A

ÜNİVERSİTE REFORMU (1933)

Üniversiteler için yeni bir dönem başlatan kanun ile anılan reform.

  • ÜNİVERSİTE REFORMU (1933)
    • Alim ARLI
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 23.10.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/universite-reformu-1933
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    ÜNİVERSİTE REFORMU (1933)
ÜNİVERSİTE REFORMU (1933)

Üniversiteler için yeni bir dönem başlatan kanun ile anılan reform.

  • ÜNİVERSİTE REFORMU (1933)
    • Alim ARLI
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 23.10.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/universite-reformu-1933
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    ÜNİVERSİTE REFORMU (1933)

Modern, bir yükseköğretim kurumu olarak 1863 yılında açılan Osmanlı Dârülfünunu birçok defa açılıp-kapanma ve köklü tasfiyelerle kendine özgü bir gelişim göstermiş, farklı tarihlerde reform ve tensikata uğramıştır (bk. Dârülfünun). Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra ise İstanbul Dârulfünunu'nda yeni ve daha radikal bir ıslah ve tenkisat tartışmaları başlamıştır. 1926 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki malî yıl görüşmeleri sırasında da kurumun işlevleri ve yararı hakkında sert eleştiriler yapılmıştır. Maarif Vekili Mustafa Necati Bey bu görüşmeler esnasında konunun ciddiyet içinde ele alınmasının gereğini işaret ederek kurumu savunan bir konuşma yapmıştır. Ancak Cumhuriyet'in kuruluşundaki olumlu ortamda Dârülfünun'a verilen kapsamlı özerkliğin üzerinden fazla vakit geçmeden durum değişmeye başlamıştır. Hükümetin Dârülfünun'dan yeni Cumhuriyet'in yaptığı inkılaplara çok daha güçlü destek vermesi yönündeki beklentileri tam anlamıyla gerçekleşmeyince bu olumlu iklim hızla değişmiştir. Öğretim üyeleri Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte elde ettikleri özerklikten memnun olurken, yeni devlet de Dârülfünun'dan inkılaplar yoluyla yeni bir ulus kimliği inşasına güçlü şekilde katkı sağlaması beklentisini çeşitli şekillerde ortaya koymuştur. Bu beklentilerin karşılandığı hallerde olumlu seyreden ilişkiler, bir katkı gelmeyen durumlarda ise gazete ve dergilerde kuruma karşı artan bir muhalefet şeklinde gerçeklemiştir.

Dârülfünun eminliği (rektörlük) için 17 Ekim 1930 tarihinde yapılan seçimler sırasında öğretim üyeleri arasında yaşanan bölünme ve tartışmalar ıslah talebinin iyice hararetlenmesine yol açmıştır. Mevcut emin Neşat Ömer Bey'in tekrar seçilmesine karşı gazetelerde çıkan yazılar, fakülteler arasındaki görüş ayrılıkları seçim sürecine yansımış ve gazetelerde bu durum kurumun yetersizliklerinin bir göstergesi gibi işlenmiştir. Bu süreçte tekrar emin seçilmeyeceğini anlayan Neşat Ömer Bey'in Ankara'da üst düzey hükümet mensuplarıyla görüşmelerinde Dârülfünun özerkliğinin kaldırılması da dahil olmak üzere yaptığı bazı ıslahat önerileri İsmet İnönü tarafından reddedilmiştir. İsmet İnönü kurumun özerkliğinin gerekliliğini savunurken emin adayının özerkliğin azaltılması yönündeki önerisi arasındaki çelişki, kurumun kamuoyunda yükselen tartışmalar karşısında yaşadığı gelgitlere ve düşünsel kırılganlıklara anlamlı bir örnek olmuştur. Eminlik seçiminde Edebiyat ve İlahiyat fakülteleri ile diğer fakültelerin kutuplaşması ve gazetelerde seçimlere dair haberlerin dili, kurumu politik tartışmalarda belirgin bir odak noktasına dönüştürmüştür. Islah yapılmasına yönelik artan baskı kurumu da bu konuda inisiyatif almaya zorlamıştır. 1930'ların başında bir komisyon kurularak ıslah çalışmaları için bir çerçeve hazırlanmış ancak yasa teklifi şeklinde yapıldığı anlaşılan bu proje de hayata geçmemiştir. 1930'ların başında kültürel ve bilimsel alandaki inkılap girişimlerinin artması Dârülfünun konusunu da keskin bir şekilde ulusal gündeme oturtmuştur. Bu süreçte Dârülfünun'un kapatılmasına yönelik düşünceler de daha yüksek sesle dile getirilmeye başlanmış, karşısında ise ıslahı savunan görüşler için tenkisat dahil olmak üzere farklı yöntemler daha fazla zikredilir hale gelmiştir. Yapılacak bir ıslah çalışmasında dikkate alınacak bir rapor yazımı için yabancı bir uzmanın davet edilmesine ilişkin talepler de somutluk kazanmıştır.

