Âlim, Diyanet İşleri başkanı, eğitimci.
Âlim, Diyanet İşleri başkanı, eğitimci.
Antalya'nın Akseki ilçesinin Sülles (Güzelsu) nahiyesinde doğdu. İlk eğitimini mahalle mektebinde babası Mahmud Efendi'den aldı. Daha sonra nahiyesindeki Mecidiye Medresesi'nde İbrâhim Efendi ve Abdurrahman Efendi'den sarf, nahiv, mantıktan orta düzey medrese dersleri okudu. 1901 yılında Ödemiş Karamanlı Medresesi'nde Karamanlı Süleyman Efendi'den üç sene Arapça, Farsça, sarf, nahiv tekrarı, Molla Câmî, Halebî, Merâku'l-Felâh, Emâlî, Nûniye vd. dersleri tahsil etti. 1905'te Fatih Camii dersiâmlarından Bayındırlı Mehmed Şükrü Efendi'nin ders halkasına oturdu. Aynı zamanda Çarşamba Mahmud Ağa Medresesi'nde Tokatlı Hacı Şâkir Efendi'nin derslerine de devam etti. 1914'te icazet aldı.
Ahmet Hamdi Efendi bir taraftan da 16 Ekim 1911 tarihinde Dârülfünun Ulûm-ı Şer'iye Şubesi'ne kaydoldu. Bu şube, 1913'te medrese ıslahatı sürecinde bir seneliğine kapandı, önce lağvedildiyse de sonra medreseyle birleştirildi ve Dârülhilafeti'l-aliyye medreseleri adını aldı. Akseki de bu medresenin âlî kısmına kaydedildi. Bu şubeyi de 30 Nisan 1915'te tamamladı ve medresenin en üst kademesi olan Medresetü'l-mütehassisîn'e kaydoldu. Burayı 1919'da bitirerek dersiâm unvanını aldı.
Ahmet Hamdi, II. Meşrutiyet döneminde bir taraftan medrese, diğer taraftan Dârülfünun eğitimi alırken dönemin siyaset, eğitim ve fikir dünyasıyla da yakından irtibat kurdu. İttihat ve Terakkî Cemiyeti ile yakın ilişki halindeydi. Sırât-ı Müstakîm/Sebîlürreşâd çevresine dahil olarak İstanbul'un münevver, âlim muhitiyle yakından ünsiyet sağladı. Sebîlürreşâd Kütüphanesi'nde kitap ve risaleleri yayımlandı. Bu süreçte İzmirli İsmail Hakkı, Mehmet Akif, Said Halim Paşa, Seyyit Bey, Elmalılı Ahmed Hamdi, Babanzade Ahmed Naim, Ferid (Kam) ve Şemsettin (Günaltay) yakın arkadaşları haline geldi.
Ahmet Hamdi henüz Medresetü'l-mütehassisîn'de talebe iken hocası İsmail Hakkı'nın tavsiyesi, Şeyhülislam Mustafa Hayri Efendi'nin tasvibi ile 30 Mart 1916 tarihinde Heybeliada Bahriye Mektebi din dersleri, din felsefesi ve ahlak dersleri muallimliğine atandı. Bu sırada başka görevler de yaptı; sırasıyla 14 Aralık 1916'da Aksaray Pertevniyal Valide Sultan Camii, 1 Nisan 1917'de Dolmabahçe Camii, 2 Temmuz 1917'de Üsküdar Mihrimah Sultan Camii, 1 Mart 1918'de Hırka-yı Şerif Camii (kürsü şeyhliği) vaizliği görevlerine getirildi. 25 Ağustos 1919'da Medresetü'l-irşâd'ın vâizîn şubesine tarih ve felsefe muallimi olarak atandı. 8 Şubat 1920 tarihinde İbtidâ-yı Dâhil Medresesi'ne ilmü'n-nefs (psikoloji) müderrisi olurken, 11 Eylül 1921'de de ilm-i içtimâ (sosyoloji) müderrisliğine atandı. Bu tarihten sonra hayatında yeni bir safha başladı.
