Son peygamber.
Son peygamber.
İslam dininin temel kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'e göre Allah insanoğlunun hidayete ermesi için mesajını iletmeleri göreviyle birçok peygamber göndermiştir. Bu peygamberlerin sonuncusu olarak bütün insanlığa gönderilen peygamber ise Hz. Muhammed'dir.
Hz. Muhammed, Hz. İbrâhim'in soyundan gelen İsmâil'e nispetle İsmâilîler olarak da bilinen ve Arap toplumunun iki büyük kolundan biri olan Adnânîler'e (Arab-ı müsta'ribe) mensuptur. Soy kütüğü, kendisi tarafından kabul edilip bütün İslam kaynakları tarafından zikredilen şekliyle şöyledir: Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib (Şeybe) b. Hâşim b. Abdümenâf b. Kusay b. Kilâb b. Mürre b. Kâ'b b. Lüey b. Galib b. Fihr (Kureyş) b. Mâlik b. Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyâs b. Mudar b. Nizâr b. Mead b. Adnân.
Hz. Muhammed'in doğumuyla ilgili farklı rivayetler bulunmaktadır, ancak genel kabul gören kanaate göre, Fil Vakası'ndan elli veya elli beş gün sonra, 12 Rebîülevvel Pazartesi günü Mekke'de doğmuştur. Astronomi alimi Mahmûd Paşa Felekî, Hz. Peygamber'in oğlu İbrâhim'in vefatı sırasında gerçekleşen güneş tutulmasından yola çıkarak, Fil Vak'asının yaşandığı yılın 9 Rebîülevvel'ini (20 Nisan 571 Pazartesi günü) doğum tarihi olarak belirlemiştir. Muhammed Hamîdullah ise Cahiliye Arapları'nda yaygın olan "nesî'" uygulamasını dikkate alarak hesaplamasını hicretten önce 53 yılının 12 Rebîülevvel'ine (17 Haziran 569 Pazartesi günü) dayandırmıştır. Mehmet Apaydın ise yaptığı mukayeseli araştırma neticesinde doğum tarihini 570 olarak teklif etmektedir.
Hz. Muhammed'in nesebi Kureyş'in önemli kollarından gelmektedir. Babası Abdullah, annesi ise Âmine'dir. Babası kendisi doğmadan vefat etmiştir. Annesi Âmine, Hz. Muhammed henüz altı yaşındayken vefat edince dedesi Abdülmuttalip ve daha sonra amcası Ebû Tâlip tarafından büyütüldü. Gençlik yıllarında dürüstlüğü ve güvenilirliği sebebiyle "emin" unvanını kazanmış, "Muhammedü'l-emîn" diye anılmıştır. Onun bu yönü, Kâbe'nin tadilatı sırasında Hacerülesved'in yerine konmasıyla ilgili anlaşmazlığı çözen kişi olmasında önemli rol oynamıştır. İlk eşi Hz. Hatice ile evliliğin ilk on yılında Zeyneb, Rukıye, Ümmü Külsûm ve Fâtıma adlarında dört kızı, Kasım ve Abdullah adlarında iki oğlu dünyaya gelmiştir. Bu evlilikten olan çocuklarının dışında cariyesi Mâriye'den dünyaya gelen İbrâhim adında bir oğlu daha olmuştur. Hz. Muhammed'in erkek çocukları çok küçük yaşlarda hayatlarını kaybederken, kız çocukları ergenlik dönemine ulaşıp evlenmişlerdir. Kızlarının üçü, Hz. Peygamber'den önce vefat etmiş, Hz. Fâtıma ise kendisinden kısa bir süre sonra hayatını kaybetmiştir. Üç kızından torunları olmuş, ancak Hz. Muhammed'in soyu sadece kızı Hz. Fâtıma ile devam etmiştir.
