A

BUHARA

Türkistan’da İslam medeniyetinin öne çıkan ilim ve irfan şehri.

  • BUHARA
    • Abdülkadir MACİT
    • Web Sitesi: Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 24.06.2024
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/buhara
    • Doi Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    BUHARA
    • Abdülkadir MACİT, "BUHARA ", Maarif Ansiklopedisi, https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/buhara/#yazar-1 (24.06.2024).
BUHARA

Türkistan’da İslam medeniyetinin öne çıkan ilim ve irfan şehri.

  • BUHARA
    • Abdülkadir MACİT
    • Web Sitesi: Maarif Ansiklopedisi
    • Son Güncellenme Tarihi: 18.12.2022
    • Erişim Tarihi: 24.06.2024
    • Web Adresi: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/buhara
    • Doi Numarası:
    • Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
    BUHARA
    • Abdülkadir MACİT, "BUHARA ", Maarif Ansiklopedisi, https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/buhara/#yazar-1 (24.06.2024).

Mâverâünnehir’in kadim şehirlerinden olan Buhara’nın tarihi milattan önce III. binyıla kadar uzanır. Buhara’nın gözde bir şehir olması ise uzun uğraşlar sonucu fethedilmesiyle (674) başlayan İslam devrinde gerçekleşti. Ancak bir süre sonra elden çıkan şehir Kuteybe b. Müslim tarafından 706-709 yılları arasında yeniden fethedildi.

IX. yüzyılın sonuna doğru Sâmânîler’in bölgedeki hakimiyetiyle (874-999) siyasî ve kültürel açıdan parlak bir döneme giren şehir, ülkenin başkenti oldu. XI. yüzyılda Karahanlılar (840-1212) Sâmânîler Devleti’ne son verince, siyasî önemini kaybetti ama büyük bir kültür şehri olarak kalmayı başardı. XIII. yüzyıldaki Moğol istilasından Buhara da etkilendi ve yıkılıp yağmalandı. Çağataylılar (1227-1370) ve Timurlular (1370-1500) döneminde Buhara’da Moğol tahribatı kısmen giderildi. Buhara’nın gelişimi nispeten burada Nakşibendîliğin ortaya çıkışı ve Timurlu Uluğ Bey’in şehrin merkezinde mühim eserler inşa etmesi, bizzat eğitim kadrosunda görev yaparak eğitimi ve ilmî araştırmaları desteklemesi sayesinde sürdü.

XVI. asrın başında Mâverâünnehir’e hükmeden Şeybânî Özbek Hanlığı (1500-1599) döneminde şehir bir asır boyunca siyasî ve idarî merkez olmayı yeniden başardı. XVII. yüzyıla gelindiğinde Ruslar ve Safevîler gibi iki güçlü rakibin arasında kalan Buhara Hanlığı özellikle ekonomik açıdan zayıflamaya başladı. XIX. yüzyılda Mâverâünnehir’deki varlığını gittikçe arttıran Ruslar, 1887’de Buhara’ya bağlı bazı yerleri işgal etti. XX. yüzyıl başında bölgeye 50.000 dolayında Rus’un yerleştirilmesiyle baskısını iyice arttıran Ruslar, 1920’de Buhara Hanlığı topraklarını tamamen işgal etti. Ardından Buhara ve çevresi Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlandı.

Buhara tarih boyunca Türk tarihinin öne çıkan medeniyet havzası Mâverâünnehir’in en önemli iki şehrinden biri oldu. Beşerî ve fizikî coğrafyasının katkısıyla uzun asırlar boyunca şöhretini sürdürdü. İkliminin mutedilliği, Ceyhun ile Seyhun nehirleri arasındaki düzlük arazide yerleşime uygunluğu, aynı vadilerin ticarî yolculuklara müsait olması gibi belli başlı özelliklerinden dolayı, bu şehirde ilk asırlarından itibaren önemli yerleşimlere sahne oldu, devletler ve imparatorluklar kuruldu. Mâverâünnehir’in kilit şehri olması itibariyle XX. yüzyıl başlarına kadar Buhara’nın politik tarihi, bütün bölgede sonu gelmeyen iç ve dış dinamikler arasındaki siyasî mücadelenin de acıklı bir kronolojisini verir.

