçok sahada tetkiklerde bulundu, cedit mektepler üzerine araştırmalar yaptı. Kırım’a geri dönünce Şinâsi Efendi’nin çıkarmakta olduğu Tercümân-ı Ahvâl adlı gazetesinden ilhamla Tercümân-Ahvâl-i Zamân adlı gazeteyi çıkardı (bk. Şinâsi). Gaspıralı, bir taraftan gazete yayımlıyor öte yandan da “usûl-i cedit” mektepleri üzerinde gayret ediyordu. Bu gaye ile, dışarıda ve içeride pek çok ziyaretler yapıyordu (bk. Gaspıralı İsmail).

Gaspıralı İsmail Bey’in aktardığına göre 1881’de Rusya’da 17 milyon Türk yaşıyordu. Bunların da 16.000 mahalle mektebi ve 214 medresesi vardı. Hemen her mektepte otuz talebenin eğitim öğretim gördüğü tahmin edilirse yarım milyon Türk çocuğunun sıbyan mekteplerinde ve daha üst düzeydeki medreselerde tedris ettiği anlaşılır (Gasprinski, 1912: 190). Bu mekteplerin eğitim süresi kesin değildi. Genel olarak bir çocuk temel dinî bilgilerini öğreninceye kadar üç, dört ya da beş sene kadar mektebe devam ederdi. Bu süreçte çocuklara Kur’an-ı Kerim’i yüzünden okutma, aşr-ı şerif ve temel dinî bilgiler sayılan otuz iki farz öğretilirdi. Bazı mekteplerde yazı ve basit düzeyde matematik-aritmetik de talim ettirilirdi. Çocuklar eğitimlerinin herhangi bir sürecinde, genellikle sınava tâbi tutulmazdı. Genel olarak birkaç sene mektebe devam ettikten sonra öngörülen bilgileri öğrenir beklentisiyle mektepten alınır ve bir meslek öğrenmesi için usta yanına çırak verilirdi. Aralarından daha şanslı olanlar ise medresede tahsile devam ederlerdi.

Yaşları birbirinden değişik olan talebeler tahsil seviyeleri ve kabiliyetleri dikkate alınmadan aynı sınıfta eğitime tâbi tutulurdu. Böylesi bir eğitimde temel okuma yazma becerisinde gerekli başarının sağlanamadığı bildirilmektedir. Çocuklar altı-yedi saat sınıfta bir dersle uğraştıkları için eğitimden iyice usanırlardı. Mekteplerde ödüllendirme faaliyet genelde azdı. Buna karşın çok farklı cezalandırma türüne tesadüf ediliyordu. Mualimler bedenî/fizikî cezalandırmayı disiplini temin eden bir usul olarak görüyordu Aynı zamanda fiziksel ceza iyi huy ve davranış kazandırmanın bir yoluydu. En sık görülen cezalandırma türü “falaka” denilen tür idi. Bu cezaya çarptırılan talebelerin çıplak ayaklarına sopa vurulurdu (Gasprinski, 1898: 7).

Öte yandan mektep ve medreseler ekonomik gelişme bakımından süratle değişen yaşam şartlarına intibak edememiş, bu sebeple zamanla nüfuzunu da geriye düşürmeye başlamışlardı. Buna ilaveten Çarlık Rusyası’nın bu kurumları maddi imkânlardan mahrum etmek için medrese ve mektep vakıflarına el koymasıyla eski tarz mektep ve medreselerin yeniden ıslah edilmesi şart olmuştu. Ruslar’ın bu okullara karşı kayıtsız ve ilgisiz görünen bir tavrı da vardı. Mektep ve medreselerde talim ve terbiye gören talebelerin çağın ilmî gelişmelerinden uzak olması Rus idaresinin tasvip ettiği bir husustu.

XIX. asrın son çeyreğinde mekteplerde dinî bilgilerle birlikte bu dünyaya ait, beşeri ve tabii ilimlerin de tahsili bir mecburiyet halini aldı. Halkın bilgilendirilmesi, eğitimi ve ilerleme-terakki yolunun açılması adına yeni faaliyetlere ihtiyaç vardı. kendilerine bu vadide bir sorumluluk alan aydın zümre bazı çareler aramaya başladı. Nitekim Kazan bölgesinde ilk kıpırdanmalar kendini gösterdi. Osmanlı maarif dünyasındaki gelişmeler ve fikir hareketlerinin de etkisiyle İdil-Ural, Kırım ve Azerbaycan’da maarif ve bilgi-sanat alanlarında bazı yeniliklere gidildi.