Hz. Hatice ile evli olduğu sürede başka bir kadınla evlenmeyen Hz. Muhammed, Hz. Hatice'nin vefatından sonra evlendiği eşlerinin isimleri sırayla Sevde, Âişe, Hafsa, Zeynep (bint Huzeyme), Hz. Ümmü Seleme, Hz. Zeynep (bint Cahş), Hz. Cüveyriye, Safiyye, Ümmü Habibe ve Meymûne'dir. Ahzâb sûresinin 6. âyetine göre onun eşleri "müminlerin anneleri" (ümmehâtü'l-mü'minîn) olarak tabir edilmektedir. Ayrıca "ezvâc-ı tâhirât" ifadesi de kullanılır. Hz. Muhammed 13 Rebîülevvel 11 (8 Haziran 632) Pazartesi Medine'de vefat etmiştir.
Hz. Muhammed'in bir peygamber olarak eğitimle ilişkisi bütün peygamberlerde olduğu üzere iki açıdan söz konusudur: Birincisi, Allah'ın elçisi olarak bu vazifesini yerine getirebilecek nitelikleri taşıyabilmek üzere eğitilmesidir. Bu durum onun Allah'ın eğitiminden geçmesi mânasını taşımaktadır. Söz konusu eğitimi peygamberlik görevi gelmeden önce ve sonra olmak üzere iki dönem için düşünmek mümkündür. Peygamberlik görevinden önce Hz. Muhammed'in yaşadığı bazı tecrübeler ve taşıdığı nitelikler onun eğitiminin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Bunun en önemli örneklerinden biri onun ümmîlik vasfıdır.
Ümmîlik "bir şeyin aslı, anneden doğduğu hal gibi olan ve bu hal üzere devam eden" gibi mânalara gelmektedir. Hz. Peygamber'in ümmîliği ile ilgili farklı görüşler mevcuttur. Buna göre peygamberlikten önce okuma yazma bilmediği kabul edilmekte, ancak peygamberlikten sonra öğrenip öğrenmediği hususunda farklı görüşler bulunmaktadır.
"Anneden doğduğu gibi" anlamındaki ümmîlik hali okuma yazma bilmemek anlamında olduğu gibi insanın saf, çevresel unsurlarla henüz şekillenmemiş, ön yargılardan uzak durumunu da ifade etmektedir. Bu açıdan bakıldığında Hz. Muhammed'in ümmîliği okuma yazma bilmemekle ilişkilendirilen bir husus değil kendisine iletilecek bilgiyi olduğu gibi almaya müsait oluşu ifade etmektedir denilebilir. Zira Kur'an'da bu durum, onun getirdiği mesajın doğruluğunun bir delili olarak ifade edilmekte, peygamberlikten önce tebliğ ettiği hususlarla ilgili bilgi sahibi olmasının hem muhatapları açısından şüphe doğuracağına hem de ön bilgiler ile mesajı yanlış anlama ihtimalini beraberinde getireceğine işaret edilmektedir (Şûrâ 42/52; Ankebût 29/48). Böylelikle tebliğ faaliyetinin doğrudan Allah'ın eğitiminin etkisi ile gerçekleştiği, mesajı bu minvalde aldığı ve anladığı düşünülmektedir. Hz. Muhammed'in bir peygamber ve eğitimci kimliğiyle okuma yazmayı önemle teşvik ettiği de bilinmektedir. Bunun en önemli örneklerinden biri olarak Bedir Savaşı esirlerini, okuma yazma bilmeyen müslüman çocuklara okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakmayı kabul etmesi ifade edilebilir.