Buhara, tarih öncesi dönemlerden itibaren Orta Asya bozkırlarındaki göçebelerle Horasan ve İran’daki yerleşik topluluklar arasında bir sınır konumunda olduğu için, devamlı dışarıdan yapılan müdahale ve istilaların gölgesinde şekillendi. Tarım sayesinde kazandığı refahla adını özellikle İslamî dönemde duyuran şehir, İslam medeniyetinin öncü merkezlerinden biri oldu. İslam fethinin gerçekleştirildiği ilk dönemden itibaren “Kubbetülislâm” ve “Doğu’nun Medinesi” şeklinde nitelendirildi. Tarihçi Hasan Nisârî-yi Buhârî’ye (XVI. yüzyıl) göre Hz. Eyyûb, Buhara’ya uğramış, halk kendisine ikramda bulunmuş, bunun üzerine o da Buhara ve halkı için bereket duası etmişti. Bundan dolayı Hz. Eyyûb’un kabrinin Buhara’da olduğu iddia edilir. Tarihçi Fazlullah Huncî de (ö. 1521) Hz. Eyyûb’un şehrin batısında ikamet ettiğini, orada bir çeşmenin aktığını ve bu çeşmenin adının da Sabr-ı Eyyûb Çeşmesi olduğunu nakleder. Bu bilgilerin gerçeklik tartışması bir tarafa şehir bu arka plana sahip olarak İslam dünyasında “Buharayışerif” diye şöhret buldu.

Buhara’nın şöhret kazanmasını sağlayan başlıca göstergeler arasında şehirdeki ilmî ve kültürel faaliyetler en önde geliyordu. Şehir İpek, Baharat ve Altın yol üzerinden Çin ve Hint ile Avrupa ve Mezopotamya medeniyetleri arasında sürekli bir kavşak oldu. Ticarî yollar, Buhara toplumunu sürekli dinamik tuttu, ilmî ve kültürel faaliyetler canlılığını kaybetmedi. Bundan dolayı kültürel birikim ciddi bir şekilde yazılı ve kayıtlı hale getirildi. IX. yüzyıldan itibaren fıkıh, kelam ve tasavvuf gibi naklî ilimler başta olmak üzere matematik, astronomi ve tıp gibi aklî ilimler alanında çok önemli çalışmalar ortaya konuldu.

Buhara’nın ilim ve irfan merkezi haline gelmesinde tartışılmaz en önemli kurum medreselerdi. Medreseler bir yandan İslam düşünce geleneği içerisinde üretilen bilginin örgütlü bir hale getirilmesini sağladı; diğer yandan farklı mekânlarda ayrı olarak gerçekleştirilen naklî ve aklî ilimlerle ilgili çalışmaları ilk defa tek bir merkez altında toplayarak bilimsel bilginin sosyal organizasyonuna birlik kazandırdı. Buhara medreselerinin genellikle camilere yakın olarak inşa edilmesi, ibadet ve eğitim birlikteliğini, hücre sistemine göre genellikle kare biçiminde inşa edilmesi ise azametini temsil etti.

Karahanlılar döneminden (840-1212) itibaren sayıları artan Buhara medreselerinde binlerce talebe yetiştirildi ve bunlar bizzat yöneticiler eliyle desteklendi. Karahanlılar’ın Buhara valisi Tuğrul Bey (990- 1063) burada bir medrese yaptırdı, yine Karahanlı hükümdarlarından Arslan Han da kendisi için yaptırdığı sarayı medreseye çevirdi. Buhara medreseleri Moğollar döneminde de varlığını sürdürdü. Hatta Cengiz Han’ın oğlu Tuli’nin eşi Mengü’yle (Möngke) Kubilay’ın anneleri Sorkotani Beki Buhara’da Han Medresesi’ni; aynı dönemde Mahmud Yalvaç’ın oğlu Mesud da Mesudiye Medresesi’ni inşa ettirdi. Timurlular döneminde Timur (1336-1405) tarafından eski bir cami kalıntısı üzerinde inşa ettirildiği düşünülen Balyand Medresesi ve Uluğ Bey (1447-1449) tarafından kendi adına inşa ettirdiği medrese dönemin en önemli yüksek eğitim merkezi ve rasathanesiydi. Buhara medreseleri arasında Çâr Minâr, Şiî, Medrese-yi Zergerân (Zariyeran), Dârüşşifa ve Hoca Ahrâr Medresesi yapımı Şeybânîler öncesinde gerçekleşenlerdir.

