A

"GARİBNÂME"

XIV. yüzyılda Âşık Paşa tarafından yazılmış, eğitici, dinî, tasavvufî eser.

  • "GARİBNÂME"
    • Kemal YAVUZ
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 14.05.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/garibname
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    "GARİBNÂME"
"GARİBNÂME"

XIV. yüzyılda Âşık Paşa tarafından yazılmış, eğitici, dinî, tasavvufî eser.

  • "GARİBNÂME"
    • Kemal YAVUZ
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 14.05.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/garibname
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    "GARİBNÂME"

Âşık Paşa'nın (ö. 1332) Garibnâme'sinin Kutadgu Bilig, Kitâbu Evsâfı Mesâcidi'ş-şerîfe, Risâletü'n-Nushiye ve Mantıku't-Tayr (Gülşen-nâme) adlı eserlerden sonra Türk edebiyatında yazılmış beşinci mesnevi olduğu kabul edilir. Hiçbir kültür sahasında benzeri ve örneği bulunmayan önemli bir eserdir. Sayılara dayalı özellikle onlu sistem üzerine kurulmuş hendesî bir eserdir. Birlerden başlayarak ona kadar gitmekte her bölümde açılıp kubbeleşerek büyümektedir. Baş bölüm ile on ana bölümden meydana gelir. Her bölümde on kıssa veya hikâyeye yer verilmiş ve her biri bir mesnevi olan toplam yüz kıssadan oluşmuştur. Fakat eserde ele alınıp işlenilen konuların toplamı beş yüz elliyi bulur. Âşık Paşa eserinde kâinatı nasıl okuduğu ve yazdığını öğretici bir dille ele alıp geniş olarak anlatır. Bu hususta da "İlim ve gönül sahiplerinin her birinin, bu fena mülkü terkederken bir yadigâr bırakıp, onunla anıldıklarını gördüm. Ben de bir hatıra bırakıp hatırlanmamı istedim. O Allah adamlarının nasıl bir yol tuttuklarını anlayıp bildim peşlerine düştüm. Sonunda Hakk'ın imdadı yetişti cesaretlendim, hal dilini kalemle ortaya koydum" der. Göklerin ve âlemlerin gözüne ibret olarak göründüğünü, insanoğlunun bile hikmet ve sırlarla dolu olduğunu, böylece bu ibret ve dersleri insandaki şaşılacak gizli hikmetleri bir yere toplayıp temeli on ayrı bölümden oluşan bir kitap yazdığını anlatır. Garibnâme, kâinatı içindeki varlıklarla ele alıp okuma ve sırlarına erme kitabı olarak karşımıza çıkar. Âşık Paşa, Türkçe'ye önem verilmediği bir dönemde eserini milletinin bilmesi ve sırlara ulaşması için Türkçe yazdığını söyler. Bir gramer ve dil fikri ile kitabına başlar, tenkitler getirir. Âdeta Genç Kalemler (1911) dergisindeki dil fikrinin yüzyılllar öncesinden temelini atar.

Garibnâme'de işlenilen bir diğer konu birliktir. Osmanlı Devleti'nin kuruluş halinde olduğu göz önüne alındığında konu ayrı bir değer kazanır. Birlik sayesinde güç ve kuvvet sahibi olunacağı, birliğin yok olduğu yerde dağınıklığın ve güçsüzlüğün ortaya çıkacağı örneklerle ortaya konur. Suların pınardan başlayarak birike birike ırmak haline geldiği birlik sayesinde güçlendiği, dağları aşıp denize yani hedefe vardığı anlatılırken, suların önüne nasıl değirmen kurulduğu da vurgulanır. Değirmenin nasıl olduğu teferruatına kadar anlatılan eserde bir bakıma devrin sanayi hayatı da dile getirilmiş olur. Denizlerden bahsedilirken gemi ve ticaret fikri işlenir. "Gözden giren, elden çıkar" cümlesiyle âdeta bütün mesleklerin özü anlatılmış olur. Garibnâme kâinatın okunması ile ortaya konmuş bir eserdir. Her şeyi işleyenin can olduğu, can olmasa her şeyin boş olduğu belirtilir. Kâinatta can nedir, şehirlerdir; şehirlerde can nedir, binalardır; binalarda can nedir, insandır; insanlarda can nedir, candır; canın da canı vardır, ilimdir; ilmin de canı vardır, akıldır; aklın da canı vardır, aşktır; aşkın da canı vardır, canlar canıdır, bu can insanı Hakk'a ulaştıran candır denilir. Âşık Paşa insan ve kâinata bakışında birçok bakımdan devrin büyük şairi Yunus Emre ile birleşir. Garibnâme'de öğrenim, öğrenme ve Hakk'ın sırlarına ulaşma geniş yer bulur.