Hz. Muhammed'in peygamberlik öncesi Hira mağarasında geçirdiği zaman da vahyi alabilmeye yönelik bir hazırlık süreci olarak düşünülebilir. Zira İslam'a göre bir bilgi alanı olarak vahyi alabilme, insanoğlunun kendi çabasıyla elde ettiği bilgiyi elde etme sürecinden farklılık göstermektedir. Kaynaklara göre vahyin gelişinin Hz. Muhammed üzerinde hem manevi hem de fizikî etkisi söz konusudur. Bu değişiklikleri kaldırabilecek beden ve ruh dayanıklılığına sahip olunması vahyin sağlıklı bir şekilde ulaşması için gerekli görünmektedir. Bu doğrultuda vahiy gelmeden önce Hz. Muhammed'in Hira mağarasına giderek bir nevi inzivaya çekildiği dönemin, hem psikolojik olarak etrafındaki uyarıcılardan arınmak suretiyle zihnin ve hislerin berraklaşması hem de mağaraya gidiş gelişlerde sarfedilen bedensel çabanın egzersiz mahiyetinde bedenin güçlenmesine zemin kurması açısından bir hazırlanma süreci olduğu düşünülebilir.
İslam açısından vahiy insanın talebiyle elde edebileceği bir bilgi veya haber değildir. Vahyi alabilecek kişiler vahyin sahibi tarafından seçilmektedir. Bu seçim seçilen kişinin niteliklerini de gündeme getirmektedir. Buna göre Hz. Muhammed özelinde bakıldığında peygamberlik öncesi dönemde onun güvenilir bir kişi olarak tanımlanması, peygamberlik görevini yerine getirebilmek için karakter gelişiminin olumlu yönde tamamlanmasının önemine işaret etmektedir. Zira toplumun bilgi ve değer anlayışından farklı bir bilgi ve değer sisteminin ortaya konulması öncelikle bunu ortaya koyan kişinin güvenilirliğini sorgulatacaktır. Nitekim eğitimde iletişim açısından bakıldığında mesajı aktaran kişi yani kanal güvenilir kabul edilmiyorsa mesajın alıcıya ulaşması mümkün gözükmemektedir. O sebeple iletişimin sağlıklı olması öncelikle kaynağın güvenilir olmasına bağlıdır ki Hz. Muhammed'in bu yöndeki ünü tebliğ görevine hazırlık açısından değerlendirilebilir.
İkincisi, Hz. Muhammed'in peygamber olarak eğitimle bağı ve eğitilmesidir ki tebliğ ettiği ilk âyetlerde bu husus kendini göstermektedir. Zira kendisine peygamberlik görevinin verildiği Alak sûresinin ilk beş âyetine bakıldığında onların eğitimle doğrudan alakalı oldukları görülmektedir. Buna göre öncelikli olarak "ikra" (اِقْرَأْ) emrinin verildiği dikkat çekmektedir. "Okumak, çağırmak, davet etmek" gibi anlamlar ihtiva eden kelimenin okumayı emrettiği genel kabul görmekle birlikte "davet etmek, çağırmak" anlamını taşıdığı, dolayısıyla okumanın değil davetin öne çıkarıldığı da iddia edilmektedir. Kelimenin anlamı itibariyle her iki mânayı da birlikte içerdiğini söylemek mümkündür. Zira bir mesaja davet etmek, çağırmak ve hatta uyarmak için öncelikle o mesajın davet eden tarafından bilinmesi, anlaşılması gerekir ki bu okumayı da kapsayan bir eğitimi gerekli kılmaktadır. Âyetin devamında Allah'ın adıyla okunması/çağırılması istenmekle, Kur'an açısından eğitimin başlangıç ve bitiş noktasına işaret edildiği söylenebilir. Buna göre bilgi de dahil her şeyin kaynağı olarak belirtilen Allah'ı anlamaya başlamak ve bunu başardıkça O'na yönelip bağlanmak hedeftir. Ayrıca bu husus yapılacak her şeyin Allah rızasını gözeterek yapılması gerektiğini, bir başka ifadeyle İslam ahlakının esasının Allah rızası olduğunu, her türlü tasarrufun bu doğrultuda şekillenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır ki bu ilke aynı zamanda İslam'ın en temel esası olan tevhit inancının hayata geçirilmesi anlamına gelmektedir. Bir sonraki âyette insanın okumaya ve anlamaya nereden başlayacağına dair yönlendirme yapıldığını söylemek mümkündür. Buna göre Allah'ın insanı bir kan pıhtısından yarattığına dikkat çekilmesi ve bir önceki âyette de "Yaratan rabbinin adıyla oku!" denilmesi, insanın yaratılışı incelemesine, hem kendini hem de rabbini anlamaya yaratılış kanunlarından başlamasına işaret etmektedir. Devam eden âyetlerde Allah tarafından insana kalemle yazmanın öğretildiğinin vurgulanması, yazının bilginin kalıcılığındaki ve muhafaza edilmesindeki yerini ve önemini düşündürmekte, eğitimin önemli bir unsurunu dikkate sunmaktadır. Son olarak yine Allah'ın insana bilmediklerini öğrettiğine vurgu yapılması eğitimin hedeflerinden birinin bilinmeyeni keşfetmek, anlamak ve anlatmak olması gerektiğine bir işaret olarak değerlendirilebilir. Böylelikle ilk âyetler bilgi, yöntem ve hedef açısından eğitimle doğrudan ilgili görünmektedir.