Şeybânî Özbek Hanlığı döneminde yapılan medreseler Buhara’nın eğitim tarihinde önemli bir aşamaya geçmesini sağladı. Ubeydullah Han 1535-36 yılında Mîr Arap Medresesi’ni; Abdülaziz Han (1540-1550) Mîr Arap Medresesi’nin tam karşısında Abdülaziz Medresesi’ni; Abdullah Han karşılıklı olarak 1566/67 yılında Mâder-i Han ve 1588/90’da Abdullah Han Medresesi’ni; 1568-1569 yılları arasında Kudaltaş ve 1578-79’da Kökeldaş Medresesi’ni yaptırdı.

XIX. yüzyılda hız kazanan Rus işgali medreselerin önemini yitirmesine sebep oldu. XX. yüzyıl başlarında şehre hâkim olan Sovyet rejimi Buhara’da sadece birkaç medresenin varlığını sürdürmesine imkân tanıdı. Bunlardan biri olan Mîr Arap Medresesi Sovyet rejiminin müsaade ettiği ölçüde bütün Türkistan’ın din bilgini ihtiyacını karşılamaya çalıştı.

Buhara medreselerinin müfredatı ve işleyişi hakkındaki bilgiler daha çok XIX. yüzyıl seyyahlarının kayıtlarına dayalıdır. Buhara medreselerinde genel olarak üç ilim dalı okutuldu. Bunlardan birincisi ilahiyat yani şer‘î ilimler, ikincisi Arapça lisanı ve üçüncüsü de hikmet üzerineydi. Şer‘î ilimlerde tefsir (Tefsîr-i Kādî Beyzâvî’nin [Envârü’t- Tenzîl] Şeyhzâde, Ömer Teftâzânî, Hüsâmeddin ve Abdülhekîm-i Lâhûrî şerhleri), hadis (Mişkâtü’l-Mesâbîh’in Ali el-Kārî ve Şerefeddin et-Tîbî şerhleri), fıkıh (Ubeydullah Sadrüşşerîa’nın el-Vikâye’sinin ve Burhâneddin Mergīnânî’nin el-Hidâye’sinin şerhleri), usûl-i fıkıh (Sadrüşşerîa’nın Tenkīhu’l-Usûl’unun şerhleri), ilm-i kelam (Ömer Nesefî’nin Akāidü’n-Nesefî ve şerhleri), ilm-i ferâiz (Metn-i Ferâiz), ilm-i kıraat (Cezerî’nin en-Neşr fi’l- Kırââti’l-Aşr ve şerhleri, Şâtıbî’nin şerhleri, Secâvendî) dersleri okutuldu. İkinci ilim dalı Arapça idi. İslam eğitiminin temeli ve kaynağı Kur’an-ı Kerim ve dili de Arapça olduğundan medreselerde bu lisanın öğrenilmesi elzemdi. Arapça lisanında öğrenciler Fîrûzâbâdî’nin Kamus, Cevherî’nin es-Sıhâh, Ahmed b. Ali el-Beyhakī’nin Tâcü’l-Mesâdir fi’l-Luga’sından sözlük çalışması; ilm-i sarf ile ilgili eserlerden Arapça grameri; ilm-i nahv ile ilgili Kafiye ve şerhlerinden Arapça telaffuzu; ilm-i aruz ile şiir, ilm-i kafiye ile Risâle-i Endelüsî’den kafiye öğreniyordu. Son ders ise hikmet idi. Bu alana dair öğrenciler şu kitapları okuyordu: Abdurrahman-ı Câmî’nin el-Fevâidü’z-Ziyâiyye ve şerhleri, Aristo’nun Îsâgūcî’sinin Nu‘mân şerhi. Ayrıca Kazvînî’nin eş-Şemsiye ve şerhleri Şerh-i Şemsiye, Hâşiye-i Seyyid Şerîf el-Cürcânî, Hâşiye-i Abdülhekim Lâhûrî, Teftâzânî’nin Tehzîbü’l-Mantık ve’l- Kelâm ile şerhleri; Süllemü’l-Ulûm ile şerhleri de okutuluyordu.