Eserde eşyanın ve varlığın durumuna göre anlatım da çeşitlenir; gemi örneğinde olduğu gibi, iki hatta üç boyutlu bir hal alır. Madencilik de ayrı bir konudur. Toprakta madenin keşfinden çıkarılmasına, çeşitli yollardan geçirilerek gümüş, altın vb. madenlerin saf olarak elde edilmesine kadar gidilir. Son şekil olarak para basımı anlatılır. Konu burada da bitmez, para, padişah tuğrasını alınca pazarı da harekete getirir. "Bütün mahlukat paranın kölesidir" diyen Âşık Paşa'da ticaret fikri de vardır. Yine kandil ve kandilin kısımları yağdan, fitilden ışığa kadar anlatılır. Eser, bu konuları manevi yönden ele alarak hemen her konuda geniş ve zengin yorumlara açılır. Garibnâme'de hangi konu işlenirse işlensin gözlem ve düşünce en başta gelen husustur. Olanların akıl sayesinde olduğu belirtilerek akıl, tecessüs ile eşyaya dokunan ve gördüklerini anlama yolunu seçen varlık olarak tanımlanır. Garibnâme, yazarının hayatı boyunca kâinata bakıp düşünerek öğrendiği ve öğrettiği hususları bölüm bölüm, kıssa kıssa yazmasıyla ve ömrünün sonuna doğru bunları tasnif ve tertip etmesiyle ortaya çıkmış bir eserdir. O asıl değerini bir ömrün eseri olmasından alır. Öğüt verir, yol gösterir, doğru imanı anlatır. Âlemlerden, karalardan, denizlerden, yerlerden göklerden, padişahtan köleden, insan olmaktan, cemiyeti ayakta tutan değerlerden, altından gümüşten, paradan pazardan, yemekten içmekten, çocukluktan ve çocuklara ad koymaktan, ömrün kısımlarından, mevsimlerden, aşktan, emniyet ve güven sayesinde huzurdan, alplerden seçilmiş bir ordudan, ilimden, akıldan, sözden, dilden, havadan, ısıdan, ateşten sudan, tarımdan meyveden, bahçe kurmaktan, cevizden, ziyafetten, sofradan, kumaşlardan, kısım kısım insan tabakalarından, kibirden tevazudan, harften, sesten, nefisten; kısaca aklımıza ne gelirse, bütün kâinat Garibnâme'de boy gösterir. İlme büyük yer verilir. İlim "cennete kurulmuş bir merdiven ve göklere uçmak için kanat" olarak belirtilir. Hastalıklar ve tedavi şekilleri yanında insan vücudu ve bunda dışarı açılan kapılar ve vazifeleri Kur'an okuma ve okuma çeşitleri gibi hemen her konu eserde geniş olarak kıssalar halinde anlatılır. Garibnâme hayat dersi veren ve insanı dünyanın ötelerine taşıyan bir eserdir.

Eser 10.613 beyittir. Türk yaşayışını, her yönüyle en geniş şekilde içerir. Türk kültürünün zenginliklerini kendinde toplar. Tertibi ve konuları işleme bakımından bir benzeri bulunmayan eserin Türkçe'si açık ve anlatımı sadedir. Tasavvuf ve nasihat edebiyatımız içinde müstesna bir yeri vardır.

Yer yer peygamberler ve İslam büyüklerinin konu olarak işlenmesi eserin ayrı bir yönüdür. Ayrıca insanın ölüm ötesi hayatını ele alır, saadet ve kutluluk yollarını gösterir.

"Allah adın eytlüm evvel ibtidâ / K'andan oldı ibtidâ vü intihâ // Evvelün ol evvelidür bî-gümân / Âhirün hem âhiridür câvidân // Cümle âlem yog-iken ol var-ıdı / Şöyle eksüksüz ganî cebbâr-ıdı" beyitleri ile başlayan Garibnâme'nin Süleyman Çelebi'nin Vesîletü'n-Necât (Mevlit) adlı eserine kaynaklık yaptığı anlaşılmaktadır. Ayrıca içinde bulundurduğu "Miraçname" ile edebiyatımızda bir öncü ve ilk örnek olarak görülür. Ayrı bir konu olarak aşkı anlatması, hatta bu konuyu bir gazelle açması Türk edebiyatının temellenip şekillenmesindeki tesirini de gösterir. İlim ve mal münakaşasında Hz. Ali'nin verdiği cevapların yanında aşere-yi mübeşşereyi anlatmasıyla sahabe hayatına da yönelir. Bilindiği kadarıyla menkıbe türünün ilk örneğini Hızır aleyhisselamı anlatarak ortaya koyar. İki yüz yirmi sekiz beyit tutan baş bölümünün tevhit, münacat ve naatla başlaması, ardından dört halifenin methinin gelmesi kendisinden önceki Kutadgu Bilig'in tertibini hatırlatır. Bu klasik tertipten sonra asıl esere geçilir. Açıldıkça açılan, genişleyip büyürken nizam ve intizamını koruyan, insanı daha ötelere götüren Garibnâme bir kâinat aynası olarak karşımıza çıkar. Eser, adını da bu şaşırtıcı, orijinal durumundan alır. Ayrıca bu adlandırma onu dünyanın bir gurbet yeri kabul edilmesi düşüncesine de bağlar. Kâinatı gözlemleyerek yazılması eserin hikmet yönünü de gösterir. Bu açıdan bakınca Garibnâme Türk hikmet edebiyatının da başında yer alır. Eserde nefsin insan vücudundaki seyri, çocukluktan hayatın sonuna kadar hangi organları konak edindiği, yaratılışın toprakla başlayıp, bitkilerden insana kadar gelen durumu da anlatılmıştır. Kıssa başlarında ve sonlarında, belki bir tembih olarak tekrara benzeyen beyitlere yer verilmiştir.