Gaspıralı, ilk etapta tedris ve terbiye sahasından başlamak üzere çeşitli konularda getirdiği yeniliklerle Rusya Türkleri’nin modern fikirler ve davranışlarla tanışmalarını sağladı. Onun teşvik ve öncülüğünde açılan usûl-i cedit mektepleri ortaya koyduğu başarı sayesinde Türkistan’ın birçok şehrinde benzerleri faaliyete başladı.

Gaspıralı’nın Türkistan’a yaptığı ziyaretten sonra yeni mektep açma girişimleri hız kazandı. 1901’de Münevver Kârî adında bir muallim öncülüğünde ilk usûl-i cedit okulu faaliyete başladı. Ardından 1903’te Mahmut Hoca Behbûdî’nin Semerkant’ta yeni bir mektep daha açtı. Daha sonra İşan Hoca Hanî, Şakircan Rahimî, Semî Kârî, Kayyum Ramazan başta olmak üzere pek çok idealist mektep hocalarının gayretleri ile Taşkent ve farklı çevrelerde benzer mektepler açıldı. Türk dünyasını maarifçe bilinçlendirmeye gayret eden bu çalışmalar belirgin bir halde iki alanda kendini gösterdi. Başta, “dinî reform” (dinî teceddüt/yenilenme), diğeri ise usûl-i cedit adı verilen modern eğitim öğretim yöntem ve tekniklerini içeren eğitim usulü idi. İlk başta dinî bir manzara veren bu hareketler, zamanla dünyevi vasıflar kazanarak, Türk dünyasının içtimaî ve kültürel farkındalığına dönüşerek, millî bilince kavuşmasında ciddi bir rol oynamıştır.

İsmail Bey, Tercüman gazetesindeki makaleleri ve diğer kitaplarındaki görüş ve önerileriyle eğitim hayatında gerçekleşmesini talep ettiği yenilikleri göstererek Türklüğün cahillik ve taassuptan sıyrılıp yücelmesi uğrunda büyük gayretler sarfetti. Farklı zamanlarda Osmanlı toprakları, Türkistan, Mısır, Azerbaycan, ve Hindistan’a ziyaretler yaparak, müslümanların ilmî ve teknik sahada diğer ülke ve toplumlar seviyesine nasıl gelebileceğine dair konuşmalar yaptı.

Gaspıralı’ya göre müslümanların mevcut durumu hayli kötüydü ve bundan kurtulabilmenin tek çaresi eğitimdi. Eğitim alanında yapılacak reform çok önemliydi. Reformlar sayesinde yeni bir eğitim sistemi teessüs edilebilirse bu amaca ulaşılabilirdir. Maarif sahasındaki yenileşme faaliyetlerinin okullardan başlaması gerektiğini düşünen Gaspıralı çalışmasına, Tercüman gazetesinin aracılığıyla fikirlerini yaymakla başladı (bk. Tercüman). Daha önce aylar süren okuma yazma yerine, en fazla kırk günde okuma yazma öğretebilecek bir mektep sistemine sahip olduğu müjdesini verdi. 1884’te Bahçesaray’ın Kaytmaz Ağa mahallesinde metruk bir binayı tamir ederek işler bir mektep haline getirdi. Bekir Efendi adında az da olsun bilgisi olan birini buldu ve öncelikle ona usûl-i savtiye ile alfabe öğretiminin nasıl yapılacağı gösterdi. Pedagojik eğitimin önde gelen nitelikleri üzerine onu bilgilendirdikten sonra onu yeni açtığı mektebe muallim yaptı. Gaspıralı İsmail Bey, programını ve metodunu büyük ölçüde kendinin belirlediği eğitime pratik olarak başladı.

Bahçesaray’da açılan mektepte, usûl-i cedide göre eğitim yapılıyordu ve altı ay kadar bir süre içinde yeni başlayan talebeler okuma, yazma, hesap, ilmihal gibi temel bilgileri öğreniyor, toplum karşısında yapılan sınav neticesinde kendini gösterebiliyor ve onlara diploma veriliyordu. Yeni metotla eğitim yapılan okulda, okuma yazma öğretimi bizatihi Gaspıralı İsmail Bey tarafından telif edilen Hâce-yi Sıbyan adlı eser takip ediliyordu. Usûl-i savtiye metodunu takip eden bu eser, harflerin seslerinden hareketle kısa zamanda okuma yazmayı öğretebiliyordu. Eğitim öğretim süresi üç sene olan bu okulda görülen dersler şöyle idi: Türkçe, ilmihal, kırâat-i Kur’an, hüsnühat, sarf-ı Türkî, a‘mâl-i erbaa, zihnî hesap, coğrafya, târîh-i İslam ve tarih.

