A

ISLAH-ISLAHAT

Eğitim, sanayi, ziraat ve tarım gibi pek çok sahadaki iyileştirme projeleri için kullanılan bir terim.

  • ISLAH-ISLAHAT
    • Arzu GÜLDÖŞÜREN
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 26.05.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/islah-islahat
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    ISLAH-ISLAHAT
ISLAH-ISLAHAT

Eğitim, sanayi, ziraat ve tarım gibi pek çok sahadaki iyileştirme projeleri için kullanılan bir terim.

  • ISLAH-ISLAHAT
    • Arzu GÜLDÖŞÜREN
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 26.05.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/islah-islahat
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    ISLAH-ISLAHAT

"İyi ve yararlı olma" anlamındaki salâh kökünden mastar olan ıslâh, "düzeltmek, daha iyi hale getirmek" mânasına gelmektedir. Osmanlı'da sözlük anlamına uygun olarak, din ve ilmiye alanından başka özellikle eğitimle ilgili konular olmak üzere sanayi, ziraat ve askerî alandaki eksiklerin, problemlerin giderilmesi ve mevcut durumun düzeltilmesi için kullanılan önemli kavramlardan biri olmuştur.

Meşrutiyet döneminde, adı ıslah kavramıyla birlikte anılan müesseselerin başında medreseler gelmekteydi. Bu konudaki tartışmalar ıslâh-ı medâris kavramı etrafında şekilleniyordu. Nitekim medreselere yeni bir düzen verilmesi için yazılan risalelerin neredeyse tamamının isminde ıslah kavramını kullanmıştır. En erken tarihli risalede, "medreselerin fünûn-ı tabîiye-yi cedîdeden mahrum olmaları sebebiyle idâdîye ve âliye mekteplerinde ise ulûm-i şer'iye okutulmadığından ıslaha muhtaç" oldukları ifade edilmiştir. Medreseler ıslah olunduğu takdirde dârülfünun modellerinin kazalara, nahiyelere kadar yayılacağına da dikkat çekilmiştir. Risalelerde ıslahı gerçekleştirmek için medreselere, talebelere ve müderrislere yeni bir nizam verilebilmesi için yapılması gerekenler ayrıntılı olarak sıralanmıştır. Terakkînin ana şartı olarak medreselerin ıslahı görülmüş, maarifin ilerlemesinin medreselerin ıslahıyla mümkün olacağı belirtilmiştir. Yapılması düşünülen ıslah faaliyetleri gerçekleştikten sonra ise ihtiyaç duyulan insanlar yetiştirilemeyecekse medreseleri kendi haline terketmenin daha iyi olacağı ifade edilmiştir. Medreselerin ıslahıyla maarifin ilerlemesi sağlanacak ve ihtiyaç duyulan insan tipi yetiştirilecektir. Nihaî hedef ise terakkî ederek devleti içinde bulunulan durumdan kurtarmaktır (bk. Modernleşme Dönemi Medreseler, İslamcılık).

Islah kavramının merkeze alındığı bir başka müessese, ıslahhane adıyla eğitime başlayan mekteplerdir. İlk ıslahhane Tuna Valisi Midhat Paşa'nın gayretleriyle müslüman ve gayrimüslim çocuklar için 1863 yılında Niş'te yaptırılmıştır (bk. Midhat Paşa).

1864 yılında Tuna vilayetinin merkezi konumundaki Rusçuk'ta kimsesiz çocuklar için bir ıslahhane daha açılmış, onu 1867'den itibaren Sofya, Şam, Selanik, Bosna, İşkodra, Edirne, Bursa, İzmir, Kastamonu, Trabzon, Erzurum ve Diyarbakır gibi vilayet merkezlerindeki açılanlar izlemiştir. 1871 yılına kadar ıslahhanelerin yönetimi geçici talimatlarla yürütülmüş, o yıl çıkarılan "Islahhanelere Dair Nizamname" ile teşkilat, eğitim öğretim işleri aynı esaslara bağlanmıştır.