Kur'an-ı Kerim'e bakıldığında, Hz. Muhammed'in bir peygamber ve dolayısıyla bir eğitimci olarak görevlendirilmesinden sonra dahi bir öğrenci olarak eğitim sürecinin devam ettiği görülebilir. Nitekim kaynaklarda Hz. Muhammed'in kendisini Allah'ın tedip ettiğini ve bunu da en güzel biçimde yaptığını belirttiği yer almaktadır (Süyûtî, 1990: I, 25; Aclûnî, 1352: I, 70). Farklı rivayetlerde kendisine güzel ahlakın da emredildiğini ifade eden Hz. Muhammed'in güzel ahlaka dair niteliklerinin yanında fesahatinin yani dilinin açık ve net oluşunun, kültürünün, üslubunun yani edebî özelliklerinin de bu yönüyle ilgisi olduğu düşünülmektedir. Nitekim Arapça'nın farklı lehçelerini bilmesinin, okuma yazma bilmemesine rağmen kelimeleri ve harfleri tanımasının, bazı kelimelerin nasıl yazılması gerektiğine dair yönlendirmelerde bulunmasının da bu eğitimin bir parçası olduğunu kabul edenler bulunmaktadır.
Hz. Muhammed'in görevi çerçevesinde eğitime yönelik âyetlere bakıldığında bunların çeşitli konularla ilgili olduğu görülmektedir. Bunun en önemli örneklerinden biri, ilk inen âyetlerde yaratılışa yapılan atfın bir başka boyutu olarak eğitimde fıtratı yani insanın üzerine yaratıldığı yaratılış kanununu dikkate alması gerektiğine dair verilen uyarıdır. Dinin de bunu esas aldığını belirten âyet, eğitimin başarısı için yaratılış esaslarının ve bunlara bağlı amaçların gözetilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu da eğitimin öznesi olarak insanın doğasının tanınması zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. Eğitime tâbi olacak bütün canlılar için bu durum geçerlidir: "Sen yüzünü hanîf olarak (batıldan uzak, doğru hedefe yönelmiş biçimde) dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bunu bilmezler" (Rûm 30/30). Hz. Muhammed'den nakledilen bir hadis de bu durumu, her insanın fıtrat üzere doğduğu ancak ailesinin onu farklı dinin mensubu olarak yetiştirdiği şeklinde ifade ederek tevhide ve İslam'ın getirdiği esaslara inanmanın insanın yaratılışı gereği olduğunu, bunun dışındaki inanç sistemlerinin insan fıtratına uygun düşmediğini vurgulamaktadır (Buhârî, "Cenâiz", 79, 92; Müslim, "Kader", 22-25).