İl başta on iki talebenin kayıt yaptırdığı mektepte günde dört saat kadar ders yapılıyordu. Usûl-i cedit üzere eğitim giderek halk tarafından benimsenmeye başlandı. Eski tarz okuma yazma usulü savunanlar (kadimciler), yeni okulu ve metodu halkın gözünden düşürmeye çalıştılar. “Çabuk öğrenilen ilim çabuk unutulur, dinî mektepler bozulacak” gibi söylemlerle yeni usul mektebe yönelik eleştiriler getirdiler. İsmâil Bey, bu tenkitlerle mücadele edebilmek için Bahçesaray’ın pazarında bir kahvehanede “akşam mektebi” açtı ve buraya davet ettiği kırk kadar gönüllü hamal ve bakkal çırağına kırk gün kadar kısa bir sürede okuma ve yazmayı öğreterek muarızlarına meydan okudu.

Gaspıralı Tercüman’da dile getirdiği görüşlerle, savtî-ses metoduna dayalı okuma yazmanın nasıl öğrenileceğini merak eden öğretmenler, eğitimciler bölgenin yakın çevrelerinde Bahçesaray’a geldiler. Gaspıralı, talebelere okuma yazma öğretmekten önce, hızlı bir öğretmen yetiştirme kursuna ihtiyaç olduğunu anladı ve bir numune mektebi kurdu. Yeni usulle okuma yazmanın nasıl olduğunu kısa sürede öğrenen öğretmenler burada gerekli bilgi ve becerileri ücretsiz öğreniyor ve memleketlerine dönerek bu defa kendileri öğretmeye başlıyorlardı.

Bu tarihlerde, meşhur Kazan şehri yakınlarında Nijni Novgorod bölgesinde her sene ortalama bir ay kadar devam eden ve çok kalabalık olan bir panayır düzenleniyordu. Mekerce Panayırı da denilen bu organizasyona Kafkasya, Asya ve Rusya’nın her tarafından müslüman tüccarlar iştirak ediyordu. Gaspıralı İsmail Bey için bu panayır, düşüncelerini, hünerlerini göstermek için büyük bir fırsattı. Bu panayıra gelerek, özellikle müslüman tüccarlara keşfettiği yeni usul eğitimin önemi ve faydaları hakkında bilgiler verdi. Bahçesaray’daki numune mektepte muallimlik yapan Bekir Efendi’yi 1887 yılında Rezan vilayeti, Han Kerman beldesine göndererek ikinci numune mektebi açmasını temin eden İsmâil Bey, Tambof, Nijni Novgorod ve Penza illerindeki Türkler (Avrupa Rusyası veya İdil-Ural ve Batı Sibirya Türklüğü bölgesi) arasında yeni usulle tedrisin yaygınlaşmasını mümkün kıldı.

Gaspıralı İsmail Bey’in önderlik ettiği bu girişimler neticesinde Türk dünyasındaki müslümanlar yeni eğitim öğretim yöntemlerine ve bilgilenmeye dört elle sarıldılar. Bahçesaray’daki Birinci Numune Mektep’te yeni kurulacak mekteplerin ne şekilde tanzim edileceğini ve öğretim metotlarını öğrenen yaklaşık seksen öğretmen, verdikleri söze binaen Rusya’nın her vilayetinde birkaç mahalle mektebini ıslah ettiler.

Gaspıralı İsmail Bey’in 1884’te Bahçesaray’da ilk adımını attığı sıbyan mekteplerindeki gelişmeler Kâşgar’a kadar yayıldı. Yirmi sene içinde Rusya’daki cami ve mescitlerin yanında bulunan mektep ve medreselerin büyük bir kısmı usûl-i cedide göre eğitim öğetim yapan müesseseler oldu. Maarife karşı millette uyanan bu arzu ve iştiyak neticesinde 6000’e yakın yeni okul faaliyete başladı. Bu usulle özellikle Rusya Türkleri arasında okuma yazma bilmeyen genç neredeyse kalmamış gibiydi.