Ahmet Hamdi, Mayıs 1920'den sonra İstanbul'daki görevini bıraktı ve Millî Mücadele'ye destek için Ankara'da Mehmet Akif, Eşref Edip ile Tâceddin Dergâhı çevresinde çalışmalara başladı. Siciline 2 Şubat 1922'de "görevinden izinsiz ayrıldığı ve müstâfi sayıldığı"na dair not düşülmüştür. 28 Ocak 1922 ve 30 Ekim 1923 tarihleri arasında ilk olarak Ankara Sultânîsi'nde din dersleri (ulûm-ı dîniye) muallimi olarak çalışmaya başladı. Aynı zamanda Ankara Muallim Mektebi'nde ilkini Kâzım Nami'nin (Duru) verdiği din, terbiye, cemiyet vb. temalı konferansları devam ettirdi. Bu konferansın metinleri "Darülmuallimîn Ramazan Musahabeleri" adıyla Sebîlürreşâd'da tefrika edildi, sonra İslâm Dîni Fıtrîdir (1925) başlığı ile kitap halinde basıldı. 1 Mart 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Umûr-ı Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nde tedrisat umum müdürlüğü gibi kritik bir görev daha üstlendi. Bu görevi sırasında medreselerin ıslahı ve bunların Ankara'ya bağlanması meselesiyle uğraştı. Akseki öncülüğünde 8 Mayıs 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Medâris-i İlmiye Nizamnamesi yayımlandı. Bu girişim, II. Meşrutiyet döneminde başlayan medrese ıslahı girişimlerinin devamı ve ileri bir seviyesi olması bakımından son derece önemlidir. Nizamnameye göre medreseler Dârülhilâfeti'l-aliyye ve ilmiye medreseleri olarak iki kısma ayrıldı ve Darülhilâfe medreselerinin sayısı on üçten otuz sekize yükseltildi. Bu süreçte Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'ne "Yeni İslam Medreseleri Hakkında Mühim Bir Rapor" başlıklı bir layiha/rapor sundu ve burada medrese ıslahıyla ilgili görüş ve önerilerini sıraladı.
Ahmet Hamdi Akseki'nin eğitim hayatındaki önemli anlarından biri, Maarif Vekili İsmail Safa (Özler) liderliğinde, dönemin önde gelen eğitimcilerinin, bürokratlarının ve münevverlerinin katıldığı 15 Temmuz 1923-17 Ağustos 1923 tarihleri arasında bir ay kadar devam eden, eğitime dair kapsamlı görüşmelerin ve tartışmaların yapıldığı I. Hey'et-i İlmiye toplantısına Şer'iye ve Evkaf Vekâleti tedrisat umum müdürü sıfatıyla ve ilmiye kisvesiyle katılan tek kişi olmasıdır. Bu toplantıda geleceğin eğitim hayatında dinî eğitimin yeri üzerine görüşlerini ortaya koymuş, "Din Tedrisatı ve Dinî Müesseseler Hakkında Bir Rapor" başlığıyla ayrıntılı bir metin de sunmuştur.
Şer'iye ve Evkaf Vekâleti ile Maarif Vekâleti'ndeki görevlerini sürdürürken 1 Ekim 1923'te görevinden alındı. Ardından 30 Ekim 1923'te Ankara Sultânîsi'ndeki görevinden istifa etti. Bu gelişmelerden altı ay kadar sonra 26 Nisan 1924'te Dârülfünun İlahiyat Fakültesi hadis ve hadis tarihi müderrisliğine atanarak İstanbul'a döndü. 10 Kasım 1924'e kadar bu görevi sürdürdü.
Bu arada 3 Mart 1924'te üç önemli kanun kabul edildi. Tevhîd-i Tedrisat Kanunu sonrasında kanun emri olmamasına karşın medreseler kapatılıp, şeyhülislamlık makamının Ankara'daki gölgesi Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Riyaseti kuruldu. Ahmet Hamdi Akseki, 1 Mayıs 1924'te Rifat Efendi'nin (Börekçi) talebiyle, Diyanet İşleri Reisliği Hey'et-i Müşavere azalığına getirilerek yeniden Ankara'da kritik bir göreve başladı. Bu arada, 1925 yılı Mayıs ayında Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı. Yakın arkadaşlarından bazılarının idam edilip birçoğunun da ağır ceza almasıyla neticelenen süreçten o beraat ederek çıktı. 1939'da Diyanet İşleri Riyaseti reis muavinliğine getirilen Akseki, 29 Nisan 1947'de Şerafettin Yaltkaya'nın ölümü üzerine de Diyanet İşleri reisi oldu. Bu vazifede iken 9 Ocak 1951'de Ankara'da vefat etti. Cebeci Asrî Mezarlığı'na defnedildi.
Ahmet Hamdi Akseki, bir muallim olarak başladığı meslek hayatını, Millî Mücadele sürecinde memuriyet ve siyaset alanında sürdürmüş, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 1924 yılı baharında kurulmasından itibaren çeyrek yüzyıl en üst düzeyde hizmet etmiştir. Her ne kadar modern yükseköğretim Dârülfünun İlahiyat Şubesi'nden şehadetname almışsa da aynı zamanda icazetli bir medreselidir.