Buhara’daki eğitim faaliyetlerini geliştiren ve önemli ölçüde yönlendiren vakıflar oldu. Buhara medreselerinin her biri vakıf gelirlerine sahip idi ve her sene vakıftan elde edilen gelirler medrese ve görevlilerine taksim edilirdi. Bu vakıflar sayesinde şehirde toplumsal refah tabana yayıldı. Fakirler doyuruldu, ihtiyaç sahiplerine yardımlar yapıldı ve hastaların tedavisi gerçekleştirildi.

Buhara’da eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirildiği yapılardan biri de kütüphanelerdi. Şehir uzun yıllar Sâmânîler’in yönetim merkezi olduğundan zengin kitap ve kütüphane arşivini bünyesinde barındırmaya başladı. Bu devirde önemli kitapları içeren saray kütüphanesi kuruldu. Bu kütüphaneden istifade edenler arasında İbn Sînâ da (ö. 1037) vardı. Saray kütüphanesinin pek çok odadan teşekkül ettiğini belirten İbn Sînâ, her odanın belirli bir sanat alanına tahsis edildiğini ve bu odalarda bulunan sandıklarda özellikle İslam hukuku, şiir kitapları ve el yazmalarının muhafaza edildiğini kaydetti. XX. yüzyılın başında dahi varlığını sürdüren bu saray kütüphanesi Bolşevikler eliyle yakıldı.

Buhara’da eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirildiği yerler arasında camiler gerek ilim halkalarıyla gerek irşat faaliyetleri kapsamında vaazlar ve sohbetlerle önemli mekânlar idi. Bu faaliyetlerin yapıldığı Buhara camileri arasında en önemlileri şunlar idi: Kuteybe b. Müslim’in 712-713’te Buhara Hisarı içinde yaptırdığı Mescid-i Cami; Abbâsîler’in Horasan valisi Yahyâ Bermekî’nin emriyle 770-771’de yapılan cami; Sâmânîler döneminde yapılan Benî Hanzala Mescidi ve Mescid-i Ahmed; Karahanlılar’ın inşa ettirdiği Namazgâh Camii (1119) ve Ulucami (1180); Pâyikalan Meydanı’ndaki Kalyan, Mescid-i Cuma ve Büyük Cami olarak bilinen ve Timur’un başlattığı daha sonra Şeybânîler’in 1539 yılında tamamladıkları Kalan Cuma Camii; yine Şeybânî hanlarından Abdülaziz Han’ın daha önce bir Safevî türbesi olan Mağâk-ı Attârî’yi dönüştürdüğü mescit; Bala Havuz; Balyan ve Hâce Zeynüddin Mescidi.

Buhara’nın bir ilim ve kültür şehri olmasında ve çok sayıda ilim ve kültür adamının yetişmesinde medreselerin yanı sıra rasathaneler, camiler, vakıflar ve kütüphaneler gibi eğitim kurumlarının etkisi çok oldu. Bu konuda Sâmânîler de önemli adımlar attılar. Şehrin bu dönemde ilmî anlamda elde ettiği sıçrama çevre bölgelerdeki âlimleri de buraya çekti. Buhara kısa zamanda âlimlerin toplanma merkezi haline geldi. Kütüb-i Sitte’nin en meşhuru olarak bilinen Câmiu’s-Sahîh yazarı Buhârî (810-869) buralıdır. X. yüzyılda Sâmânî sarayında bulunmuş âlim, şair ve ediplerden bazıları şunlardı: Ortaçağ tıbbının önde gelen temsilcisi, filozof ve fizikçi İbn Sînâ, matematik alanında nam salmış Abdullah b. Ali, İran şairi Rûdekî, Mûtezile âlimlerinden Kâ‘bî, Seyahatnâme’si ile ünlü İbn Fadlân, Ebü’l-Hasan el-Lehhâm, Ebû Nasr Hersemî, Ebû Nasr Zarîfî, İsfahânî, Murâdî, Ali Şeybânî, Ebû İshak el-Fârisî, Ebü’l-Kāsım Dîneverî, Ebû Ali Zevzenî.