Kur'an-ı Kerim'de duanın Hz. Muhammed'in eğitim alanlarından biri olduğu söylenebilir. Mesela "'Allah izin verirse' demeden hiçbir şey için, 'Şu işi yarın yapacağım' deme! Unuttuğun takdirde rabbini an ve 'Umarım rabbim bana, doğruya bundan daha yakın yolu gösterir' de!" (Kehf 18/23-24) âyeti, duayı nasıl etmesi gerektiğine dair verilen eğitimin bir örneği olarak gösterilebilir. Buna göre bir işin gerçekleşmesine yönelik Allah'ın dilemesinin dikkate alınması, alınabilecek tedbirlerin yanında görünmeyen ihtimallerin beklenen sonuçları değiştirebileceğinin farkında olunması ve tedbirli bakılması anlamına da gelmektedir. Yine yapılacak işin hayra yönelik olması için edilecek dua, işin niteliğine de önem verilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu hususları duanın fiilî boyutu açısından din eğitiminde dikkate alınması gereken ilkeler olarak ifade etmek mümkündür.
Diğer eğitim konuları arasında kendisine soru soran insanları önemli veya önemsiz gibi görüp ayırım yapmaması ve her öğrenmek isteyene olumlu yaklaşması (Abese 80/1-10), helal olanı, başkalarını hoşnut etmek için haram kılmaması (Tahrîm 66/1-5), insanların yargılamalarından çekinerek doğruyu söylemekten çekinmemesi ve sadece Allah'tan korkması (Ahzâb 33/37), insanlara yumuşak başlılıkla ve tatlı dille yaklaşması (Âl-i İmrân 3/159), insanları Allah'ın yoluna güzel öğüt ve hikmetle çağırması ve onlarla en güzel biçimde tartışması (Nahl 16/125) gibi tutum, davranış ve yönteme yönelik hususların yer aldığı görülmektedir. Ayrıca eğitimin bilgi boyutu açısından doğru bilginin elde edilmesi ve rehber alınmasına yönelik konular arasında da zan ile hareket edilmemesi (Hucurât 49/12), hakkında bilgi sahibi olmadığı konularda konuşmaması, fikir beyan etmemesi (İsrâ 17/36) ve ilminin arttırılması için dua etmesinin istenmesi (Tâhâ 20/113-114) gibi uyarı ve yönlendirmeler dikkati çekmektedir. Buna göre Kur'an-ı Kerim'de Hz. Muhammed'in peygamberlik süresi boyunca da gerek bilgiye yaklaşım gerekse iletişim üslubu ve eğitim yöntemleri açısından eğitime tâbi tutulduğunu söylemek mümkündür. Bunların yanında bir işi bitirdiğinde hemen başka bir işe başlamasına yönelik uyarı (İnşirah 94/7) eğitimde zaman yönetimi ve çalışkanlık değerinin aktarılması açısından değerlendirilebilir.
Söz konusu eğitimin neticesini ise yine Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle Hz. Muhammed'in insanlar için güzel örnekler barındıran güzel ahlakı olarak belirtmek mümkündür (Kalem 68/4). Bir başka ifadeyle bu eğitimin temel amacı güzel ahlakı tesis etmektir. Nitekim kaynaklara göre Hz. Muhammed de peygamberlik görevi çerçevesinde aslî vazifelerinden birinin güzel ahlakı tamamlamak olduğunu belirtmiştir (İbn Mâce, "Mukaddime", 17, nr. 229). Bu ahlakın tesisi ise öncelikle eğitim sürecine zemin teşkil eden bilginin doğruluğuna, kullanılan yöntemlerin insanın tabiatına uygunluğuna bağlı olarak mümkün gözükmektedir. Bunun yanında müslümanların geneline hitap eden ve hakikatin hafife alındığı ortamlardan uzaklaşmayı, ortamdaki insanlara benzememek adına emreden âyet de (Nisâ 4/140), çevrenin ahlakî gelişim üzerindeki etkisine ve eğitimde çevre unsurunun dikkate alınması ve eğitime uygun olmayan ortamlardan uzaklaşılması gerektiğine işaret etmektedir.