Midhat Paşa'nın, ilk önce yetimhane fikriyle açtırdığı ıslahhaneler zamanla sanayi mekteplerine dönüşmüştür. 1868 yılında açılan Mekteb-i Sanâyi ile 1869'da hizmete giren Kız Mekteb-i Sanâyii, yetim, öksüz ve kimsesiz çocuklara meslekî, teknik eğitim vermek amacıyla kurulmuştur. Bunlar ıslahhanelere göre daha gelişmiş mekteplerdir (bk. Kız Sanayi Mektepleri).

II. Abdülhamid döneminde bu okullar Hamidiye Sanayi Mektebi olarak isimlendirilmiştir. II. Abdülhamid'in ilk yıllarında bir kısmı ekonomik sıkıntılar dolayısıyla kapatılmış, kapanan okullardan bazıları 1890'lardan itibaren tekrar açılmıştır. Bu dönemde sanayi mekteplerini geliştirmek ve Sanâyi-i Nefîse Mektebi'ni ıslah etmek amacıyla Hey'et-i Teşvîkiye-yi Sanâyi kurulmuştur. Bu sayede birçok vilayetteki ıslahhaneler ya sanayi mektepleri haline getirilmiş ya da yeni sanayi mektepleri açılmıştır.

Maarif sahasındaki ıslahatın bir başka veçhesi yazıyla ve harflerle ilgili olup ıslâh-ı huruf kavramı etrafında teşekkül etmiştir. Tanzimat'tan II. Meşturiyet'e kadar, harflerin yazmada ve okumada karışıklığa yol açan hususlarının ıslah edilmesi etrafında tartışmalar yapılmıştır. Harflere hareke koyma, birleştirmeden ayrı ayrı yazma, noktasız kullanma, benzer sesleri atarak harflerin sayısını azaltma, sesli harfler ilave etme gibi fikirler ortaya çıkmıştır. Aslında ıslâh-ı huruf, elifbayı değiştirmeden yazıda birtakım yeni işaretlerin eklenmesi anlamına geliyordu. Başta harflerin ıslahı olmak üzere harflerin ayrı ayrı yazılması demek olan hurûf-ı munfasıla, Arap menşeli Türk elifbasıyla eğitimin kolaylığı veya zorluğu bu süreçte gündemde olan konulardı. Hatta bu çerçevede Latin harflerinin kabulü uzun süre tartışıldı. Arapça ve Farsça kelimelerin yoğunluğu sebebiyle dilde sadeleştirmeye gidilmesi, Tanzimat ruhuna uygun olarak Osmanlı milleti gibi bir Osmanlı dili oluşturulması fikri de konuşulanlar arasındaydı.

Harflerin ıslah edilerek Türkçe'ye uygun hale getirilmesi ilk defa Ahmed Cevdet Paşa tarafından 1851 yılında Kavâid-i Osmâniye adlı eserde gündeme getirildi. Ahmed Cevdet Paşa bu eserinde Türkçe'de bulunan fakat Arap harfleriyle gösterilemeyen, özellikle sesli harflerin belirtilmesi gerektiği görüşünü ileri sürdü. Bu fikir Encümen-i Dâniş'te karşılık buldu, Cem'iyet-i İlmiye-yi Osmâniye'nin başkanı Münif Paşa da konuyla ilgilendi. Bundan bir yıl sonra Azerbaycan Türkleri'nden Ahundzâde Mirza Feth Ali, yazı usulündeki problemleri ortadan kaldırmak amacıyla hazırladığı yeni tarz harfleri Bâbıâli'ye bir layiha ile takdim etti. Sürecin devamında 1869 yılında İran'ın Osmanlı sefiri Melkum Han ile Namık Kemal arasında maarifin nasıl ıslah edileceği konusunda bir münakaşa yaşandı. Melkum Han, alfabe ıslah edilmedikçe, talim ve terbiyede kolaylık sağlanamayacağı, dolayısıyla Avrupa medeniyeti seviyesine yükselmenin mümkün olamayacağı görüşündeydi. Namık Kemal, maarifin terakkîsi için harflerin değil, tahsil usulünün değiştirilmesi gerektiği fikrindeydi.

