A

AHMED CEVDET PAŞA(1823-1895)

Osmanlı devlet adamı, eğitimci, hukukçu, tarihçi.

  • AHMED CEVDET PAŞA
    • Mustafa GÜNDÜZ
    • Web Sitesi: Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 26.05.2024
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ahmed-cevdet-pasa
    • Doi Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    AHMED CEVDET PAŞA
    • Mustafa GÜNDÜZ, "AHMED CEVDET PAŞA", Maarif Ansiklopedisi, https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ahmed-cevdet-pasa/#yazar-1 (26.05.2024).
AHMED CEVDET PAŞA (1823-1895)

Osmanlı devlet adamı, eğitimci, hukukçu, tarihçi.

  • AHMED CEVDET PAŞA
    • Mustafa GÜNDÜZ
    • Web Sitesi: Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 26.05.2024
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ahmed-cevdet-pasa
    • Doi Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    AHMED CEVDET PAŞA
    • Mustafa GÜNDÜZ, "AHMED CEVDET PAŞA", Maarif Ansiklopedisi, https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ahmed-cevdet-pasa/#yazar-1 (26.05.2024).

Bulgaristan’ın Lofça kasabasında doğdu. Asıl adı Ahmed olup Cevdet’i İstanbul’daki medrese tahsili sırasında şair Süleyman Fehim Efendi (ö. 1846) verdi. Küçük yaşlarda İslamî ilimler okudu ve Arapça öğrendi. 1839’da İstanbul’a geldi, tanınmış âlimlerden dersler aldı, çalışkanlığı ile medrese çevresinde kendini gösterdi. İstanbul’un farklı kültür ve dinî merkezleriyle irtibat kurdu. Fatih Çarşamba’daki Murad Molla Tekkesi şeyhinden Mesnevî okudu, tasavvuf kültürü edindi. Şiir ve edebiyat alanında kendisini geliştirdi. Okuyup yazabilecek seviyede Arapça ve Farsça, anlayabilecek ölçüde Fransızca ve Bulgarca öğrendi.

1844’te Rumeli kazaskerliğine bağlı Premedi kazası kadı yardımcılığında (çenad) memuriyete başladı. 1845’te İstanbul müderrisliği icazetini aldı. 1849’da “hareket-i hariç” rütbesi aldı ve 14 Ağustos 1850’de Meclis-i Maârif-i Umûmiye azası oldu. Ardından Dârülmuallimîn Müdürlüğüne getirildi. 1853’te Encümen-i Dâniş tarafından 1774-1826 yılları arası Osmanlı tarihini yazmakla görevlendirildi. 1855’te mûsıle-yi Süleymâniye derecesiyle vakanüvis tayin edildi. Bu arada bir taraftan Târîh-i Cevdet’i diğer taraftan da Tezâkir’i yazmaya başladı. Vakanüvisliği 1865’e kadar sürdü.

Cevdet Efendi bir taraftan bürokraside diğer taraftan ilmiyede derecesini yükseltti. 1856’da mevleviyet derecesi alarak Galata kadılığına getirildi, aynı sene önce Mekke, ardından İstanbul kadılığı payelerini aldı. 1861’de İşkodra isyanını bastırmak üzere hususi memur/müfettiş olarak o bölgeye gönderildi ve görevini başarıyla tamamladı. Ardından 1863’te Bosna ıslahatıyla ilgili çalışmalar yapmakla görevlendirildi. Bu arada Anadolu kazaskerliği payesine ulaştı. 1864’ten sonra Kozan tarafındaki isyanları bastırmakla görevlendirildi, 1866- 68 yılları arasında Halep valiliği yaptı. Derviş Paşa ile bölgede gerekli ıslahatları yapmak üzere Fırka-yı Islâhiye’yi kurdu. Buradaki başarıları sonucu şeyhülislamlığa getirilmesi düşünülürken engellendi (Neuman, 35-36). Bunun üzerine kazaskerlik payesi vezarete çevrildi. İlmiyeden mülkiyeye (“efendi”likten “paşa”lığa) terfisi kendi isteği ile ilgili değil bir “emrivaki” idi. Üstelik bu durum uzun Osmanlı tarihinin yegâne örneği oldu.