Hz. Muhammed'in ahlakını tanımlayan en önemli kavramlardan biri ihsandır. "Allah'ı görür gibi yaşamayı" ifade eden ihsan bu şuurun neticesinde her işi en iyi biçimde yapmayı da beraberinde getirir. Nitekim Hz. Peygamber bu hususa hem kendi hayatında dikkat etmiş hem de ashabının dikkat etmesine önem vermiştir. Bunun en önemli örneklerinden biri, vefat eden oğlu İbrâhim'in mezarını kazan sahabeyi, mezarda delik bıraktığı için uyarması ve düzelttirmesidir. Bu deliğin herhangi bir zararının olmadığını söyleyen sahabeye ise Allah'ın kullarının işlerini güzel yapmalarını istediğini belirterek Allah inancının ihsan ahlakını doğurması gerektiğine işaret etmiştir (İbn Mâce, "Cenâiz", 41-42; Ebû Dâvûd, "Cenâiz", 63).
Bir peygamber ve dolayısıyla bir muallim, eğitimci olarak Hz. Muhammed'e Kur'an-ı Kerim'de verilen görevler genel olarak tebliğ ile vahyin eksiksiz olarak insanlara ulaştırılmasını ve duyurulmasını (Mâide 5/67), tilavet ile muhatap olunanlara Allah'ın âyetlerinin okunmasını, talim ile hayata aktararak öğretilmesini, tebyin ile açıklanmasını ve tezkiye ile onların maddi ve manevi her türlü kirden arındırılmasını (Bakara 2/151; Âl-i İmrân 3/164; Nahl 16/44) kapsamaktadır.
Hz. Muhammed'in peygamberlik görevi çerçevesinde bir eğitimci olarak esas aldığı bazı eğitim ilkelerinden bahsetmek mümkündür. Bunların en önemlilerinden biri eğitimde bireysel farklılıkları dikkate almasıdır. Buna göre iletmekle yükümlü olduğu mesajı muhatabının özelliklerini dikkate alarak biçimlendirdiği; kişinin anlayışını ve kültürel düzeyini göz önünde bulundurarak anlayacağı biçimde, ihtiyacına karşılık gelecek şekilde aktardığı bilinmektedir. İslam'ı kimine İslam'ın beş şartı çerçevesinde kimine ise en hayırlı amel bağlamında selam vermek, yemek yedirmek, sılayırahim, vaktinde kılınan namaz gibi hususlarla izah etmesi, muhatabının seviyesini dikkate aldığına işaret etmektedir (Buhârî, "Îmân", 6; "Hac", 4; Müslim, "Îmân", 14, 36). Nitekim o insanları, ilmi ve hidayeti kabul edebilmeleri açısından da şu şekilde sınıflandırmaktadır: "Allah'ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim, (farklı yapılardaki) topraklara düşen bol yağmura benzer. Bunlardan bazıları temizdir, suyu alır, bol bitki ve ot yetiştirir. Bazıları kuraktır, suyu (yüzeyinde) tutar. Bu sudan insanlar yararlanır hem kendileri içerler hem de (hayvanlarını) sularlar ve ziraat yaparlar. Diğer bir toprak çeşidi de vardır ki dümdüzdür. (Ona da yağmur düşer ama) o ne su tutar ne de bitki yetiştirir. Allah'ın dinini inceden inceye kavrayan, Allah'ın beni kendisiyle gönderdiğinden (hidayet ve ilimden) faydalanan, öğrenen ve öğreten kimse ile (bunları duyduğu vakit kibrinden) başını bile kaldırmayan ve kendisiyle gönderildiğim Allah'ın hidayetini kabul etmeyen kimsenin misali işte böyledir" (Buhârî, "İlim", 20). Yine o, insanlara akıllarının anlayacağı biçimde hitap edilmesini de önemle tavsiye etmektedir (Müslim, "Mukaddime", 3).
