A

EBE MEKTEBİ (KIBALE MEKTEBİ)

1842’de açılmış ebe yetiştiren meslekî eğitim kurumu.

  • EBE MEKTEBİ (KIBALE MEKTEBİ)
    • Esma Vildan TÜRKAN
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 30.04.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ebe-mektebi-kibale-mektebi
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    EBE MEKTEBİ (KIBALE MEKTEBİ)
EBE MEKTEBİ (KIBALE MEKTEBİ)

1842’de açılmış ebe yetiştiren meslekî eğitim kurumu.

  • EBE MEKTEBİ (KIBALE MEKTEBİ)
    • Esma Vildan TÜRKAN
    • Web Sitesi: Türk Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 30.04.2026
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ebe-mektebi-kibale-mektebi
    • ISBN ve DOI Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    EBE MEKTEBİ (KIBALE MEKTEBİ)

Osmanlı'da ebelik sadece kadınların iştigal ettiği mesleklerden olup geleneksel biçimde ve usta çırak ilişkisiyle aktarılan bilgiyle icra edilmekteydi. Annelik ve çocuk dünyaya getirmek toplumda kutsal addedildiğinden ebeler toplumda itibar görmüş ve kendilerine bazı ayrıcalıklar tanınmıştır. Osmanlı toplumunda ebelik, "saray ebeleri, kibar ebeleri ve halk ebeleri" olmak üzere üçe ayrılmış olup bunların özellikleri birbirinden farklılık göstermiştir. Saray ebelerinin seçkin bir statüleri ve saray tarafından tahsis edilmiş maaşları vardı. Saray ebeliği anneden kıza yahut yakın kadın akrabaya geçerdi. Saray ebelerinin becerikli, temiz, görgülü olmaları ve sır tutmaları istenirdi. Üst düzey görevlilere hizmet eden kibar ebelerin de sosyal statüleri iyi durumdaydı. Halk ebeleri ise mahalle ebesi diye adlandırılırdı. Her mahallede tanınan tecrübeli bir yahut birden fazla ebe olur, onların yaşlı, görmüş geçirmiş olanları tercih edilirdi. Halk ebeleri, nakdî ücretten ziyade bahşiş ve hediye alırlardı.

XIX. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı kamuoyunda, nüfus oranları doğum esnasında ya da ertesinde yaşanan bebek ölümü oranları mesele edilmeye ve ebelik eğitimi tartışılmaya başlanmıştır. Dönemin hekimleri ve devlet adamları, doğumlarda yaşanan kayıpların ve sakat bebeklerin en büyük sebebini, bilgisiz ebelerin hatalı müdahaleleri olarak görmüşlerdir. Bu yüzden alaylı ebeleri modern bilgilerle eğitme fikri ortaya çıkmış ve 1842'de Hekimbaşı Abdülhak Molla'nın çabalarıyla bir kurs açılmıştır. Hatta ebelik eğitimi ile ilgili hazırlanan bir rapora göre, "ebelik bilen iki yabancı uzmanın İstanbul'a getirtilerek ders vermesinin uygun olacağı, İstanbul'daki ebelere haftada iki gün yanlarında erkek olmamak kaydıyla doğum ve ebelik derslerinin verilmesinin düşünüldüğü" belirtilmiştir. Bu düşünceler doğrultusunda ebelik eğitimiyle ilgili uygulamalar Avrupa'dan gelecek maketler üzerinde gerçekleşecek, kursa devam edenlere ruhsat verilecek, ruhsatsız ebelerin doğum yaptırmaları ise yasaklanacaktır.

Kursun açılmasının ardından Paris'ten Madam Ventura ve Belçika'dan Madam Roberts adlı iki ebe getirtilerek 1843 yılında Mekteb-i Tıbbiye'de doğumla ilgili iki kürsü kurulmuştur. Böylelikle Osmanlı Devleti'nde ilk formel ebelik eğitimi başlamış oldu. Kurs süresi iki yıl boyunca, haftada iki gün ve günde bir saat ders görmek üzere düzenlenmiş; önceleri iki gün olan kurs sonradan haftada tek güne indirilmiştir. Kursun nihayetinde sınavda başarılı olanlara yemin ettirilerek ebelik ruhsatı verilmiştir. Fakat dil sorunu ve yetersiz katılım, istenen neticeyi tam karşılamamıştır. 1845 yılına gelindiğinde kurstan sadece otuz altı kadının eğitim alması, geleneksel ebelerin bu eğitime pek sıcak bakmadığını göstermektedir. Kurstan mezun olup Sultan Abdülmecid'in önünde yemin ederek diploma alan otuz altı ebe ise hastanelerde göreve başlamıştır. 1860'lardan itibaren Rusçuk, Tulça, Şam gibi şehirlerde, sonrasında da daha küçük yerleşim yerlerindeki gureba hastanelerinde ebeler görevlendirilmiştir. 1871 yılında ise yeni ebelik kursu Ahırkapı'da açılmıştır. 1889'a gelindiğinde, ebeliğin lohusalık ve bebek bakımını da kapsayan bir tür hasta bakıcılık olduğu düşüncesiyle ebelik kursuna hasta bakıcılık da dahil edilerek ebe adaylarına hasta bakıcı dersleri verilmeye başlanmıştır.