“Paşa” olduktan sonra Halep’e vali tayin edildi. Ardından 1868’de yeni oluşturulan Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliye başkanlığına getirildi. Bu divanın nezarete çevrilmesi üzerine ilk Adliye nazırı oldu ve nizamiye mahkemelerinin nizamnamelerini hazırladı. Cevdet Paşa’ya büyük bir şöhret kazandıran çalışmalarından biri Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye Cemiyeti’nin başkanlığına getirilmesi ve Mecelle’yi hazırlamasıdır. 1873’ün başlarında Evkaf nazırı, aynı senenin ortalarında birinci defa Maarif nazırı oldu. 1874’te Şûrâ-yı Devlet başkanvekilliğine getirildi, Mecelle’nin 12. kitabını hazırladı. Aynı tarihte Yanya valiliğine, bir yıl sonra yeniden Maarif nazırlığına atandı. 1876’da Rumeli müfettişliği yaptı. Suriye valiliğine tayin edildiyse de görevine başlamadan tekrar Maarif nazırı oldu. Kısa süre sonra Adliye nazırlığına getirildi, aynı yıl Evkaf nazırı oldu, ardından Suriye valiliğine atandı. 1879’da sadrazamlığa vekâlet etti. 1880’de yeniden Adliye nazırı oldu. Bu sırada Mekteb-i Hukuk’ta dersler verdi. 1882’de görevinden alındı. Üç yıl devlet hizmeti yapmadı. 1886’da beşinci defa Adliye nazırı oldu, 1890’da Meclîs-i Âlî’ye tayin edildi. Bundan sonra daha çok ilmî çalışmalarla ve ailesiyle meşgul olan Cevdet Paşa, 26 Mayıs 1895’te vefat etti. Kabri, Fatih Camii haziresindedir.

Başta tarih, hukuk, dinî ilimler, mantık, takvim, edebiyat ve dil-gramer sahalarında olmak üzere çok sayıda eseri vardır. On iki ciltlik Târîh-i Cevdet Osmanlı’nın 1744-1826 yılları arasını anlatır. Tezâkir (dört cilt), 1855’ten 1865’e kadar süren olayların anlatımıdır. Ma‘rûzât Sultan Abdülhamid’e sunulmuştur, Tanzimat dönemi olaylarını anlatır. Kısas-ı Enbiya peygamberler tarihidir. Ayrıca Kırım ve Kafkas Tarihi adlı bir eseri de vardır. Cevdet Paşa Mukaddime’nin III. cildini eklerle tercüme etmiştir. Medhal-i Kavâid, Belâgat-ı Osmâniye, Kavâid-i Osmâniye ve Kavâid-i Türkiye Türkçe gramer ve öğretimine dair eserleridir. Mi‘yâr-ı Sedâd ve Âdâb-ı Sedâd İlmi’l-Âdâb mantık ve bunun öğretim yöntemine dair eseridir. Beyânü’l-Unvân ilimler tarihi ve sınıflamasına dairdir. Takvîmü’l-Edvâr takvim ve zamanla ilgilidir. Mecmûa-i Ahmed Cevdet, Hülâsatü’l- Beyân Te’lîfi’l-Kur’ân, Ta‘rîfü’l-İrtifâ, Hilye-i Saâdet, Mecmû‘a-i Âliye dinî ilimlere dair eserleridir. Ma‘lûmât-ı Nâfia ve Eser-i Ahd-i Hamîdî rüştiye mekteplerinde okutulmak üzere yazılan ilmihallerdir. Açıklamalı Mecelle (Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye), İcâr-ı Akar Nizamnâmesi, Mahkeme-i Temyîzin Vezâifine Dair, Ta‘limnâme-i Harîr hukuk sahasıyla ilgili eserleridir. Bunların dışında Cevdet Paşa’nın şiirleri, takrizleri ve tercümeleri de vardır.

Ahmed Cevdet büyük bir devlet adamı olduğu kadar aynı zamanda tarihçi, hukukçu, mütefekkir, edip, eğitimci ve sosyologdur. Medrese eğitimini beş-altı yıl gibi kısa sürede tamamlayan Ahmed Cevdet, Mekteb-i Harbiye’de Farsça hocalığı teklifi alsa da bunu kabul etmemiş ve Premedi’de kadı yardımcısı olarak göreve başlamıştır. Ahmed Cevdet’in hayatını ve kariyerini değiştiren gelişme, 1846’da Büyük Reşid Paşa ile tanışmasıyla başlamıştır. Reşid Paşa’nın konağında çocuklarına hususi ders vermesi ve Âli Paşa’ya Arapça ve mantık dersleri okutması bürokraside kendine büyük hamiler elde etmesini sağlamıştır.