II. Meşrutiyet devri mebuslarından Doktor Musullu Dâvud, 1909 yılında Meclis-i Mebusan'a "Islâh-ı Hurûfa Dair" bir layiha sundu. Layiha, mevcut harflerin problemleriyle ve harflerin yerine hangi harflerin ikame edilmesi gerektiğiyle ilgiliydi. II. Meşrutiyet döneminde bir diğer tartışma da Arap menşeli Osmanlı elifbası yerine Latin menşeli bir alfabeyi kabul etmenin şer'î hukuk açısından meşruiyeti konusunda yaşandı. 9 Ocak 1910 tarihinde Sinop Mebusu Hasan Fehmi Efendi'nin Latin harflerinin kabulüne veya reddine dair bir sual tezkiresi, 15 Şubat 1910 tarihinde "Tiran kazası ulema ve ahalisi ve ahâlî-yi İslâmiyesi"nin Latin harflerinin kabul edilmemesine dair bir maruzatı, şeyhülislamlığa havale edildi. Şeyhülislam Çelebizâde Hüseyin Hüsnü Efendi, Osmanlı elifbası yerine Latin harflerinin kabulünü maddeler halinde izah ederek reddetti. Arnavutluk'ta Osmanlı/Türk elifbasında bazı değişiklikler yapılarak kullanılmasına ise izin verdi.

Osmanlı'da ıslah edilmesi daha doğrusu korunması ve geliştirilmesi düşünülen alanlardan biri de sanayi idi. Tanzimat öncesi esnaf teşkilatı, lonca, gedik ve inhisar usulleriyle esnaf arasında dayanışmayı sağlamakta, yeni iş yeri açanlara sermaye verilmekte idi. Tanzimat'la birlikte lonca ve gedik sisteminin sona ermesiyle, ticaret ve sanayi odalarının kuruluşuna kadar olan geçiş sürecinde, yerli sanayiyi korumaya ve geliştirmeye yönelik olarak Islâh-ı Sanayi Komisyonu kuruldu. Komisyon İstanbul sanayicilerinin içinde oldukları çöküntüyü önlemek, kalkınmalarını sağlamak, uygulanan tedbirleri başka bölgelere de götürmek amacıyla faaliyette bulundu. Esnafın şirketleştirilmesiyle ilgili önemli çabalar harcandı. Komisyonunun kuruluş amaçlarından biri de sanayi kollarına nitelikli elemanlar yetiştirmek üzere sanayi okullarının açılmasını sağlamaktı. Yürütülen çalışmaların sonunda 1868 yılında Mekteb-i Sanâyi İstanbul'da eğitime başladı.

Islâh-ı Sanâyi Komisyonu, fabrika ürünlerini ayırt etmek ve hileli mal sürümünü önlemek amacıyla 1872 yılında çıkarılan, "Alâmet-i Fârika Nizamnamesi"nin hazırlanması, yurt dışından getirilecek makine ve fabrika araçlarına on beş yıla varan gümrük muafiyeti sağlanması gibi konularda da önemli hizmetlerde bulundu. Islâh-ı Sanâyi Komisyonu, yaklaşık dokuz yıl çalışmalarını sürdürdü; 1873'te sanayinin gelişmesi için kurulduğu halde amacını tamamıyla yerine getirmediği gerekçesiyle faaliyetlerini durdurdu.

Osmanlı'da öncelikle askerî sebeplerle fakat aynı zamanda hayvancılık alanında ortaya çıkan ihtiyaçlar dolayısıyla ıslâh-ı hayvan kavramı etrafında hayvanların ıslahı ve çoğaltılması için de faaliyetler yürütüldü. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte ilk olarak binek hayvanlarının ıslahı için birtakım teşebbüsler yapılmıştı. Bazı devlet müesseselerinde ve kurulan çiftliklerde orduya binek hayvanı yetiştirilmeye çalışıldı. Bu dönemde ana mesele ordunun ihtiyacı olan hayvanların ıslah edilmesi olduğundan yürütülen faaliyetlerle Ziraat Nezareti'nden çok Harbiye Nezareti ilgilenmiştir. II. Abdülhamid devrinde bütün ehli hayvanların cinslerinin ıslah edilebilmesi için gerekli tedbirlerin alınması, İstanbul'da ve diğer vilayet merkezlerinde her sene birer hayvan sergisinin açılması, Anadolu'da meydana gelen sığır vebasının yayılmasını önleyebilmek için veterinerlerin tayinlerinin yapılması gibi başka konular da gündeme geldi.