Hz. Muhammed'in eğitim sürecinde esas aldığı bir diğer ilke de tedrîcîlik yani aşamalı yaklaşımdır. Kur'an'ın yirmi üç senede inmesi itibariyle onun eğitimi açısından da bu esasın söz konusu olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla aynı esası kendisi de dikkate almış görünmektedir. Buna göre belli ön kabulleri ve yargıları olan bir toplumu eğitmek üzere bazı hususların hayata aşama aşama geçirildiği görülmektedir. Bunun en önemli örneklerinden biri bilginin aktarılmasıdır. Kaynaklarda rivayet edildiği üzere insanlara Kur'an'ı öğretmeden önce imanı öğretmiştir. Yine İslam'ı anlatması için farklı beldelere öğretmen olarak gönderdiği Muaz b. Cebel'e de önce tevhidi sonra kendisinin peygamberliğini, namazı ve zekâtı anlatmasını tavsiye etmiştir. Dolayısıyla bilgi ve değer aktarımında tedrîcîlik onun eğitim esasları arasında önemli bir yere sahiptir denilebilir.
Kaynaklara göre Hz. Peygamber eğitimde zamanlama ilkesine de dikkat etmiş, öğretmek istediklerine uygun düşen durumları öğretimine zemin kurarak bağlantılı bir biçimde anlatmak istediği hususları anlatmıştır. Çocuğunu kaybeden ve bulduğunda sevinçle kucaklayan bir kadını gördüklerinde Allah'ın kullarına olan sevgisini ve şefkatini bu örnek üzerinden ashabına açıklaması, bu ilkeye önemli bir örnektir (Buhârî, "Edeb", 18; Müslim, "Tevbe", 4).
Hz. Peygamber'in eğitim esaslarından biri de eğitimde somuttan soyuta ilkesini gözetmesidir. Bu doğrultuda bazı soyut kavramları somut örnekler ve şekiller üzerinden aktardığı bilinmektedir. Allah'ın yolunu tarif ederken düz bir çizgi çizmesi, bâtıl yolları ise bu düz çizginin sağında veya solunda yer alan farklı çizgilerle ifade etmesi bu hususa örnektir (İbn Mâce, "Mukaddime", 1).
Sevgi ilkesi ise onun eğitim ilkeleri arasında en önemli ve en dikkat çekenlerinden biri olarak ifade edilebilir. Zira onun vazettiği en temel hususlardan biri, hakiki ve karşılıklı sevgi olmadan imanın da gerçekleşmeyeceğidir (Müslim, "Îmân", 93-94; Tirmizî, "Et'ime", 45; İbn Mâce, "Mukaddime", 9). Onun da ashabına olan sevgisini hem söz hem de davranışla belirttiğine dair rivayetler dikkate alındığında bu durumun bir eğitimcinin sevgi ile yaklaşmasının eğitimdeki önemine örnek teşkil ettiği söylenebilir. Nitekim tebessümün bir sadaka olduğuna ve selamın toplum arasında yayılması gerektiğine dair vurguları da bu ilkenin hayata geçirilmesine yönelik olarak değerlendirilebilir.
Söz konusu ilkeler çerçevesinde Hz. Peygamber'in eğitim sürecinde uyguladığı bazı yöntemlerden de bahsetmek mümkündür. Bunların başında anlatım gelmektedir. Onun bu metodu uygularken anlaşılır olmaya, sözü uzatmadan ve abartmadan konuşmaya dikkat ettiği ve aksini yapmayı eleştirdiği kaydedilmektedir (Ebû Dâvûd, "Edeb", 94, 95; Buhârî, "Cihâd", 122). Anlatımı etkin kılmak üzere vücut dilini ve odaklanmayı sağlamak üzere fiziksel imkânları da gereği gibi kullandığı belirtilmektedir.
Soru-cevap yöntemi de hem sorulan sorulara cevap vermek hem de bazan soruya soruyla karşılık verip düşündürmek ya da anlatmak istediği konuya dair hazırlayıcı sorular sormak şeklinde kullandığı bir yöntem olarak kaynaklarda geçmektedir (Müslim, "Îmân", 355; "Birr", 50; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 203).