1931 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki Dârülfünun bütçesi görüşmelerinde kurumun halihazırdaki durumu hakkında bir rapor yazmak üzere yabancı bir uzman için tahsis edilen 10.000 liralık bir ödenek bütçeye eklenmiştir. Bu uzmanın kim olması gerektiğinin tespiti için yapılan tartışmalar neticesinde İsviçreli akademisyen A. Malche'ın davet edilmesi kararlaştırılmıştır. 16 Ocak 1932 tarihinde İstanbul'a gelişinden sekiz gün sonra göreve başlayarak kurumu incelemeye başlamıştır. Akademisyenlerle birebir görüşmeler yaparak, kendisine sunulan çeşitli bilgi ve belgeleri alarak ve hazırladığı bir anketi öğretim üyelerine dağıtarak raporunu yazmış ve 1 Haziran 1932'de hükümet yetkililerine teslim ederek verilen ilk görevini tamamlamıştır. Fransızca kaleme alınan ve sadece en üst düzey devlet yetkilileri tarafından değerlendirilen bu raporun ılımlı reform önerileri hükümet yetkililerinin zihnindeki daha radikal bir değişiklik yapma görüşüyle tam olarak örtüşmemiştir.

2 Mayıs 1933 tarihinde A. Malche tekrar Türkiye'ye gelmiş ve Dârülfünun Islahat Komitesi'ne danışmanlık yapmıştır. Aynı yılın yaz aylarında Dârülfünun'un kapatılması ve yerine İstanbul Üniversitesi'nin kurulması esnasında da Türkiye'de bulunmuş, komisyonlarda çalışmış ve Alman bilim insanlarının istihdam sürecine şahitlik ettikten sonra 4 Nisan 1934'te ülkesine dönmüştür. Malche raporu temelde mevcut Dârülfünun ıslahını tavsiye eden bir rapordur. Ancak 1933 başlarında gittikçe artan tartışma ortamında Dârülfünun'un kapatılacağı fısıltı şeklinde yayılmış ve kurumda büyük bir huzursuzluk ortaya çıkmıştır. Malche raporu bu süreçte yöneticiler için yapılacak yeni kanuna bir girdi olarak görülmüş ve raporda da dile getirilen çeşitli tespit ve eleştiriler hükümetin yükseköğretim alanında yapmak istediği değişiklik için gazetelerde de sıklıkla kullanılmıştır. Bazı çelişkili tespit ve iddialarına sonradan araştırmacılar tarafından işaret edilmekle beraber, rapor hassas bir dille kaleme alınmıştır ve dikkatli öneriler içerir. Ancak nihaî olarak 31 Mayıs 1933 tarihli İstanbul Dârülfünunu'nun İlgasına Âmir Kanun hükümetin ıslahtan ziyade bir inkılap yapma düşüncesini de içerecek bir zemin üzerinde gerçekleşmiştir. Bu kanunun çıkarılmasına giden süreçte siyasetçiler, aydınlar, üniversite hocaları ve gazeteciler arasında yapılan tartışmalar raporun içeriğini aşan bağlamlarda gerçekleşmiştir.