Ahmet Hamdi, II. Meşrutiyet yıllarından itibaren döneminin süreli yayınlarında bolca yazan velut bir âlim ve eğitimcidir. Sebîlürreşâd dergisinin en çok yazanlarından biridir ve bu yazılardan birçoğu din eğitimiyle ilgilidir. Ruh ve Bekâ-yı Ruh adlı eser, onun doktora tezi hüviyetinde olup döneminin akademik düzeydeki nadir kitaplarından biridir. Cumhuriyet döneminde ise dönemin din ve eğitim politikaları sebebiyle yazarlığı apayrı bir üslupta ve mecrada seyretmiştir. Zira siyaset dinî sahayı düzenleme ve kendine göre biçimlendirme yönünde özgün bir yönteme girişmiştir.
1925'te Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın talebi üzerine Askere Din Kitabı başlıklı kitabı kaleme aldı. Akseki bu kitabında, askerlikle din ve özelde İslam dini arasındaki irtibat noktalarını modern esaslara göre yeniden inşa etmenin gayreti içine girmiştir. 1928'de Köylülere Din Dersi başlığı ile yayımladığı çalışmada ise müslüman toplumun yüzyıllarca hiç alışık olmadığı bir şekilde dinlerini kendi kendilerine öğrenebilmesinin kapılarını aralamaya çalışmıştır. Ardından 1930'da Çocuklarıma, 1932'de Çocuklarıma Armağan, 1934'te Hazreti Muhammed ve Müslümanlık kitaplarını Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları arasında bastırmıştır. 1935'te yayımlanan İslâm Dîni: İtikat, İbadet ve Ahlak başlıklı kitap ise, büyük bir teveccühle karşılanmış en çok okunan kitaplar arasında yer almıştır. Bu kitap, 1950'li ve 60'lı yıllarda İmam-Hatip okullarında ders kitabı olarak da okutulmuştur. 1932'de kaleme aldığı Müslümanlıkta İktisat ve Tasarrufun Ehemmiyeti ise, dönemin iktisadî, millî ve ahlakî meselelerini muhtevi taleple İslamî zaviyeden kaleme alınmıştır. 1941'de yayımlanmaya başlanan İslâm-Türk Ansiklopedisi'nde yirmi civarında madde yazmıştır. 1945 sonrası giderek artan dinî neşriyat ortamında imzasız yazılar da telif etmiştir. 1947'de ilkokullara seçmeli din derslerinin konulması kabul edildikten sonra ders kitabı yazımı için kurulan komisyonda önemli rol oynamıştır. Bu süreçte dinî tedrisatın nasıl olması gerektiğine dair yayınlar yapmıştır. Akseki, 1930'dan 1950'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayımladığı on yedi eserden sekizine imza atarken, dinî yayıncılıkta yeni bir dil inşa etmeye çalışmıştır. Bu dilin pedagojik yönünün hayli özgün, önemli ve geleneği korumaya, geleceği biçimlendirmeye yönelik olduğunu vurgulamak gerekir.
Siyaset karşısında dinin ve dinî tedrisatın radikal dönüşümler geçirdiği süreçte, kritik noktalarda görev yapan Akseki'yi zorlu kararlar beklemiştir. 1925'te Kur'an tercümesi ve tefsiri ile hadis derlemesi projesinde önemli görevler üstlenmiş, onun girişimleriyle meal Mehmet Akif'e, tefsir Elmalılı Muhammed Hamdi'ye, Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi işi de Babanzade Ahmed Naim'e verilmiştir. 1926'dan itibaren gündeme gelen din ve ibadet dilinin Türkçeleştirilmesi projesinde Akseki, Kur'an'ın ve namazda sûrelerin ve Türkçe okunmasına yönelik girişimlere tavizsiz şekilde karşı çıkmıştır.