Hz. Muhammed'in kullandığı diğer yöntemler arasında özendirme ve sakındırma, öğüt verme, kıssa anlatma, örnek getirme ve bizzat yaşayarak güzel örnek olma gibi metotlar da yer almaktadır. Özellikle yaşayarak örnek olma yöntemi onun tebliğ faaliyetinin en önemli yöntemlerinden biri olarak kabul edilmekte, günümüzde de din eğitimi sahasında örnek verilmektedir.
Türk kültüründe Hz. Muhammed'in eğitimci kimliğinin, bilhassa kullandığı yöntemlere atıfla "nebevî usul" olarak ifade edildiği söylenebilir. Onun güzel ahlaka örnek teşkil eden şahsî özellikleri gerek örgün gerekse yaygın din eğitimi sahasında geçmişten günümüze örnek insan modeli olarak tasvir edilmiştir. Aynı zamanda naat ve siyer-i nebî gibi edebî eserlerin oluşumuna etki etmiş ve bu eserlerde de ahlakî özelliklerine temas edilmiştir. Konuyla ilgili akademik çalışmalar ise Hz. Muhammed'in daha ziyade eğitimci kimliğine yöneliktir. Bu kimlik hem aile ve toplum içerisindeki rolleri hem de toplumun farklı kesimleriyle iletişimi çerçevesinde ele alınmaktadır. Bunun yanında uyguladığı eğitim yöntemleri de araştırma konusu olmaktadır.
Aclûnî, İsmâil b. Muhammed. Keşfü’l-Hafâ’ ve Müzîlü’l-İlbâs. C. I, Beyrut 1352.
Apaydın, Mehmet. Siyer Kronolojisi. İstanbul 2013.
Ahmed Çelebi. İslâm’da Eğitim Öğretim Tarihi. çev. A. Yardım. İstanbul 1998.
Bayraklı, Bayraktar. Kur’an’da Hz. Peygamber. İstanbul 2008.
a.mlf. İslâm’da Eğitim. İstanbul 2012.
Ebû Gudde, Abdulfettâh. Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed ve Öğretim Metotları. çev. E. Yıldırım. İstanbul 2012.
Fayda, Mustafa. “Muhammed”. DİA. 2020, XXX, 406-421.
Gürel, Ramazan. “Hz. Peygamber’in (S.A.) Eğitim-Öğretim Modelinde Belli Başlı İlke ve Metotlar”. Yakın Doğu Üniversitesi İslam Tetkikleri Merkezi Dergisi. 1/2 (2015), s. 115-134.
Gürer, Banu. “Hz. Peygamber’den Cumhuriyet Dönemine İslam Din Eğitimi”. Din Eğitimi. ed. H. Dam. İstanbul 2018, s. 49-65.
Hamidullah, Muhammed. İslâm Peygamberi. çev. S. Tuğ. I-II, İstanbul 1993.
Hasan, H. İbrahim. Siyasi-Dini-Kültürel-Sosyal İslâm Tarihi. çev. İ. Yiğit – S. Gümüş. C. I-II, İstanbul 1987.
Hitti, Philip K. Siyasi ve Kültürel İslâm Tarihi. çev. S. Tuğ. I-IV, İstanbul 1980-81.
İbn Mâce. es-Sünen. İstanbul 1988.
Sarıçam, İbrahim. Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı. Ankara 2002.
Şen, Ziya. “Kur’an’da Ümmî Kavramı ve Hz. Peygamber’in Ümmîliği”. İslâmî İlimler Dergisi. sy. 2 (2006), s. 203-218.
Süyûtî. el-Câmiu’s-Sağîr. I-II, Beyrut 1990.
Zengin, Zeki Salih. “Başlangıçtan Cumhuriyet Dönemine Din Eğitimi”. Din Eğitimi. ed. M. Köylü – N. Altaş. Ankara 2012, s. 17-39.
Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/muhammed-hz-sav
Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.
Son peygamber.