Şeybânî Özbek Hanlığı döneminde Buhara’da İslam ilimlerinde çok sayıda isim vardı. Bu hususta Mâverâünnehir coğrafyasının güçlü bir ilmî geleneğinin mevcudiyeti ve Safevîler’den kaçıp Şeybânîler’e sığınan ve medreselerde müderris olarak görev yapan ilim adamlarının varlığı etkili oldu. Bu ilim adamlarının bazıları şunlardı: Mevlânâ İbrâhim, Celâleddin Devvânî, Mollacan Şîrâzî, Molla Yûsuf Karabâğî, Mevlânâ Haydar Sabrâmî, Mevlânâ Şems Ömer, Mevlânâ Muhammed Hitâyî, Mevlânâ Abdullah Rûmî, Molla Abdürrahim, Hoca Mevlânâ İsfahânî, Mevlânâ Mahmûd Azîzân, Hâfız Mîrâsî, Ma‘sûm Hoca Işkī, Molla Ziyâeddin, Seyyid Pâdşâh Hacı Seyyid Atâî (Hemedânî), Mevlânâ Hâfız Hacı, Muhammed Devvânî Sıddîkī, Emîr Âhu, Mevlânâ Yâr Muhammed Kārî, Şemseddin Muhammed Kuhistânî, Mevlânâ Muhammed Emin Zâhid, Hoca Nizâmeddin Abdulhâdî Pârsâ, Mevlânâ İsâmüddin İbrâhim, Mevlânâ Savtî ve Safiyyüddin Mustafa Rûmî.

Buhara’nın bir ilim ve eğitim şehri olmasına mutasavvıflar da önemli katkılar sundular. Buhara’da tasavvufun şöhret bulduğu dönem Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî (ö. 1166) ile başladı. Ahmed Yesevî Karahanlılar döneminde şeyhi Yûsuf Hemedânî’nin büyük teveccühünü kazanarak Buhara’da 1160’ta onun halifesi oldu ve postuna oturdu. Buhara’nın önde gelen mutasavvıflarından bir diğeri Necmeddin Kübrâ’ya intisap etmiş olan Seyfeddin Bâharzî (ö. 1261) idi. Yine Bahâeddin Nakşibend (ö. 1389) hayatını Buhara ve civarında geçirdi. Onun müritlerinden Hâce Muhammed Pârsâ adıyla meşhur Muhammed b. Muhammed Hâfız-ı Buhârî (ö. 1419) şehirde çok etkili oldu. Nakşibendiye bütün bu isimlerle Buhara’nın hem manevi ve ilmî hayatında hem de siyasî, idarî, askerî, içtimaî ve eğitim sahalarında önemli rol oynadı.