A. Malche raporunda, Dârülfünun ile ilgili konu başlıklarını sınıflandırarak durum tespitleri ve bazı ıslah önerileri sunmuştur. Malche, Dârülfünun müderrislerinin maaşlarının ortaöğretimdeki öğretmenlere çok yakın olduğunu ve maaşların iyileştirilmesi gerektiğini, profesörlerin bilimsel yayınlarının azlığını, Türkçe'de bilimsel yayın yetersizliğini ve yabancı dil bilgisi eksikliği sebebiyle öğrencilerin bilimdeki gelişmeleri takip edemediklerini, savaş kuşağı öğrencilerinin yaşadıkları akademik zorluklardan kaynaklanan sorunları, ortaöğretimdeki öğrenci sayılarının azlığını ve üniversiteye devam edenler arasında önemli düzey farklılıklarının olduğunu, öğrencilerin çok önemli bir kısmının ise derslere devam etmediğini ve çok azının mezun olabildiğini belirtmiştir. Üniversite özerkliği konusunda ise Malche ilmî özerkliğin korunmasını ancak idarî ve malî özerklikte hükümet gözetimi lehinde bir değişiklik yapılmasını öneren orta yolcu bir tutum benimsemiştir. Bu görüşlerin ne kadarında ülkedeki siyasî tartışma ortamından etkilenildiği belirsiz olsa da özerklik tartışmaları için önemlidir. Maarif Vekâleti'ne önemli yetkiler verilmesini öneren rapor, ayrıca her fakültede ders verecek müderrislerin tayin edildiği kürsü sayılarının kanunla belirlenmesini (ayrıntılı olarak bu kürsüleri tanımlar) ve geçici süreli olarak ikinci kürsü açılması için de bakanlığın onayının alınmasını önermiştir. Eğitim öğretimde ders yöntemlerinin geliştirilmesini, sınavların yöntem ve uygulama bilgilerini ölçecek şekilde düzenlenmesini ve özellikle dillerin öğretilmesi için çeşitli yeni birimler ihdas edilmesini tavsiye etmiştir. Malche'ın ayrıntılı tespit ve önerilerine genel anlamı itibariyle bakıldığında üniversitelerin gelişimi için belirli bir süre sabırla beklemenin yanı sıra, ıslah için de dikkatli hareket edilmesini vurguladığı görülür.

1932 Malche raporunun yazıldığı ortamda gerçekleşen bazı gelişmeler de Dârülfünun'un kaderinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Kontrollü bir şekilde çok partili yaşama geçiş denemesi sırasında liberal eğilimli Dârülfünun eski emininin Serbest Cumhuriyet Fırkası tarafında yer alması, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'nin kuruluşu sırasında yeni bir tarih tezi geliştirilmesi çalışmalarına Dârülfünun'dan bazı hocaların yaptıkları itirazlar, hükümetin gayriresmî yayını olarak görülebilecek Kadro dergisinde bir Osmanlı kurumu olarak Dârülfünun'un ömrünü tamamladığına yönelik çok sert polemik yazıları da bunlar arasında zikredilebilir. Maarif Vekili Reşid Galip Bey'in öncülük ettiği ve Dârülfünun'un kapatılıp yerine yeni bir üniversite kurulmasını savunan görüş 1933'ün ortasından itibaren hızla öne çıkmış ve nihayet 31 Mayıs 1933 tarihli ve 2252 sayılı yasa ile Dârülfünun kapatılmış, kuruma bağlı bütün teşkilat yapısı ve kadrolar 31 Temmuz 1933'te ilga edilmiştir. 1 Ağustos 1933'te yeni kanun ile İstanbul Üniversitesi kurulur. Yeni kadroya 151 müderris, muallim ve müderris muavininden yalnız elli dokuz kişi alınmıştır. Tasfiyenin toplam bilançosuna bakıldığında 150 öğretim elemanından (müderris, muallim, müderris muavini ve muallim muavini) seksen dokuz'u tasfiye edilmiştir (genel oran %59; müderrisler arasında tasfiye oranı %69'dur). Bunların dışında yetmiş üç asistanın tamamı kadro dışı kalmıştır. Kadro dışı kalan hocalar arasında Tıp Fakültesi'nden Ziya Nuri Paşa, Hamdi Suat Aknar, Esat Paşa, Besim Ömer; Fen Fakültesi'nden Ömer Şevket, Fatin Gökmen; Hukuk Fakültesi'nden Muslihiddin Adil Taylan, Ahmet Reşit Turangil, Ahmet Ağaoğlu; Edebiyat Fakültesi'nden İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, Ömer Ferit Kam, Ahmet Refik Altınay, Ali Muzaffer Göker, Avram Galanti, Ali Ekrem Bolayır, Ahmet Naim Babanzade ve İlahiyat Fakültesi'nden Hüseyin Avni Karamehmetoğlu gibi alanında başarılı ve meşhur isimler yer almaktadır. İstanbul Üniversitesi yeni kadrolarının bir kısmını Dârülfünun'dan, bir kısmını Almanya'dan gelen mülteci öğretim elemanlarından, diğer kısmını ise yurt dışından dönen genç Türk bilim insanlarından temin etmiştir.