Gaspıralı İsmail Bey, sıbyan mekteplerinde usûl-i cedide göre eğitim öğretimin nasıl yapılacağını göstermek üzere 1898’de Rehber-i Muallimîn başlıklı telif bir eser yayımladı. Kitapta mektep idaresi, müfredat, okuma yazma öğretimi, lisanda sadelik isteği, kızların okutulması gibi konularda görüşler ileri sürdü. Böylece Rusya Türkleri içerisinde sıbyan mekteplerinde usûl-i cedit hareketini başlatan ilk eğitimci olma unvanını elde etti. Gaspıralı İsmail Bey’in ortaya koyduğu usûl-i cedit ile yapılan eğitim neticesinde Türk dünyasında yeni bir dönem başladı.

1905’te Rusya’da Meşrutiyet’in ilanından sonra usûl-i cedit hareketi daha da güçlenerek Türkler’in millî uyanış hareketine katkı sağladı. Sadece mektep ve medreselerde ortaya çıkan bir faaliyet-hareket halinde kalmayıp toplumsal hayatın çok farklı yönlerinde etkisini gösterdi. Rusya Türkleri’nin yaşadığı yerlerde binlerle ifade edilebilecek okul açıldı. Fakat çar hükümeti Türkler arasındaki bu olumlu gelişmelerden rahatsız oldu ve ceditçilerin kurduğu cemiyetler birer birer kapatılmaya başlandı. Üyeleri sürgüne gönderildi, çıkarmakta oldukları gazete ve dergiler de kapatıldı. Ceditçiler 1917 Ekim İhtilali’nden sonra faaliyetlerini gizli olarak yürüttüler. XX. yüzyılın ilk çeyreğine gelindiğinde artık Ceditçilik, bir eğitim öğretim hareketi olmanın çok ötesinde siyasî bir harekete dönüşmüştü.

Kaynakça

Gasprinski, İsmail. Hâce-i Sıbyân. Bahçesaray 1894.

a.mlf. Rehber-i Muallimîn. Bahçesaray 1898.

a.mlf. “Türk Yurdcularına”. Türk Yurdu. 1/7 (1912), s. 190-195.

Gökgöz, Saime Selenga. “Sovyet Karşıtı Azerbaycan Türk Siyasî Muhacir Neşriyatında ‘Türk İnkılâbı’: Yeni Kafkasya ve Resulzâde Mehmed Emin”. Modern Türklük Araştırmaları Dergisi. 5/1 (2008), s. 7-46.

Hablemitoğlu, Necip. Çarlık Rusyası’nda Türk Kongreleri (1905-1917). Ankara 1997.

Hayit, Baymirza. Sovyetler Birliği’ndeki Türklüğün ve İslâmın Bazı Meseleleri. İstanbul 1987.

a.mlf. Türkistan Devletlerinin Millî Mücadeleleri Tarihi. Ankara 1995.

Kırımer, Cafer Seydahmet. Gaspıralı İsmail Bey. İstanbul 1934.

Kırımlı, Hakan. Kırım Tatarlarında Millî Kimlik ve Millî Hareketler (1905-1916). Ankara 1996.

Koçar, Çağatay. “Türkistan’da Ceditçilik Hareketinin Başlaması”. Türk Kültürü. sy. 269 (1985), s. 582-589.

Kurat, Akdes Nimet. “Kazan Türklerinin Medenî Uyanış Devri”. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi. 24/3-4 (1966), s. 95-194.

Saray, Mehmet. Gaspıralı İsmail Bey’den Atatürk’e Türk Dünyasında Dil ve Kültür Birliği. İstanbul 1993.

Taymas, Abdullah Battal. Kazan Türkleri. Ankara 1998.

Temizyürek, Fahri. Selim Sâbit Efendi ve Usûl-i Cedid Hareketi İçerisindeki Yeri. Dr.T, Gazi Üniversitesi, 1999.

Ülküsal, Müstecib. “Büyük Düşünür ve Öğretmen Gaspıralı İsmail Bey”. Türk Kültürü. sy. 337-338 (1991), s. 347-354.

Yarkın, İbrahim. “Türkistan’ın Eğitim ve Kültür İşlerine Bir Bakış”. Türk Kültürü. sy. 18 (1964), s. 137-145.

Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ceditcilik

Görüş, öneri ve yorumlarınız için tıklayınız.

Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.

CEDİTÇİLİK

XIX. yüzyılda özellikle Rusya’daki müslüman Türkler arasındaki yenileşme hareketi.