Ahmed Cevdet, 1845’ten sonra teşekkül etmekte olan modern eğitim bürokrasisinin daima içinde olmuştur. 1846’da kurulan Meclis-i Maârif-i Umûmiye’de görevler üstlenmiş ve kuruluşundan itibaren bütün toplantılarına iştirak etmiştir. Mecliste üç ayrı layiha kaleme alınmıştır. Bunlardan birincisi, sıbyan mekteplerinin ıslahına; ikincisi, rüştiye mekteplerinin açılmasına; üçüncüsü de Dârülfünun açılmasına dair öneridir.  Meclis-i Maârif’in başkanı Kemal Efendi’nin katkısıyla ilk sivil rüştiye Davutpaşa Rüştiyesi 1847’de açılmıştır. Gerek buraya gerekse 1839’da açılan Mekteb-i Maârif-i Adliye ve Mekteb-i Maârif-i Edebiye’ye muallim yetiştirmek amacıyla 16 Mart 1848’de açılan Dârülmuallimîn-i Rüşdî’ye Ahmed Cevdet, hoca olarak tayin edilmiştir. Birkaç yıl sonra okulun hem kurumsallaşması hem de niteliğinin artması amacıyla, Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey’in ricasıyla müdür atanmıştır (02 Ocak 1851). İdareciliği sırasında Türk eğitim tarihinin önemli düzenlemelerinden biri olan Dârülmuallimîn Nizamnamesi hazırlanıp yürürlüğe konulmuştur (bk. Dârülmuallimîn Nizamnamesi). Ahmed Cevdet söz konusu nizamname ile yeni açılan okullarda yetişecek öğretmenlerin niteliklerini belirlemiştir. Dârülmuallimîn’e sınavla ve oy birliği ile talebe alınması, asla kayırmaya yer verilmemesi, okutulacak dersler, meslek bilgisi dersleri, eğitim süresi, devam ve mezuniyet sınavı, atama şartları, atanamayanların durumu ve yeni sınavlara hazırlık imkânları, talebelere verilecek burs, iaşe ve ibate, cerre çıkmanın yasaklanması, becayiş, görevi kabul etmeme gibi hususlar nizamnamede belirtilmiştir. Oldukça idealist kabul edilen bu nizamname zamanın şartları gereği ancak on yıl kadar uygulanabilmiştir.

1846’da hazırlıklarına başlanan Dârülfünun’un ders programını, kitaplarını, kütüphanesini, laboratuvarını ve personelini yetiştirmek amacıyla Encümen-i Dâniş adında bir akademinin kurulması için hazırlanan rapor, 11 Şubat 1851’de Ahmed Cevdet tarafından Meclis-i Maârif-i Umûmiye’ye verilmiştir. Bir tür bilim akademisi hüviyetindeki kurum 18 Temmuz 1851’de onun nutkuyla açılmıştır. Nutkunda geçen, “terbiyet-i umûmiye”, “terbiyet-i âmme”, “terbiye-yi âmme”, “maslahat-ı mühimme” “izâle-yi cehl-i tebaa” gibi modern eğitimin ürettiği “kamu eğitimi” düşüncesinin onda da yer bulduğunu göstermektedir. Encümenin ilk ilmî faaliyeti, daha önceden Fuad Paşa ile birlikte Bursa’da Ahmed Cevdet’in hazırladığı Türk dilinin ilk gramer kitabı sayılan Kavâid-i Osmâniye’nin padişaha takdim edilmesi olmuştur. Encümen tarafından Ahmed Cevdet’e Osmanlı tarihini yazma görevi de verilmiştir. 1859’da orta düzeyde devlet memuru ve idareci yetiştirmek amacıyla kurulan Mekteb-i Mülkiye’ye hoca olarak tayin edilmiş, Maarif nazırı olduğu dönemlere kadar da hem teorik hem pratik noktada eğitim hizmetlerinin içinde olmuştur.