Kapatma sırasında yapılan akademik kadro tasfiyesinin niçin, hangi ölçütlere göre, ne tür beklentiler dahilinde yapıldığı konusu uzun yıllar tartışılmıştır. Bu süreçte tasfiyenin mimarı Reşit Galip'in de ifade ettiği gibi, "ilimden (ehliyetten) ziyade idealistlik" (siyasî ve ideolojik tavır) baskın olmuştur. İçlerinde dönemin önde gelen bazı entelektüellerinin de olduğu bu tasfiye hareketiyle birlikte on yıla yakın bir süre devam eden Dârülfünun ıslahı tartışması kapanmış ve üniversite bir yükseköğretim kurumu olarak Cumhuriyet'in benimsediği yeni anlayış çerçevesinde kanunen ve ismen yeniden tanımlanmıştır. 1924 yılında Dârülfünun'a verilen akademik, idarî ve malî özerklik 1933 yasasında yeniden tanımlanmış ve hükümetin üniversitenin işleyişi üzerindeki etkinliği bu alanların tamamında artmıştır.

Kapatılan Dârülfünun yerine kurulan İstanbul Üniversitesi ile ilgili meclis görüşmelerinde Maarif Vekili Reşid Galip konuşmasında, "Bugün kuruluşu başlayan İstanbul Üniversitesi'nin dünkü İstanbul Dârülfünunu ile hiçbir münasebeti yoktur. Üniversite yeni bir müessesedir. Ananesi kendisi ile başlayacaktır. Müessese Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nce öztürkçe münasip bir ad bulununcaya kadar üniversite adını taşıyacaktır" (Hirş, 1950: 315) der. Fakat sonradan isimde bir değişiklik yaşanmamış ve üniversite adı Dârülfünun tecrübesinden sonra yeni kurumlarda da kullanılarak yayılmıştır. Ancak ananesinin kendisiyle başlamadığını 1940'lardan sonra kurumun bizzat rektörleri ifade etmiş ve İstanbul Üniversitesi kendini Dârülfünun'un doğal bir uzantısı olarak gördüğü gibi kuruluş tarihini ilerleyen yıllarda 1453'ten başlatmıştır. 1933 Üniversite Reformu Türk yükseköğretiminin önemli üniversite girişimlerinden biri olarak değerlendirilir.

Kaynakça

Arslan, Ali. Darülfünun’dan Üniversiteye. İstanbul 1995.

Aynî, Mehmet Ali. Darülfünun Tarihi. haz. A. Kazancıgil. İstanbul 2007.

Dölen, Emre. Türkiye Üniversite Tarihi 2: Cumhuriyet Döneminde Osmanlı Darülfünunu 1922-1933. İstanbul 2010a.

a.mlf. Türkiye Üniversite Tarihi 3: Darülfünun’dan Üniversiteye Geçiş, Tasfiye ve Yeni Kadrolar. İstanbul 2010b.

Hirş, E. (der.) Dünya Üniversiteleri ve Türkiyede Üniversitelerin Gelişmesi. C. I, İstanbul 1950.

İhsanoğlu, Ekmeleddin. Fenler Evi Dârülfünûn: Müslüman Dünyasının İlk Modern Üniversitesi. İstanbul 2021.

Malche, Albert. İstanbul Üniversitesi Hakkında Rapor. İstanbul 1939.

Saray, Mehmet. İstanbul Üniversitesi Tarihi (1453-1993). İstanbul 1996.

Türkiye’de Üniversite Anlayışının Gelişimi, (1861-1961), ed. N. Kemal Aras, E. Dölen, O. Bahadır, Ankara 2007.

Widmann, Horst. Atatürk ve Üniversite Reformu. çev. A. Kazancıgil – S. Bozkurt. İstanbul 1981.

Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/universite-reformu-1933

Görüş, öneri ve yorumlarınız için tıklayınız.

Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.

ÜNİVERSİTE REFORMU (1933)

Üniversiteler için yeni bir dönem başlatan kanun ile anılan reform.

Önizleme