Buhara’nın ilmî ve kültürel çalışmalarına hat sanatı ve resimli el yazmaları da öncülük etti. Şeybânî Özbek Hanlığı döneminde rastlanan bu sanat eserleri ilk olarak Timurlular zamanında yetişmiş kabiliyetli hattatların ve talebelerinin mirasıyla ve daha sonra da bilhassa Muhammed Şeybânî Han’ın özel ilgisi ve Ubeydullah Han’ın Horasan bölgesine sık sık gerçekleştirdiği seferler neticesinde Safevîler’e ait el yazması metinleri, sanatçı ve hattatları Buhara’ya getirmesiyle meydana geldi. Bu sanatkârlar Buhara’da Herat resim geleneğini XVII. asrın son çeyreğine kadar sürdürdü. İyi bir âlim ve hattat olan Abdülaziz Han da Mevlânâ Mîr Ali Herevî, Hoca Mahmud Siyavuşânî ve Mîrek Münşî gibi hattat ve ressamları bir araya getirerek Buhara mektebi adı verilen sanat mektebini teşkil ettirdi ve Abdülaziz Han Medresesi’ni bir sanat akademisi haline getirdi. Bu şekilde başlayan Buhara mektebi geleneği 1586’da Horasan’ın ilhakıyla Meşhed ve Herat anlayışının tesiriyle yeni bir sanatsal dalgaya ev sahipliği yaptı. Şeybânîler’in önde gelen sanatkârları arasında Mevlânâ Sultan Ali Meşhedî, Mevlânâ Benây-ı Herevî, Hâfız Sultan Ali Evbehî ve Mîrek Seyyid Gıyâs zikredilebilir. Bununla beraber, sanat çalışmalarıyla irtibatlı olacak şekilde Buhara şairlerinin bir antolojisini hazırlayan Hasan Nisârî, Müzekkiru Ahbâb adlı eserinde Şeybânî Han, Ubeydullah Han ve Abdülaziz Han zamanları ile ilgili olmak üzere, Buhara’nın içinde ve dışında bilime ve edebiyata kendini adamış 250 şahsa yer verdi.

Buhara şehrinin XVII-XVIII. asırlarda yaşadığı dış tehditler ve iç siyasal çekişmelerle XIX-XX. asırlarda karşı karşıya kaldığı işgal önceki asırlardaki şöhretini ve bütün İslam beldelerini ilmî ve kültürel olarak besleyen zenginliğini zayıflattı. XX. yüzyılda bu zayıflığı gidermeye yönelik adımlar atıldı. Bu bağlamda Özbekistan’nın 1991 yılında bağımsızlığını ilan etmesiyle Buhara da her bakımdan kalkınmaya başladı. Buhara bugün Özbekistan Cumhuriyeti’nin en önemli eğitim, kültür ve sanat şehirlerinden biri olarak tarihî rolünü sürdürme yolunda ilerliyor.

Kaynakça

Cüveynî, Alaaddin Atâ Melik. Târîh-i Cihangüşâ. çev. M. Öztürk. Ankara 2014.

Frye, R. Nelson. “Ortaçağ Başarısı Buhara”. çev. H. Kurt. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 41 (2000), s. 425-471. Hâfız Teniş. Şerefnâme-i Şâhî. Tahran 1983.

Huncî, Fazlullah b. Rûzbihân. Mihmânnâme-i Buhârâ (Târîh-i Padişahî Muhammed Şeybânî). nşr. M. Sütûde. Tahran 1384. Katagān, Muhammed Yâr b. Arab. Musahhirü’l-Bilâd (Târîh-i Şeybâniyân). nşr. N. Celâlî. Tahran 1385.

Kütük, Ahmet. Buhara. İstanbul 2019.

Macit, Abdulkadir. Şeybânî Özbek Hanlığı (1500-1599). Ankara 2022.

Münşî, Muhammed Yûsuf. Tezkire-i Mukīm Hânî: Siyeri Târîh-i Ferhengî ve İctimâî Mâverâünnehir der Ahd-i Şeybâniyân ve İşterhâniyân. nşr. F. Sarrâfân. Tahran 1961.

Narşahî, Ebubekir Muhammed b. Cafer. Târîh-i Buhârâ. çev. E. Göksu. Ankara 2013. Nisârî Buhârî, Bahâeddin Hasan. Müzekkir-i Ahbâb. nşr. M. Fazlullah. Haydarâbâd 1969. Roux, Jean-Paul. Orta Asya: Tarih ve Uygarlık. çev. L. Arslan. İstanbul 2001.

Şeşen, Ramazan. “Buhara”. DİA. 1992, VI, 363-367.

Vambery, Arminius. Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi. çev. A. S. Abdülhalim. İstanbul 2012.

Kaynak: https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/buhara

Görüş, öneri ve yorumlarınız için tıklayınız.

Bilgi paylaştıkça çoğalır. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.

BUHARA

Türkistan’da İslam medeniyetinin öne çıkan ilim ve irfan şehri.