Garibnâme'nin ilk nüshaları XV. yüzyıla aittir. 100'e yakın nüshası yurt içinde, bir o kadarı da yurt dışında bulunmakta, gün geçtikçe yeni nüshaları ortaya çıkmaktadır. Eser "fâilâtün fâilâtün fâilün" vezniyle yazılmıştır. İlk defa 1997'de Bedri Noyan tarafından yayımlanmıştır. Kemal Yavuz, Garibnâme üzerindeki çalışmasında Süleymaniye (Laleli, nr. 1752, cilt I-II), Almanya Tübingen Depot der Staatsbibliothek (nr. 1684), Konya İzzet Koyunoğlu (nr. 13634) ve Kayseri Râşid Efendi (nr. 9344) kütüphanelerindeki nüshaları ele almıştır. Böylece eser, transkripsiyonlu ve karşılaştırmalı metni yanında günümüz Türkçe'siyle yayımlanmıştır. Bu çalışma, iki ciltlik Süleymaniye Kütüphanesi nüshasının orijinal metniyle birlikte dört cilt olarak, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yılına armağan edilerek Türk Dil Kurumu tarafından 2000 yılında yayımlanmıştır. Ayrıca eserin yine Süleymaniye Kütüphanesi (Laleli, nr. 1752) nüshasının tıpkıbasımı iki cilt halinde, Türk Dil Kurumu tarafından orijinaline uygun şekilde, şeref (prestij) baskısı olarak 2000 yılında gerçekleştirilmiştir.

Kaynakça

Âşık Paşa. Garib-nâme. haz. Kemal Yavuz. C. I/1, I/2; II/1, II/2, Ankara 2000.

Çelebioğlu, Âmil. Türk Mesnevî Edebiyatı. İstanbul 2018.

Elvan Çelebi. Menâkıbu’l-Kudsiyye Menâsıbi’l-Ünsiyye: Baba İlyas-ı Horasânî ve Sülâlesinin Menkabevî Tarihi. haz. İsmail E. Erünsal – A. Yaşar Ocak. Ankara 1995.

Gölpınarlı, Abdülbâki. “Âşık Paşa’nın Şiirleri”. Türkiyat Mecmuası. 5 (1936), s. 87-100.

Ergun, Sadettin Nüzhet. Türk Şairleri. C. I, İstanbul 1936.

Köprülü, M. Fuad. “Âşık Paşa”. MEB İA. 1965, I, 701-706.

a.mlf. Türk Edebiyatı’nda İlk Mutasavvıflar. haz. Orhan F. Köprülü. Ankara 1976.

Kut, Günay. “Âşık Paşa”. DİA. 1991, IV, 1-3.

Mehmed Tâhir (Bursalı). Osmanlı Müellifleri. C. I, İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1333.

Yavuz, Kemal. “Anadolu’da Başlayan Türk Edebiyatında Görülen İlk Miracnâmeler: Âşık Paşa ve Miracnâmesi”. İlmî Araştırmalar. sy. 8 (1999), s. 247-266.

a.mlf. “Âşık Paşa’nın Dil Üzerine Düşünceleri ve Türkçeye Hizmetleri”. İÜ Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi. 32 (2004), s. 223-244.

a.mlf. “Osmanlı Devleti’nin Kuruluş ve Sonraki Devirlerinde Âşık Paşa’nın Türk Edebiyatının Temellenip Şekillenmesindeki Rolü”. Uluslararası Kuruluşunun 700. Yıl Dönümünde Bütün Yönleriyle Osmanlı Devleti Kongresi (7-9 Nisan 1999). Konya 2000, s. 227-239.

Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/garibname

Görüş, öneri ve yorumlarınız için tıklayınız.

Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.

"GARİBNÂME"

XIV. yüzyılda Âşık Paşa tarafından yazılmış, eğitici, dinî, tasavvufî eser.

Önizleme