II. Meşrutiyet'in başlarında Harbiye, Maliye ve Ziraat nezaretlerinin çiftliklerle ilgili vazifeleri son zamana kadar belirlenemedi. Bu sebeple de hayvan ıslahına ehemmiyet verilemedi. Sonrasında Ziraat Nezareti'nin faaliyetleriyle fennî ziraatın ilerlemesine yardım edecek teşebbüslere başlanıldı. Haraların teşkili, depoların yapılması, boğaların damıtılması bu tür çalışmalar arasındaydı. Hayvanları ıslah etmek amacıyla Çifteler'de kurulan çiftlikte başlangıçta at yetiştiriciliği ile uğraşıldı. Öncelikle yerli ve Arap ırkların ıslahına, sonraları Macar, Rus, Anglo-Norman ırklardan yeni melezler üretilmeye çalışıldı. Çiftlikte küçükbaş ve büyükbaş hayvanların ıslahı ve üretimi için de çalışmalar yapıldı.

Hayvanların ıslahı için yapılan çalışmalara paralel yürüyen bir diğer faaliyet tarım alanındaki ıslah çabalarıydı. Bu çerçevede İstanbul'da Ayapapa (Ayamama) Çiftliği'nde 1847'de bir ziraat mektebi açıldı. Mektebin çiftliklerinde nitelikli tarımsal üretim ve hayvan ıslahına önem verildi. 1898 yılı sonlarında Ankara Numune Tarlası ve Çoban Mektebi faaliyetlerine başladı. Burada tiftik keçilerinin ıslahına çalışıldı. Mektebe geniş araziler tahsis edilmesine rağmen, yanlış yer tercih edilmesi dolayısıyla susuzluk yaşandı. Bu durum ilerleyen yıllarda kurumun geleceğini de etkiledi.

Sanayileşme alanındaki çabaların ve hayvanların ıslahı için yürütülen faaliyetlerin uzantısı olarak açılan mekteplerde ve kurulan çiftliklerde ıslâh-ı tohum kavramı etrafında ziraî faaliyet yürütüldü. Bu çerçevede Tanzimat dönemindeki sanayileşme çabalarına paralel olarak 1846 yılı sonlarında pamuk üretimi meselesi gündeme alındı. Bu amaçla İstanbul'da bir basma fabrikası inşa edilmişti. Pamuk ziraatının güncellenmesini sağlamak amacıyla Amerika'dan ıslah edilmiş tohumlarla beraber çeşitli uzmanlar da getirtildi.

1848 yılında eğitim öğretime başlayan Ziraat Mektebi, bir eğitim kurumu olarak beklentilere cevap veremese de modern tarım aletlerinin ülkeye getirtilmesine ve kullanılmasına ön ayak oldu.

Osmanlı'da ıslah kavramı genellikle eğitim, sanayi ve ziraat alanlarında, kişilerin, zanaatların, hayvanların ve bitkilerin ıslah edilmesi için kullanılan bir kavram olmuştur. Eğitimde ıslah kavramı mevcut eğitim müesseselerine "medreseler"e yeniden bir düzen verilmesi için kullanıldığı gibi toplumun ihtiyaç duyduğu terakkîyi sağlayacak kişileri yetiştirecek mekteplerin tesisinde de kullanılmıştır. Maarif alanındaki pek çok teşebbüsün neticesine yön verecek alfabe meselesi de ıslah kavramından uzakta kalamamıştır. Medrese, mektep ve alfabe üçgeninde ıslah edilmesi, yeniden düzenlenmesi ve baştan kurulması düşünülen alanlardaki faaliyetlerle maarifte bir terakkînin gerçekleşmesi planlanmaktadır. Benzer şekilde sanayi, ziraat ve hayvancılık alanında yapılması düşünülen ıslah faaliyetlerinin altında da hayvancılık, tarım ve sanayi alanındaki eksikliklerin tamamlanması yatmaktadır. Bu alanların ıslahıyla terakkî etmiş toplumların seviyesine ulaşmak hedeflenmektedir.