Atılan bu adımlarla birlikte geleneksel ebeler meslek dışına çıkarılmaya ve modern eğitimli ebelerin sayısı çoğaltılmaya çalışılmıştır. Yayımlanan genelgelere göre izinsiz olarak ebelik yapanlar ve kursa devam etmeyenlerin meslekten menedileceği belirtilmiştir.

1892 yılında Besim Ömer Paşa bu sorunu çözmek adına Demirkapı'da küçük bir evde bir viladethane kurmuş ve bir süre sonra buradaki dersleri yürütmeye başlamıştır. Doğum esnasında ve akabinde hekim ve ebeler sayesinde hem anne hem de bebek kayıplarının azalacağını savunan Besim Ömer, bu konuda gazetelere yazılar yazarak kamuoyunu iknaya çalışmıştır. Nitekim ona göre viladethane; ebe ve tıp öğrencileri için bir dershane, fakir gebeler için bir hayrathane, lohusa ve yeni doğanlar için de bir bakımhanedir. İhtimama ihtiyaç duyan yeni anne ve bebeğe en iyi şartlarda viladethanede bakılır. Esasen viladethane, teorik ve uygulamalı doğum bilgisinin verildiği merkezdir. Cihazları ve gereksinimleri Tıbbiye'den karşılanır. Hekimleri, öğrencileri ve teorik bilgi verilen ebe adayları da hazır haldedir. Besim Ömer, ebe sınıfını muhtelif milletlerden bir araya gelip ayrı lisan konuşan yaşlı ebelerden ötürü "Bâbil Kulesi"ne benzetip gidişatı değiştirmek istemiştir. Bu bağlamda kayıt için Türkçe bilmeyi, dört işlemi yapabilmeyi ve otuz yaşını geçmemeyi şart koşmuştur. Ayrıca ebeler gebe muayenesi yapacak ve kursun ikinci yılında doğum pratiğine katılacaktır. Ebe Mektebi'ne II. Meşrutiyet'ten sonra da ilkokul mezunu olma şartı getirilmiştir.

Demirkapı Viladethanesi ve Ebe Mektebi, bilimsel ölçülerde, teoride ve pratikte doğum bilgisini hayata geçirme imkânı sağlamıştır. 1909 yılında Tıbbiye-yi Mülkiye Haydarpaşa'ya taşınıp Askerî Tıbbiye ile birleşince Kadırga'daki bina; Eczacılık, Diş Hekimliği ve Ebelik Mektebi'ne tahsis edilmiş ve ikinci bir doğum kliniği kurulmuştur. Bu kurumların başına da Besim Ömer atanmıştır. Kadırga'daki Ebelik Mektebi, Cumhuriyet Türkiye'sine intikal ederek eğitim öğretim faaliyetlerini sürdürmüştür.

Kaynakça

Abdülaziz Bey. Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri. haz. K. Arısan – D. Arısan Günay. İstanbul 2002.

Akalın, Besim Ömer. Doğum Tarihi. İstanbul 1932.

Ali Rıza Bey, Balıkhane Nazırı. Eski Zamanlarda İstanbul Hayatı. haz. A. Ş. Çoruk. İstanbul 2001.

Altay, Sadet. “Cumhuriyet’in İlk On Beş Yılında Ebelik Eğitimine ve Mesleğin Değişimine Dair Kısa Bir Bakış (1923-1935)”. Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi. 17/35 (2017), s. 167-217.

Balsoy, Gülhan Erkaya. Kahraman Doktor İhtiyar Acuzeye Karşı: Geç Osmanlı Doğum Politikaları. İstanbul 2015.

Beydilli, Emine Daşdibi. Ebeliğin Dünü ve Bugünü. Ankara 2013.

Beyinli, Gökçen. Elleri Tılsımlı: Modern Türkiye’de Ebelik. Ankara 2014.

Topuzlu, Cemil. İstibdat-Meşrutiyet-Cumhuriyet Devirlerinde 80 Yıllık Hatıralarım. haz. H. Hatemi – A. Kazancıgil. İstanbul 1982.

Ünver, Ahmet Süheyl. Besim Ömer Paşa ve Doğum Tarihi. İstanbul 1932.

Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/ebe-mektebi-kibale-mektebi

Görüş, öneri ve yorumlarınız için tıklayınız.

Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.

EBE MEKTEBİ (KIBALE MEKTEBİ)

1842’de açılmış ebe yetiştiren meslekî eğitim kurumu.

Önizleme