Maarif nazırlığına ilk atanışı 24 Nisan 1873’tedir. Toplam görev süresi on bir ay on iki gündür. Bu süreçte temel eğitim sorunu olarak gördüğü ilk tahsil işini ve idâdîler meselesini ele almıştır. Eğitim Islah Komisyonu’nun ricası üzerine bazı eserler kaleme almış, aynı dönemde Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliye Dairesi’nde mülkiye memurlarına mahsus, hukuk derslerini halka açmış, diğer taraftan da Galatasaray’a (Mekteb-i Sultânî) hukuk dersi koydurmuştur. 12 Haziran 1875’te Yanya valiliğinden alınarak ikinci defa Maarif nazırı olmuştur. 30 Kasım 1875’te Adliye Nezareti’ne tayini ile görevi son bulmuştur. 17 Mayıs 1876’da Suriye valiliğinden alınıp üçüncü defa Maarif nazırlığına getirilmiş, 17 Ekim 1876’da yeniden Adliye nazırı olmasıyla toplamda yirmi iki ay Maarif nazırlığı görevinde bulunmuştur.

Nazırlığı sürecinde bazı komisyonlar kurmuş, usûl-i cedit üzere hazırlanmış bir okuma yazma kitabı (elifba) telif edilmiştir. 1874’ten itibaren okullarda istatistikler tutulmaya başlanmıştır. Nuruosmaniye’de yeni metotlara göre eğitim yapan, okuma yazma öğreten bir sıbyan mektebi açılmıştır. Daha sonra buna benzer numune mektepleri açılacaktır. Yeni ders kitabı yazım işlerine önem vermiş, kendisi de bu süreçte ders kitapları yazmış ya da eskileri güncellemiştir. Mekteb-i Sultânî’de açılan Mekteb-i Hukuk, Mekteb-i Turuk ve Maâbir için nizamname hazırlanmasını sağlamış ve ilerleyen senelerde burada kendisi de ders vermiştir.

Eğitim bürokrasisine girdiği andan itibaren hem genel hem de özel eğitimle yakından ilgilenerek bu kademelerin hukukî düzenlemesini yapmıştır. Islahat Fermanı’ndan sonra azınlık ve yabancı okullarının statülerinde ve niceliklerinde belirgin farklılıkların olmasına karşın Ahmed Cevdet’in bürokratik görevleri sırasında bu alanda somut adımlarını görmek zordur. Ancak 1892’de kendisinden hususi mekteplere dair istenen raporda görüşlerini dile getirmiştir. Yabancılara ait hususi mekteplerin devlet için gittikçe tehlikeli hale geldiğini ve önlemler alınması gerektiğini belirtmiş ve “Frenkler bir şeye azıcık tırnak iliştirirlerse uğraşa uğraşa bir rahne (yarık) açarlar” diyerek buna fırsat verilmemesini önermiştir.

Ahmed Cevdet Paşa sistemin içinden, sistem kurucu bir isimdir, Tanzimat eğitimini sıklıkla eleştirmiştir. Medrese ve ulemadan yakınmaları yanında, yeni eğitim kurumlarını liyakatten yoksun kişilerin elinde olmakla tenkit etmiştir. Mesela “Mekâtib-i rüşdiye küşâd ile tarîk-i terakkîde bir adım ileri atıldı. Lakin işin ortasından başlanmış oldu. Zira Meclis-i Muvakkat’in tertibine nazaran ibtidâ mekâtib-i sıbyan ıslah olunup da onlardan yetiştirilecek çocuklar için mekâtib-i rüşdiye küşâd olunmak lazım gelirken mekâtib-i sıbyan hali üzere kaldı” (Tezâkir, 1-12: 11) diyerek eğitim reformlarının dağınıklığından şikâyet ile ehil insanların elinde olmayan kurumdan kâmil işlerin çıkmayacağını ifade etmiştir.

Ahmed Cevdet, Osmanlı Devleti’nin geleneksel yapısından giderek uzaklaştığı, modern eğitim sistem ve kurumlarına geçişin sıkılaştığı bir süreçte etkin görevler almıştır. Medrese mezunu bir âlim ama bürokraside hizmet etmesi onun çelişkili dünyasına işaret etmektedir. Bir taraftan modern eğitim kurumlarının açılmasında rol alırken öte yandan medrese, tekke ve tasavvuf dünyasını da eleştirmiştir. Târîh-i Cevdet ve Tezâkir’de medreselere, ilmiye sınıfına sahip oldukları statüleri hak etmedikleri ve ciddi nitelik kaybına uğradıkları, zamanı/medeniyeti anlamadıkları gerekçesiyle sert eleştiriler yöneltmiştir. Makamlarını kötüye kullanan ilmiye sınıfına “göstermelik âlimler” diye açıklanabilecek “ulemâ- yı resmiye” sıfatıyla seslenmiştir. Ulemanın teknik ve fen bilimlerindeki yeniliklere kapalı olmalarına sitem etmiş, bazılarının ilmiye sınıfında bulunmasını bu sınıf için “utanç” (Tezâkir, 13-20: 258) olarak görmüştür. Tarîk-i ilmiyeyi üç sınıfa ayıran Ahmed Cevdet, ilk sıraya “merâtip sahibi ulemâ-yı resmiye”yi, ikinciye “hükkâm ve ketebe”yi, üçüncüye ise “medresedeki üstat ve talebeleri” almıştır. Ona göre “birincilerde âlim denecek yok, ikincilerin işi ilâm yazmaktan ibaret. Üçüncü sınıftakiler ise kīlükāl (dedikodu) ile felsefe ve Mû‘tezile fikirlerini ithal ile uğraşarak vakit öldürmektedir (Târîh-i Cevdet, C. 7: 191-196). Ruûs imtihanında öteden beri asilzadelere torpil geçildiğinden, “mukaddema imtihanlarda bazı asilzâdegâna dahî elden ruûs verile gelmiş” (Târîh-i Cevdet, C. 1: 117; Tezâkir, 13-20: 51) diyerek sistemin kötü işleyen yönlerinden şikâyet etmiştir.