Tek parti dönemindeki bürokrasi görevinde son derece temkinli hareket eden Akseki'nin, 1947'de başkan olduktan sonra ve devrin hükümetinin dine yönelik politikalarında yumuşama olmasıyla dinî eğitim hizmetleri daha da önem kazanmıştır. 1951'de hazırlayıp üst makamlara sunduğu bir raporda, tek parti dönemi din eğitimi uygulamalarını ve 1947 sonrası gelişmeleri değerlendirmiş, ayrıca o tarihten sonraki dönemde din tedrisatı hakkındaki düşüncelerini ve önerilerini geniş ve açık bir şekilde dile getirmiştir. Bu raporda, 1924 sonrası din eğitimi politikasının millet ve memleket için büyük tehlikeler ortaya koyduğunu belirtmiştir. Nitekim bu kötü gidiş, 1947'de Cumhuriyet Halk Partisi mebusları tarafından da dile getirilmiş, din öğretiminde modern-demokratik ülkelerde olduğu gibi ferdî ve toplumsal taleplere cevap verecek bir uygulamaya geçilmesi kendileri tarafından teklif edilmiştir. Akseki raporda, din duygusunun insanlık için vazgeçilmez, tabii, fıtrî bir duygu olduğunu belirtmiş, dinin aklî konumunun sorgulanmaması gerektiği üzerinde durmuştur. Batı'nın ilim adamlarına Ortaçağ'da yaptığı eziyetlere karşılık İslam'ın ilme ve ilim adamlarına verdiği değere işaret etmiştir. Raporda, Millî Eğitim Bakanlığı'nın Tevhîd-i Tedrisat Kanunu ile din eğitimi adına üstlendiği vazifeyi yerine getirmediği vurgulanmıştır. Halkın din ihtiyacının karşılanması için dinî ilimlerin ehliyetli kişilere öğretilmesi ve ardından onların halkın hizmetine gönderilmesinin bir zaruret olduğunu ifade etmiş, bu meseleye önem verilmezse beş on yıl içinde daha büyük sıkıntılarla yüz yüze gelineceğini söylemiştir. Dinî müesseslerin kapatılmasının bâtıl inançların ve tarikatların çoğalmasıyla sonuçlanacağına dikkati çekmiştir. Maneviyata layık olduğu ehemmiyeti vermek gerektiğini dile getirerek 1947 sonrasında atılan adımların yetersiz, hatta yanıltıcı olduğunu belirten Akseki, halkın dinî eğitimi konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı'na gerekli yetkinin ve sorumluluğun verilmesini, buna mukabil hak ettiği imkânların da tanınmasını istemiştir.
Akseki'nin, dini öğretmek maksadıyla her kesimden ve her yaştan muhatapları için yazdığı eserlere bakıldığında ülkenin din eğitimi noktasında yaşadığı inişli çıkışlı, zor süreçleri görmek mümkündür. Akseki, Cumhuriyet ideolojisinin din etrafındaki ana politikalarıyla çatışmadan, onlara bir şekilde uyum sağlayarak, aynı zamanda doğru ve sade dinî bilgi ve dinî hayat istikametinde onları esneterek, kısmen aşarak büyük ve istisnaî bir dinî yayın faaliyeti içinde olmuştur (Kara ve Gündoğdu, 2018: I, 6).
Ahmet Hamdi Akseki'nin yukarıda bahsi geçen yayımlanmış eserleri dışında yayımlanmamış birçok çalışması vardır: Namaz ve Kur'an; Kur'ân-ı Kerîm Radyo ve Gramofon; İslâm'da Resim ve Sûretin Mâhiyeti; Hızır Hakkında; Kudret-i İlâhiyye ve İrâde-i Cüz'iyye; İhlâs Sûresi Tefsiri; Ölüm Nedir; Ahlâkî Umdeler; Terâvih Namazı; Kurban Nisabı; İbn Sînâ Felsefesi ve Tâcü'l-Arûs ile Ref'u'l-Melâm bunlardan bazılarıdır. Hakkında irili ufaklı birçok çalışma yapılmıştır. İsmail Kara ve Rabia K. Gündoğdu'nun, ikincisini görsellere ayırdıkları iki ciltlik kapsamlı eser bir entelektüel biyografidir. Onun genelde eğitim özelde din eğitimi ve öğretimi, ahlak, çocuk terbiyesi vb. konulara yönelik görüş ve hizmetlerine dair birçok akademik çalışma yapılmıştır.
Akseki, Ahmed Hamdi. Ahlâk Dersleri. Ankara 1966.
a.mlf. Askere Din Kitabı. Ankara 1945.
Aksoy, Hasan. “Akseki, Ahmed Hamdi”. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. 1976, I, 95-96.
Bolay, Süleyman Hayri. “Akseki, Ahmet Hamdi”. DİA. 1989, II, 293-295.
Ertan, Veli. Ahmed Hamdi Akseki. İstanbul 1988.
Kara, İsmail. Türkiye’de İslâmcılık Düşüncesi. İstanbul 2011, II, 885-889.
a.mlf. – Gündoğdu Rabia K. Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki: Hayatı Eserleri Mücadelesi. I-II, Ankara 2018.
Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/akseki-ahmet-hamdi
Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.
Âlim, Diyanet İşleri başkanı, eğitimci.