Kaynakça

Ali Efendizâde Muhyiddin. Medreselerin Islahı. Mısır 1314.

Alpaslan, Erhan – Özdamar, Toroshan. Osmanlı Arşiv Belgelerine Göre Çukurova (Anavarza) Çiftlikât-ı Hümâyûn-u Askerisi. İstanbul 2019.

Arslanyürek, Yaşar. “Osmanlı Devleti’nde Islahhaneler (Sanayi Mektepleri)”. Asia Minor Studies: International Journal of Social Sciences. 3/6 (2015), s. 1-21.

Debreli Vildan Faik Efendi. Medrese Hâtıraları [Islahat Nizamnâmesi]. 25 Teşrînisâni 1325/8 Aralık 1909.

Demirel, Muammer – Kaya Doğanay, Fatma. “Osmanlı’da Ziraat Eğitimi: Halkalı Ziraat Mektebi”. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi. sy. 21 (2011), s. 183-199.

Diyarbekirli Mehmed Faik. Islâh-ı Medâris. 6 Receb 1327/10 Temmuz 1325.

Eşref Efendizâde Mehmed Şevketi. Medâris-i İslâmiye Islahat Programı. İstanbul 1329.

Kazanlı Halim Sabit. Islâh-ı Medâris Münasebetiyle. İstanbul 1329.

Keskin, Özkan. “Osmanlı İmparatorluğu’nda Modern Ziraat Eğitiminin Yaygınlaşması: Ankara Numune Tarlası ve Çoban Mektebi”. OTAM. sy. 28 (2010), s. 87-106.

Koç, Bekir. “Osmanlı Devleti’nde Islahhane ve Sanayi Mekteplerinin Kuruluş Sürecine Dair Bazı Gözlemler”. Modern Türklük Araştırmaları Dergisi. 7/2 (2010), s. 199-217.

Mehmed Ubeydullah. Islâh-ı Medâris-i Kadîme. İstanbul 1328.

Merad, Ali. “Islah”. DİA. 1999, XIX, 143-156.

Öztürk, Cemil. “Islahhâne”. DİA. 1999, XIX, 190-191.

Şahbaz, Namık Kemal. “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Islâh-ı Hurûf Sorunu ve Sorunun Elifba Kitaplarına Yansıması Üzerine Bir Çözümleme”. VII. Uluslararası Türk Dili Kurultayı 24-28 Eylül 2012. Ankara 2020, II, 1671-1694.

Tansel, Fevziye Abdullah. “Arap Harflerinin Islâhı ve Değiştirilmesi Hakkında İlk Teşebbüsler (1862-1884)”. Belgelerle Türk Tarihi Dergisi. sy. 9-10 (1985), s. 16-23.

Tataroğlu, Selçuk. “Doktor Milaslı İsmail Hakkı’nın Sebîlürreşât’taki ‘Islâh-ı Hurûf Meselesi’ Adlı Makalesinin Değerlendirilmesi”. SOBİDER: Sosyal Bilimler Dergisi. 8/55 (2021), s. 593-609.

Vurgun, Ahmet. “II. Abdülhamid Döneminde Zirai Eğitim Hamlesi: Hüdavendigar Hamidiye Ziraat Ameliyat Mektebi ve Numune Çiftliği (1891-1909). Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi. sy. 51 (2021), s. 83-114.

Yıldırım, Mehmet Ali. “Osmanlı’da İlk Çağdaş Zirai Eğitim Kurumu: Ziraat Mektebi (1847-1851). OTAM. sy. 24 (2008), s. 223-238.

Yurdakul, İlhami. “II. Meşrutiyet Devri Alfabe Tartışmaları: Musullu Davud’un Layihası ve Şeyhülislam Hüsnü Efendi’nin Fetvası”. İmparatorluğun Son Asrında Osmanlılar. haz. F. Bozkurt – B. Çağlar. İstanbul 2021, s. 55-67.

Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/islah-islahat

Görüş, öneri ve yorumlarınız için tıklayınız.

Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.

ISLAH-ISLAHAT

Eğitim, sanayi, ziraat ve tarım gibi pek çok sahadaki iyileştirme projeleri için kullanılan bir terim.

Önizleme