İslam ve Osmanlı ilim geleneğinin bir temsilcisi olarak Beyânü’l-Unvân adlı eserinde ilimleri tasnif etmiştir. Mukaddime’nin III. cildini katkı ve eleştirilerle tercüme etmesi onun medeniyet ve toplum düşüncesinin ve ilmî sorumluluğunun bir parçası olarak görülmüştür. Türk dilinin sadeleşmesi ve alfabe değişimi konusunda ilk fikir beyan edenlerden biri odur. Medhal-i Kavâid, Türkçe’nin yazım ve kurallarına dair özet bir eserdir. Türkçe öğrenenler için hazırladığı Kavâid-i Türkiye ve sonra Kavâid-i Osmâniye, mantıkla ilgili Mi‘yâr-ı Sedâd, takvim, saat ve zamana dair Takvîmü’l-Edvâr, hitabet, tartışma/münazara tekniği ile ilgili Âdâb-ı Sedâd eserleri hem ders kitabı hem de gelenekle modernlik arası eğitime verdiği katkılardır. Bu kitaplar binlerce kopya basılarak dağıtılmıştır.

Yed-i tûlâ (geniş bir alanda uzmanlık) sahibi kişilerden sayılan Ahmed Cevdet Paşa’nın bir yönü de tarihçiliği, tarih eğitim öğretimine yönelik faaliyetleridir. Türkiye’de modern tarih yazım ve öğretiminin ilk örneklerinden birini o vermiştir. İbn Haldun’un tarih felsefesinden etkilendiği belirtilmiş onun “Son şâkirdi” sayılmıştır (Tanpınar, 169). Târîh-i Cevdet kaynakları, usulü, dili, tanzimi ve ideolojisi bakımından kendisinden sonraki Türk tarihçiliğini etkilemiştir. İbn Haldun’un “asabiyet” teorisine dayanarak Osmanlı Devleti’nin kuruluş, gelişme, büyüme ve son olarak da gerileme dönemlerini yaşamasının mukadder olduğunu belirtmiştir. Türkiye’de tarih yazıcılığı ve öğretimine getirdiği yenilik tarih öğretimi açısından önemsenmiştir. Vesika kullanımı, çağdaş kaynaklara yönelik eleştirel tutumu, devlet kaynaklarını kullanmadaki titizliği tarih usulü bakımından yönlendiricidir. Târîh-i Cevdet’te ilim adamlarının önemi ve medreselerin bozulma sebepleri yanında önemli gördüğü ulemadan bazılarının biyografilerine yer vermiştir. Bu biyografiler dönemin ilim insanlarını ve faaliyetlerini tanımak için değerli birer kaynaktır.

Ahmed Cevdet İbn Haldun’dan mülhem olarak eğitimi medeniyetin önemli unsurlarından biri olarak görmüştür. Buna göre dünyada farklı medeniyetler, dolayısıyla da farklı eğitim biçimleri ve kurumları vardır. Toplumların medenî hale gelmesinde eğitim öğretimin yeri büyüktür. Ona göre, toplumun gelişebilmesi ve refah sahibi olabilmesi için sanayisinin ve ekonomik faaliyetlerinin de gelişmesi şarttır. Ekonomiyle birlikte sanayinin gelişebilmesi için ise bilim ve eğitim faaliyetlerinin gelişmesi ve bunların alt yapı olarak kullanılması gereklidir.

Osmanlı Devleti’nin en radikal değişim ve dönüşüm dönemlerinde yaşayan ve bu dönemi temsil kabiliyetinde eserler bırakan, Ahmed Cevdet Paşa’nın başta biyografisi, hukukçuluğu, tarihçiliği, devlet ve ilim adamlığı hatta sosyologluğu üzerine farklı çalışmalardan bahsedilebilir. Richard Chambers’in tezi büyük ölçüde onun eğitim hizmetlerine odaklanmaktadır. Dârülmuallimîn, özel ve yabancı okullar hakkındaki görüş ve hizmetlerine yönelik Yahya Akyüz’ün çalışmaları vardır. İ. Süphan Acuner’in araştırması Cevdet Paşa’nın eğitimciliğini dar kapsamda ve daha çok ikincil kaynaklardan inceleyen araştırmalardan biridir. (Eğitimci Yönüyle) Ahmed Cevdet Paşa başlığı ile birincil kaynaklara yaslanarak tarafımızdan hazırlanan inceleme Paşa'nın eğitimci yönüne odaklanmaktadır.

Kaynakça

BOA. A.}MKT.NZD., 28 C 1275, D.276, nr. 23; BOA. Y.EE. 24 Ş 1309/24 Mart 1892, D.38/7; BOA. İ.MVL. 28/S /1267, D. nr. 195, G. nr. 6008; BOA. İ.DH. 24/S /1290, D. nr. 665, G. nr. 46334.

Ahmed Cevdet Paşa. Belagât-ı Osmâniye. İstanbul: Mahmud Bey Matbaası, 1298/1882.

a.mlf. Beyânü’l-Unvân. İstanbul 1872.

a.mlf. Kavâid-i Osmâniye. Dersaâdet: Karabet ve Kasbar Matbaası, 1306/1880.

a.mlf. Kısas-ı Enbiya. haz. M. İz. I-VI, Ankara 2000.

a.mlf. Ma‘lûmât-ı Nâfia. İstanbul: Takvimhâne-i Âmire, 1863.

a.mlf. Maʻrûzât. haz. Y. Halaçoğlu. İstanbul 1980.

a.mlf. Târîh-i Cevdet: Tertîb-i Cedîd. I-VII, Dersaâdet: Matbaa-i Osmâniye, 1309.

a.mlf. Tezâkir, 1-12; 13-20; 21-39; ve 40-Tetimme. haz. C. Baysun. Ankara 1991.

Ahmed Cevdet Paşa: Vefatının 100. Yılına Armağan. Ankara 1997.

Akyüz, Yahya. “Darülmuallimîn’in İlk Nizamnamesi (1851), Önemi ve Ahmed Cevdet Paşa”. Millî Eğitim. sy. 95 (1990), s. 3-20.

Cevdet Paşa'nın Lâyihaları Devlet Din Islahat Hukuk Maarif. haz. A. Z. İzgöer, İ. Kara. İstanbul 2021.

Chambers, Richard L. Ahmed Cevdet Pasa: The Formative Years of an Ottoman Transitional. Dr.T, Princeton University, 1968.

Cihan, Ahmet. Ahmet Cevdet Paşa’nın Aile Mektupları. İstanbul 2007.

Fatma Aliye. Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı. İstanbul 1995.

Gündüz, Mustafa. Eğitimci Yönüyle Ahmed Cevdet Paşa. Ankara 2013.

Gencer, Bedri. Hikmet Kavşağında Edmund Burke ile Ahmed Cevdet. İstanbul 2011.

Halaçoğlu, Yusuf - Aydın, Mehmet Akif. “Cevdet Paşa”. DİA. 1993, VII, 443-450.

Mahmud Cevad İbnü’ş-Şeyh Nâfi‘. Maârif-i Umûmiye Nezâreti Târihçe-i Teşkîlât ve İcrââtı. haz. T. Kayaoğlu. Ankara 2002.

Neumann, Christoph K. Araç Tarih Amaç Tanzimat: Tarih-i Cevdet’in Siyasi Anlamı. çev. M. Arun. İstanbul 1999.

Tanpınar, Ahmet Hamdi. 19 ncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul 2001.

Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ahmed-cevdet-pasa

Görüş, öneri ve yorumlarınız için tıklayınız.

Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.

AHMED CEVDET PAŞA (1823-1895)

Osmanlı devlet adamı, eğitimci, hukukçu, tarihçi.